Dört dörtlük bir faşist ulus-devlet diktatörlüğü yaratan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46. yıl dönümünde geliştirilen demokratik eylemlilik, Türkiye’nin özgür ve demokratik geleceği açısından kuşkusuz umut vericidir. Çok sayıda kentte 12 Eylül faşist-askeri darbesini protesto eden eylemler yapıldı. İstanbul’da “Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza” kampanyası önemli bir toplantıyla başlatıldı. İzmir’de aydınlar tarafından “Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” içerikli bir tartışma toplantısı gerçekleştirildi.
Kürtler ise zaten bir süredir “Kürt Halkı Şehitlerini Anıyor” etkinlikleri düzenliyorlar. Bu çok anlamlı ve değerli etkinlikleri, 12 Eylül askeri-faşist darbesinin 46. yıl dönümünde çok daha yaygın ve güçlü hale getirdiler. Bu etkinliklerde 12 Eylül rejimini eleştiren ve demokratik cumhuriyet vurgusu yapan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025'te başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni sahiplenen kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. ‘Şehitleri anma’ ile ’12 Eylül darbesini protesto etme’ durumu güçlü bir biçimde birleştirildi.
Kürt halkının son haftalarda daha yaygın olarak andığı şehitler, 12 Eylül faşist-askeri rejiminin zulmüne karşı mücadele ederek şehit düştü. Yani 12 Eylül faşizmine karşıtlığın ve demokratik birliğin sembolüdürler. Hepsi de zindanda ve dağda 12 Eylül faşist diktatörlüğüne karşı mücadele edip Türklerin ve Kürtlerin demokratik birliğini ve yaşamını savundu. Kuşkusuz bu mücadeleyi sözle değil, kahramanca yaşamlarını ortaya koyarak yaptılar. 12 Eylül faşizmine karşı mücadelenin kahramanları oldular. Faşizme karşı direnişin doğru ve onurlu yolunu ortaya koydular. Eğer 46. yıl dönümünde 12 Eylül faşist-askeri darbesi bu kadar yaygın protesto ediliyor ve Türkiye’de demokratik cumhuriyet talebi bu kadar güçlü dillendiriliyorsa kuşkusuz tüm bunlar kahraman şehitlerin mücadelesi sayesindedir.
Kürtler, 12 Eylül faşist-askeri darbesine karşı zindanda ve dağda böyle kahramanca bir demokrasi mücadelesi geliştirerek soykırımcı zihniyet ve siyaseti kırdı, Kürt varlığını herkese kabul ettirerek özgürlüğe ulaşmanın yolunu açtı. Kahramanca yürütülen bu direnişle Demokratik Türkiye’yi temsil edip Ortadoğu halkları ve tüm insanlık için ilham kaynağı oldular. Bu denli ağır bedel ödemeyi göze alarak, 21. yüzyıl dünyasına onurlu doğuşu ve özgür dirilişi gerçekleştirdiler. Doğru yaşam yolunu şehitleriyle buldu, şehitleri öncülüğünde birleşen ve örgütlenen bir halk oldu. Şehitlerinin izinde yürüyerek de her türlü zorluğu yenecek ve her türlü engeli aşacaklardır. Söz konusu anma etkinlikleri işte bu durumun kanıtıdır.
12 Eylül faşist-askeri darbesinin 46. yıl dönümünde Türkiye ve Kürdistan’da geliştirilen bu demokratik etkinlikler, kuşkusuz demokratik gelecek açısından umut vericidir. Türkiye’deki demokratik dinamizmin gücünü göstermekte, yeni demokratik Türkiye’nin adım adım geliştiğini ortaya koymaktadır. Elbette bu gelişme, Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci sayesindedir. Güncel olarak yaşananlar, 47. yılda 12 Eylül faşist zihniyetine ve siyasetine karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesinin çok daha güçlü gelişeceğini ve sonuçlar elde edeceğini açıkça göstermektedir.
Faşist-askeri darbenin 46. yıl dönümünde bir yandan böyle umut verici demokratik gelişmeler yaşanırken, bir yandan da 12 Eylül rejimini 24 yıldır yürüten AKP cephesinden de ilginç açıklamalar gelmektedir. 12 Eylül zihniyetinin ve siyasetinin adeta bayraktarlığını yapan Bakan Hakan Fidan, Diyarbakır’da 12 Eylül zulmünden ve özellikle de Kürtler üzerindeki baskıdan söz ederek günah çıkarmaya çalışmaktadır. Başta AKP Genel Başkanı olmak üzere birçok AKP sözcüsü, aynı minvalden 12 Eylül darbesini kötüleyen açıklamalar yapmaktadır. İnsan, geçen 24 yılı yaşamamış olsa belki o zaman AKP’yi 12 Eylül rejimine karşı mücadelenin bayraktarı sanır. Peki bu neden böyle olmaktadır? Birincisi, AKP 24 yıldır sürdürdüğü mağduriyet edebiyatını devam ettirmekte kararlı gözükmektedir. İkincisi ise Türkiye’de derinden esen demokrasi rüzgarını ardına almaya çalışmaktadır. 46. yıl dönümünde gelişen demokratik etkinlikler, AKP’yi söz konusu söylemlere mecbur bıraktı.
