Ateş altında Kürdistan’ı savunmak

ABD öncülüğündeki güvenlik şemsiyesinin çekilmesi ve Bağdat’ın merkezileşme adımları Güney Kürdistan’ın statüsünü tehdit ediyor. Önder Apo’nun Demokratik Birlik Hükümeti çağrısı, bu süreçte ortak Kürt aklı ve savunmasına işaret ediyor.

Ortadoğu, 3. Dünya Savaşı’nın yarattığı çatışma, siyasi kriz ve ekonomik yıkımın iç içe geçtiği bir ateş çemberinden geçiyor. Savaşın genişlediği ya da daraldığı her aşamada güvenlik, barınma ve gıda gibi varlık için temel koşullar ağır bir kriz alanına dönüşüyor. Başta Kürtler olmak üzere bölgedeki halkların varlık güvencesi her geçen gün daha fazla tehdit altında.

Devletler ve devlet dışı aktörler eliyle geliştirilen saldırılar Ortadoğu’da güvenlik sorununu derinleştirirken, savaşın yarattığı yıkım milyonlarca insanı mülteci kamplarına, enkazlara veya göç yollarına sürüklüyor. Su, enerji ve ticaret yolları üzerindeki çatışmalar, kapitalist talan ve savaş nedeniyle tedarik zincirlerinin kopması ise ekonomik krizi ağırlaştırıyor.

Kürdistan’ı parçalayan ulus-devlet merkezlerinin bölgeye dönük yeni hegemonya arayışları da bu tabloyu daha karmaşık ve tehlikeli hale getiriyor. Ortadoğu’daki dengelerin yeniden kurulmaya çalışıldığı ve Kürdistan’ın bölgesel güç mücadelelerinin önemli alanlarından biri haline geldiği bu süreçte, Güney Kürdistan’ın uzun süredir devam eden siyasi yönetim krizi ve hükümet kuramama hali yeni risklerle birleşiyor.

GÜNEY KÜRDİSTAN’DA STATÜ VE VARLIK KRİZİ

Güney Kürdistan açısından temel mesele yalnızca hükümetin kurulması ve 10. Kabine’nin bakanlarının belirlenmesi değil. Değişen siyasi ve güvenlik dengelerine uygun yeni bir stratejik okuma, risk tahlili ve buna yanıt verecek kapsamlı bir program ihtiyacı bulunuyor.

Çünkü Güney Kürdistan, 1991 Körfez Savaşı sonrasında oluşan güvenlik mimarisinin ve 2005 Irak Anayasası ile güvence altına alınan federal statünün ciddi bir kırılma sürecinden geçtiği bir döneme giriyor.

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’taki askeri misyonlarını sona erdirme hazırlığı, bu dönüşümün en önemli unsurlarından biri. 30 Eylül yaklaşırken Irak’taki devlet dışı silahlı güçlerin geleceği, silahların devlet bünyesinde toplanması ve İran’a yakın grupların bu sürece yaklaşımı temel tartışma başlıkları arasında yer alıyor.

Koalisyonun çekilmesiyle birlikte özellikle Hewlêr ve çevresinde konuşlandırılan Patriot bataryaları ve C-RAM gibi hava savunma sistemlerinin de bölgeden çıkarılması, Güney Kürdistan’ın dış saldırılara karşı güvenlik kapasitesi açısından yeni bir durum yaratıyor.

35 YILLIK GÜVENLİK MİMARİSİ SONA ERİYOR

1991 Nisanı’nda ilan edilen uçuşa yasak bölgeyle başlayan ve sonraki yıllarda ABD öncülüğündeki güçlerin güvenlik şemsiyesiyle devam eden dönem, Güney Kürdistan’ın stratejik konumunda belirleyici oldu. Ancak yaklaşık 35 yıllık bu güvenlik mimarisi, koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilme süreciyle birlikte yeni bir aşamaya giriyor.

Bu dönüşüm yalnızca askeri alanla sınırlı değil. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin anayasal, mali ve güvenlik alanlarındaki yetkileri de son yıllarda Bağdat merkezli kararlar ve Federal Yüksek Mahkeme’nin çeşitli kararları üzerinden tartışmalı hale geldi.

2005 Irak Anayasası ile federal bir statü kazanan Güney Kürdistan’ın idari, mali ve güvenlik alanlarındaki yetkilerinin fiilen daraltılması, bölgenin Bağdat’a bağımlılığını artıran bir sürece işaret ediyor. Özellikle bütçe, petrol gelirleri ve güvenlik alanındaki anlaşmazlıklar bu gerilimin temel başlıklarını oluşturuyor.

