Özgürlük bahşedilmez, alınır*

Demokrasi, özgürlük, hukuksal güvence hegemon olanların toplumlara vereceği veya bahşedeceği değerler değildir. Toplumsal güçlerin bizzat kendini örgütlemesi ve inşa etmesi sonucu iktidarların zorunlu olarak alan açtığı ve yetki paylaştığı hususlardır.

Politik yaşam bütün yoğunluğu ile devam ediyor. Büyük yaratıcılığa ve politik ustalığa dayanmayan böylesine karmaşık süreçlerin istikrarlı yol alması zordur. Genel olarak bölgenin böylesine kriz ve kaos halini yaşadığı, her an her zeminde çatışmanın mümkün olacağı dikkate alındığında sürecin nasıl yüksek bir hassasiyet gerektirdiği açıktır.

Her kesimin kendince anlam yüklediği, yorumladığı süreç tartışılmaya devam ediyor. Belirsiz tarafları ve öngörülemezliği çok olması nedeniyle haklı olarak tartışması da yoğun olmaktadır. Türkiye’deki sağ milliyetçi ulusalcı cenah başka yorumluyor, muhafazakar milliyetçi cenah başka yorumluyor. Kürt milliyetçileri farklı, sol cenah farklı yorumluyor. Bu durum elbette ki, sürecin karakteriyle alakalıdır. “Süreç” denilen gelişme, temel sorunu çözmekten ziyade sorunun çözüm yöntemini ve araçlarını değiştirmeyi hedefliyor. Silahlı çatışma yöntemi ve araçları yerine demokratik siyaset ve hukuku esas hale getirmeyi önceliyor.

Mevcut durumda bir ateşkes var ama sadece çatışmasızlık halini içeriyor. Toplumsal ve siyasi alanda ise daha yoğunlaşmış bir mücadele söz konusudur. Yöntemi değişmiş ama daha yoğunlaştırılmış bir dönem olarak anlaşılmalıdır. İktidar cenahı her türlü oyunu oynayabilir, hesabı yapabilir. Bunlara bakarak, yaptıklarını değerlendirerek süreci yorumlamak gerekir. Önemli olan nokta, eskinin inceltilmiş politikasının sürdürülüyor olmasıdır. Varlığın kabulü ve özgürlüğü tanınmaktan uzaktır. Bu nedenle karşı cenahın ne dediğine ve ne yaptığına değil demokrasi güçlerinin günlük olarak neleri ne kadar inşa ettiğine, koşulları ne kadar doğru değerlendirdiğine bakmak, ona göre ele almak daha doğrudur.

Demokrasi, özgürlük, hukuksal güvence hegemon olanların toplumlara vereceği veya bahşedeceği değerler değildir. Toplumsal güçlerin bizzat kendini örgütlemesi ve inşa etmesi sonucu iktidarların zorunlu olarak alan açtığı ve yetki paylaştığı hususlardır.

Hep sorgulanan bir husus vardır: Neden Osmanlı’da demokrasi gelişmedi? Devamında Cumhuriyet döneminde devlet demokrasiye duyarlı hale gelemedi? Haklı sorular, ama bu devletlerin karakterinden ziyade, toplumların politik güç haline gelememeleriyle alakalıdır. Toplum sadece talep etmekle yetinmiştir. Oysa demokrasi talep edilmez, inşa edilir.

Toplum ne kadar kendini örgütleyip, inşa etmişse talepleri o düzeyde karşılık bulur. Kendinizi ne kadar örgütlüyor, dönüşüyor ve inşa ediyorsanız anlam gücünüz ve değeriniz o kadardır. Bu bireyler kadar topluluklar ve toplumlar için de geçerli ve gereklidir. Kürtler söz konusu olunca bunun yaşamsal değeri oldukça açıktır.

Silahlı şiddetle politika yapmanın sınırları vardır. Aşırıya kaçınca dönüp sahibini tüketme ihtimali göz ardı edilemez. Tercih edilen demokratik yöntem ve araçlarla politika yapmaktır. Burada yaratıcılık, üreticilik, inşacılık olmazsa olmazdır. Toplumumuzun hep kaçtığı gerçek de burasıdır. Oysa politika anı anına uygulamayı, üretmeyi, yaratmayı, inşa etmeyi şart kılıyor. Bu konuda bürokratik, elitist, konformist tarz fazlasıyla engelleyicidir. Zihin, kişilik ve karakter olarak demokratik kömünal olamama tarihsel fırsatı kaçırmaya, olanakları doğru değerlendirmemeye neden oluyor. Bunlar aşılmayı bekleyen temel problemler oluyor.

Ömer Hayri Konar

İmralı Hapishanesi

* Bu yazı Özgür Halk dergisinden alınmıştır.