Peki AKP’nin 12 Eylül karşıtı söylemleri inandırıcı mıdır? Çok açık ki, artık inandırıcı olması mümkün değildir. Geçmişte bir biçimde insanları yanılttı ama artık aynı sonuçları alması mümkün gözükmüyor. 46 yıllık 12 Eylül rejiminin yarıdan fazlasının yönetimi olan gücün, şimdi 12 Eylül karşıtlığı yapma çabası, inandırıcı, daha doğrusu artık kandırıcı olmamaktadır. AKP’nin 24 yıldır 12 Eylül Anayasası ile devleti ve toplumu yönettiğini artık herkes bilmektedir. Yine 12 Eylül darbe rejiminden en çok beslenen ve nemalanan gücün AKP olduğunu da görmek zor değildir. O zaman sormazlar mı insana, ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diye? Sen 12 Eylül rejiminin nimetlerinden en çok faydalanan olacaksın, 12 Eylül Anayasası ile 24 yıldır ülkeyi yöneteceksin, ondan sonra da çıkıp 12 Eylül darbesinin kötülüğünden söz edeceksin! Bunun inandırıcı bir yanı var mı? Dahası bir de şöyle soralım: 12 Eylül darbe rejimi olmasaydı AKP ve 24 yıllık yönetimi olabilir miydi? Belli ki olmazdı. AKP yönetimi, 12 Eylül darbesi ve faşist rejimi sayesinde var oldu. Elbette her şeyin bir sonu olduğu gibi, AKP de doğal sonuna yaklaştı.
12 Eylül faşist-askeri darbesinin 46. yıl dönümü açısından üzerinde durmayı gerektiren önemli bir konu da mevcut diktatörlüğün alternatifinin ne olduğu konusudur. Gerçi bu hususun fazla muğlak bir yanı yoktur, çünkü 12 Eylül rejimini eleştirenler alternatif olarak ‘Demokratik Cumhuriyet’ kavram ve fikrini açıkça dillendirmektedir. Fakat çok maksatlı bir biçimde bazı çevrelerce “Demokratik Cumhuriyet nedir?” denerek de bu gerçeklik muğlaklaştırılmaya çalışılmaktadır. ‘Demokratik Cumhuriyet’ kavramı üzerinde bir muğlaklık ve netsizlik yaratılmak istenmektedir. Oysa 12 Eylül diktatörlüğünün karşıtı Demokratik Cumhuriyet'tir ve faşist diktatörlüğün ilkeleri belli olduğu gibi, Demokratik Cumhuriyet'in ilkeleri de bellidir.
* 12 Eylül diktatörlüğünde toplum devlet içindir, Demokratik Cumhuriyet'te ise devlet toplum için olacaktır.
* 12 Eylül diktatörlüğünde yasama, yürütme ve yargı biçimindeki kuvvetler ayrılığı sözdedir, 46 yıldır Türkiye’de yürütmenin yasama ve yargı üzerinde egemenliği vardır ve bu durum AKP yönetiminde adeta zirve yapmıştır. Kuşkusuz Demokratik Cumhuriyet tam bir kuvvetler ayrılığı sistemi olacaktır.
* 12 Eylül rejiminde parlamento, iktidar ve devletin çıkarları temelinde işler. Demokratik Cumhuriyet'te ise toplumun çıkarları temelinde ve toplumsal katılımla işleyecektir.
* 12 Eylül rejimi, tüm Türkiye’yi tek merkezden yönetmektedir. Demokratik Cumhuriyet yerel yönetimleri geliştirip merkez-yerel dengesini kuracaktır.
* Bu durum özgürlükler konusunda daha da çoğaltılabilir. Mevcut Türkiye’de zindanlar 'düşünce suçluları' ile doludur. Demokratik Cumhuriyet tam bir düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü sistemi olacaktır.
* Türkiye’de devlet Türk, Sünni Müslüman ve erkektir. Demokratik Cumhuriyet, tüm etnik ve inanç kimliklerine eşit mesafede olacak ve kadın özgürlüğünü esas alacaktır.
* Türkiye’nin doğası 12 Eylül rejimi altında yağmalanmış; doğa kırım, AKP yönetimi altında zirve yapmıştır. Demokratik Cumhuriyet, doğa dostu bir ekolojik ilkeye dayanacaktır.
* 12 Eylül rejimi altında emek sömürüsü her bakımdan en ağır duruma getirilmiştir. Demokratik Cumhuriyet ise emek demokrasisini örgütleyecektir.
12 Eylül 1980 askeri darbesi mutlak bir zorunluluk değildi, sosyalist hareketin ve halk örgütlülüğünün zayıflığına ve parçalılığına dayanarak iktidar oldu. Şimdi de 12 Eylül diktatörlüğü aşılamaz ve sona erdirilemez değildir. Bunun için 12 Eylül faşizmine karşı savaşmış binlerce şehidin cesareti ve fedakârlığı ile demokrasi mücadelesi yürütmek, birleşik ve örgütlü olmak gerekir. 47. yılda böyle bir mücadelenin çok daha güçlü gelişeceği inancıyla tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Kaynak: Yeni Özgür Politika