PÊŞMERGE GÜÇLERİ VE GÜVENLİK SORUNU

ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Bölgesi Pêşmerge Bakanlığı arasında 2022’de yenilenen dört yıllık Mutabakat Zaptı’nın 30 Eylül 2026’da sona erecek olması da bu dönüşümün önemli başlıklarından biri. Koalisyonun çekilmesiyle birlikte Pêşmerge güçlerine yönelik finansman, eğitim ve askeri teçhizat destek mekanizmalarının geleceği de yeniden şekilleniyor.

Buna karşılık Pêşmerge güçlerinin KDP ve YNK ekseninde bölünmüş yapısı, Güney Kürdistan’ın ortak savunma kapasitesi bakımından uzun süredir tartışma konusu. Irak’ta silahların devlet bünyesinde toplanması tartışmalarının Pêşmerge güçlerine de uzanması, dış güvenlik desteğinin azaldığı bir dönemde bu yapının geleceğini daha da önemli hale getiriyor.

Dolayısıyla Güney Kürdistan’ın karşı karşıya olduğu mesele, yalnızca dış güvenlik desteğinin azalması değil; aynı zamanda kendi savunma kapasitesinin nasıl örgütleneceği ve siyasi otoritenin güvenlik alanında nasıl ortaklaştırılacağı sorusudur.

ANAYASAL VE MALİ ÖZERKLİK BASKI ALTINDA

Güney Kürdistan’ın statüsündeki kırılmanın bir diğer boyutunu ekonomik alan oluşturuyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi son yıllarda bütçe ve gelirler konusunda Bağdat’a daha fazla bağımlı hale gelirken, petrol gelirleri üzerinden yaşanan anlaşmazlıklar bölgenin mali hareket alanını daralttı.

Petrol satışlarının ve gelirlerinin denetimi konusunda yaşanan hukuki ve siyasi anlaşmazlıklar, Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik özerkliğini doğrudan etkiledi. Böylece güvenlik alanındaki dış desteğin azalması ile mali ve anayasal yetkiler üzerindeki baskı aynı döneme denk geldi.

Ancak ekonomik krizin nedenleri yalnızca Bağdat’la yaşanan anlaşmazlıklarla açıklanamaz. Yıllar boyunca petrol gelirlerinin kullanım biçimi, ekonomik çeşitliliğin yeterince geliştirilememesi ve kaynakların toplum yararına kullanımına ilişkin tartışmalar da mevcut tablonun önemli unsurları arasında yer alıyor.

Bu nedenle Güney Kürdistan’ın geleceğine ilişkin herhangi bir siyasi programın yalnızca anayasal hakların korunmasını değil, ekonomik kaynakların şeffaf yönetimini, petrol bağımlılığının azaltılmasını ve toplumsal refahı artıracak yeni bir ekonomik model arayışını da içermesi gerekiyor.

İKİLİ YÖNETİM KRİZİ VE ORTAK SİYASİ AKIL

Güney Kürdistan’ın karşı karşıya olduğu güvenlik, statü ve ekonomi sorunları, bölgedeki KDP-YNK eksenli ikili yönetim yapısıyla doğrudan bağlantılı tartışmaları da yeniden gündeme getiriyor.

Bu tabloda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Güney Kürdistanlı siyasi güçlere yaptığı “Demokratik Birlik Hükümeti” çağrısı, bölgenin yaşadığı kriz bağlamında ele alınıyor. Çağrı, mevcut siyasi bölünmüşlüğün aşılması, farklı siyasi ve toplumsal güçlerin ortak bir zeminde buluşturulması ve Güney Kürdistan’ın statüsünün korunmasına dönük ortak bir strateji geliştirilmesi önerisini içeriyor.

Bu yaklaşımın merkezinde, mevcut ikili yönetim yapısının Güney Kürdistan’ın dışarıdan gelen siyasi ve güvenlik baskılarına karşı ortak hareket etme kapasitesini zayıflattığı değerlendirmesi bulunuyor. Dolayısıyla Demokratik Birlik Hükümeti önerisi, yalnızca bir kabine oluşturma meselesi olarak değil, ortak siyasi irade ve savunma mekanizması oluşturma arayışı olarak ele alınıyor.

ORTAK SAVUNMA VE SİYASİ TEMSİL

Güney Kürdistan’daki farklı siyasi güçlerin ortak bir savunma mekanizması oluşturması, bölgenin değişen güvenlik koşullarında temel tartışma başlıklarından biri olabilir. Bu çerçevede KDP ve YNK başta olmak üzere tüm siyasi güçlerin katılımıyla Pêşmerge güçlerini kapsayan ortak bir savunma yapılanması gündeme gelebilir.

