Türkiye tiyatrosunda yarım asırdır büyük emeği olan, sahnelediği oyunlarda Türkiye ve yurt dışından onlarca ödül alan 80 yaşındaki Oyuncu ve Yönetmen Yücel Erten, ANF'nin sanat ve demokratikleşme üzerine sorularını yanıtladı.
Erten, dijitalleşmenin yaygınlaşmasının tiyatroya olumsuz etkisinin olup olmadığına dair şu değerlendirmede bulundu:
“Öncelikle şunu belirtmem gerekecek: Dijital hiçbir şey tiyatro değildir. Olsa olsa ‘tiyatro hakkında’ ya da ‘tiyatroya ilişkin’ bir şeydir. Çünkü tiyatro yüz yüze, göz göze, yürek yüreğe, soluk soluğa, birebir ve anında bir sanattır. Rafta, çekmecede saklayamazsınız. İzlemesi için arkadaşınıza ödünç veremezsiniz. Uykum geldi, yarın devamını izleyeyim, diye düğmesine basamazsınız. Duraklatıp mutfağa çay almaya gidip dönünce devam edemezsiniz. Bu varoluşsal gerçeği göz önüne aldığınız zaman, dijitalleşme ve benzeri işlerin bu sanatın özüne olan uzaklığını da görürsünüz. Bu tür moda eğilimler, tiyatro sanatı karşısında geçici olacaktır.”
Mevcut kültür politikalarının demokratikleşmesi için sanatçılara ve topluma görevler düştüğüne dikkati çeken Erten, kayıtsızlığa ve eylemsizliğe itiraz ederek şunları söyledi:
“Toplumun, göz göre göre kemirilen cumhuriyet, çürütülen demokrasi, laik hukuk devleti gibi konularda kayıtsız kalmaması gerekir. Sanatçılara düşen görev de, sanat ve kültür alanlarında demokratik yapılanmaların oluşumu için mücadele etmektir. Sadece verili koşullar içinde sanat üretmekle yetinmek, bir bakıma düşünce tembelliği ve eylemsizliğe uzanıp terapistini beklemek gibi olur. Demokratik bir sanat atmosferi oluşturabilmek için de; kurumlar üzerinde düşünmek, tartışmak, irdelemek, öğrenmek, emek vermek gerekecektir. Üzülerek görüyoruz ki, sanat dünyamızda işin bu yönünde vurdumduymaz bir tutum ağır basıyor.”
‘SANATSAL VE KÜLTÜREL GİRİŞİMLER İÇİN DEMOKRATİK YASAYA İHTİYAÇ VAR’
Yerel yönetimlerin kültür-sanat alanındaki rolünü daha güçlü veya daha doğru yerden oynayabilmesi ile yerel demokrasinin gelişmesi arasındaki ilişkiyi önemseyen Erten, yerel yönetimlerde kültürel ve sanatsal hareketlerin yasal dayanak eksikliğinden doğan bir kısır döngüde olduğunu söyledi:
“Her şey yönetmeliklerle yürüyor. Oysa yönetmelik denen şey, çok kaygan bir zemin. Başkan’ın veya Belediye Meclisi’nin keyfine, zevkine, meşrebine, mezhebine göre zırt pırt değişebiliyor. Gücünü arttırmak isteyen çokbilmiş bürokratların egemenliği altına girebiliyor. Kazanç kapısı arayan kurnaz ve paragöz taşeronların, egosu şişkin yeteneksizlerin cahil cüretine esir düşebiliyor. Bu sakıncaların karşısına yöntem getirmeye çabalıyorsunuz, -ama alt tarafı bir yönetmelik ya-, ilk siyasal değişiklikte çöpe atılabiliyor. Yerel yönetimlerin sanatsal ve kültürel girişimlerini, bu keyfîlikten kurtaracak, uygar, rasyonel ve demokratik bir yasaya şiddetle ihtiyaç var. Sanatçıların, alanda kendi rollerini doğru yerden oynamaları için bu konuda da emek vermeleri gerekir.”