Böyle bir yapılanmanın yalnızca askeri koordinasyonla sınırlı kalmayıp, güvenlik politikalarının ortak siyasi karar mekanizmaları tarafından belirlenmesini sağlayacak bir yapıyla desteklenmesi gerekiyor. Bu tartışma, Kürtlerin bölgesel güvenlik denkleminde kendi savunma kapasitesini geliştirmesi ve farklı merkezlerle ilişkilerini ortak bir siyasi çerçevede yürütmesi açısından önem taşıyor.

Bu yaklaşımın Bağdat, Ankara ve Tahran gibi bölgesel merkezlerle doğrudan çatışma yerine, Güney Kürdistan’ın mevcut statüsünü korumaya ve geliştirmeye dönük müzakere kapasitesini artırmayı hedeflediği ifade edilebilir.

ANAYASAL HAKLARIN KORUNMASI

Demokratik Birlik Hükümeti tartışmasının bir diğer temel başlığı, 2005 Irak Anayasası’nın Kürdistan Bölgesi’ne tanıdığı hakların korunmasıdır.

Bu çerçevede Kürt siyasi güçlerinin anayasal haklar konusunda ortak bir siyasi ve hukuki strateji geliştirmesi, Bağdat’la yaşanan bütçe, petrol, güvenlik ve yetki tartışmalarında ortak hareket edilmesini sağlayabilir.

Aynı şekilde Irak Anayasası’nın 140. maddesi kapsamındaki tartışmalı bölgelerin statüsü de Güney Kürdistan’ın geleceğinden bağımsız değerlendirilemeyecek başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.

KAYNAKLARIN ŞEFFAF VE TOPLUM YARARINA KULLANILMASI

Güney Kürdistan’ın ekonomik kapasitesinin yeniden güçlendirilmesi de siyasi statünün korunmasının önemli koşullarından biri olarak öne çıkıyor. Bunun için petrol gelirlerine dayalı ekonomik yapının aşılması, üretim alanlarının çeşitlendirilmesi ve yeni gelir kaynaklarının oluşturulması gerekiyor.

Bunun yanında kamu kaynaklarının şeffaf ve toplum yararına kullanılması, ekonomik yönetimin siyasi ve ailesel çıkar ilişkilerinden arındırılması yönündeki tartışmalar da önem taşıyor.

Dolayısıyla ekonomik özerkliğin yeniden güçlendirilmesi yalnızca Bağdat’la yürütülecek gelir ve bütçe müzakerelerine değil, Güney Kürdistan’ın kendi ekonomik yönetim anlayışını yeniden yapılandırmasına da bağlı.

DEMOKRATİK BİRLİK HÜKÜMETİ TARTIŞMASI

Güney Kürdistan’ın mevcut koşullarında hükümet kurma tartışması, daha geniş bir statü ve varlık sorunundan bağımsız ele alınamaz. Güvenlik desteğinin azalması, anayasal yetkiler üzerindeki tartışmalar, mali bağımlılık ve KDP-YNK eksenli ikili yönetim yapısı aynı dönemde bölgenin önüne yeni bir siyasi denklem çıkarıyor.

Bu nedenle Önder Apo’nun Demokratik Birlik Hükümeti çağrısı, destekleyenler açısından klasik bir hükümet kurma önerisinin ötesinde, Güney Kürdistan’ın siyasi statüsünü korumaya, ortak savunma kapasitesini geliştirmeye ve Kürt siyasi güçleri arasında ortak bir stratejik zemin oluşturmaya dönük bir öneri olarak değerlendiriliyor.

Böyle bir modelin hayata geçebilmesi ise yalnızca KDP ve YNK arasındaki mevcut yönetim sorunlarının aşılmasına değil; siyasi partilerin yanı sıra sivil toplumun, kadınların, gençlerin, kültür ve inanç gruplarının ve diğer toplumsal kesimlerin karar süreçlerine katılmasına bağlı.

Sonuç olarak Güney Kürdistan’ın önündeki temel mesele, mevcut statünün değişen bölgesel dengeler karşısında nasıl korunacağı ve geliştirileceğidir. ABD öncülüğündeki güvenlik mimarisinin sona ermesi, Bağdat’la yaşanan anayasal ve mali gerilimler ve iç siyasi bölünmüşlük, bu soruyu daha da kritik hale getiriyor.

Bu tabloda Demokratik Birlik Hükümeti önerisi, Güney Kürdistan’daki mevcut yönetim krizini aşma, ortak siyasi irade ve savunma mekanizması oluşturma tartışmasının bir başlığı olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda bu tartışmanın, Kürtler arasında daha geniş bir siyasi birlik ve Ulusal Kongre arayışı açısından nasıl bir zemin oluşturabileceği de önümüzdeki dönemin temel sorularından biri olacak.