‘ÇATIŞMALI DÖNEMLERDE SANAT DA NASİBİNİ ALIYOR’
Çatışmalı dönemlerin faturasının sanata da kesildiğini ifade eden Yücel Erten, şöyle konuştu:
“Sosyolojik bir olgu mu, yoksa gelenekselleşmiş bir refleks mi, ne diyelim bilemiyorum… Ama şuna sürekli tanık olmaktayız: Her türlü dar boğazda, maddî-manevî sıkıntıların faturası sanata kesiliyor. Oysa sanat, devletin yurttaşına bir ikramı, hediyesi, bahşişi falan değildir. Sanat, devletin yurttaşına borcudur. Devlet bu borcun üstüne yatarsa, kız çocuklarını öldürüp dereye gömerler.”
Erten, sanatın ön yargıları kırmadaki gücüne güvendiğini belirterek, “Buna güvenmesem, sanat yapmazdım” dedi ve sanatın diyalog, barış ve hoşgörüde rolüne dikkat çekti:
“Sanatta empati de vardır, coşku da, isyan da. Olumlama da vardır, yadsıma da. Yerine göre diyalog, ortaklaşma; yerine göre de yüzleşme, eleştirme, kınama hattâ ayrışma zeminidir. Çünkü sanatın, kültür yığışımları da dahil olmak üzere, geleneklere ve görüşlere karşı çıkma, eleştirme hakkı vardır. Sanat; dil, din, ırk, uyruk, töre, hukuk, siyaset, ideoloji, kültür ve benzeri her türlü oluşum üzerine, görüş ve duygu belirtme hakkına sahiptir. Elbette empatiye ve hoşgörüye alan açmak, buluşturmak, uzlaştırmak, ortaklaştırmak da bu hakkın bir cephesidir. Bilim ve sanat özgürdür, kurumları da özerk. Sanatın özgürlüğünü ve sanat kurumlarının özerkliğini hazmedebilecek gerçek demokratik bir ortam gerekir.”
Erten, “çatışmaların son bulması barış ortamı için yeterlidir” yaklaşımını reddederek, AKP iktidarının anti-demokratik uygulamalarının Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin sahiplenilmesini zorlaştırdığına dikkat çekti. Erten, mevcut siyasi ve hukuki tabloya ilişkin şu eleştirilerde bulundu: ““Bu ülkede yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabaları, yargısız infaz anlamına gelen tutuklu yargılama, gizli tanıklık uydurmasıyla kumpas girişimleri, türlü yasa tanımazlık, evrensel hukuka uymayan yıllarca hapislikler, bu soygun, bu talan, bu çoklu standart, servet devşirmesi, gerici provokasyonlar, şeriat höykürmeleri, bu eğitim felâketi, bu sağlık tezgâhı, bu ceberrut güvenlik anlayışı, bu yetki karmaşası sürüp giderken nasıl bir barış bu? Sadece çatışmanın son bulması, bütün bu yaralara sihirli bir merhem mi olacak?”
‘İKTİDAR GÜVEN VERİCİ ADIM ATMALI, BİZ DE DİKKATLE GÖZLEMELİYİZ’
Demokratikleşme sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yücel Erten, güven verici adımların eksikliğine dikkat çekti:
“Demokratikleşme için güven verici adımlar nerede, ben henüz göremiyorum… Demokratikleşme barışın ön koşulu, olmazsa olmazı değil mi? Demokratikleşme yolunda gerekli adımlar atılmazsa, o nasıl bir barış olur öyle? Hukuku; anayasayı, insan haklarını çiğneyecek kadar eğip bükmekten geri durmayan bir iktidardan, eli yüzü düzgün bir demokrasi ve barış ortamı beklenebilir mi? Süregiden hukuk curcunasının demokratik bir açılıma dönüşeceğinin güvencesi nerede? Tam demokrasi ve barış istediğimi eklemek isterim. Hemen şimdi!”
Erten, yurttaşlara ve sanatçılara düşen göreve de işaret ederek, sürecin dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı:
“Yurttaşa da, sanatçılara da düşen görev, demokratikleşme adımlarını dikkatle gözlemek, iktidarın lehine bir gözbağcılık varsa buna dikkat çekmek olmalı.”