Kürt Siyasal Hareketi, son dönemde kazandığı belediyeler ve hazırladığı ekonomik program kapsamında komün ve komünal ekonomi üzerine tartışmalar yürütüyor. Bu kapsamda “Belediyeler komündür, komün belediyedir” şiarıyla çeşitli konferanslar düzenlenirken, son olarak Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından Amed’de “Demokratik Ekonomi ve Ekonomik Örgütlenme Çalıştayı” gerçekleştirildi.
DEM Parti ve DBP öncülüğünde yürütülen çalışmalarda, komün sisteminin ve komünal ekonominin nasıl hayata geçirilebileceği, yerel yönetimler ile ekonomik örgütlenmenin bu model içerisindeki rolü üzerine tartışmalar yürütüldü.
DEM Parti Muş Milletvekili Sezai Temelli, komün ve komünal ekonomi üzerine yürütülen çalışmaları ve komünal ekonominin önemini ajansımıza anlattı.
‘REEL SOSYALİZM KAPİTALİST MODERNİTENİN ÜRETİM ALGORİTMASINI DÖNÜŞTÜREMEDİ’
Reel sosyalizmin kapitalist modernitenin üretim algoritmasını dönüştüremediğini, sermayenin el değiştirmesinin yeterli olmadığını belirten Temelli, şunları ifade etti:
“Kapitalist modernitenin üretim anlayışının merkezinde sermayenin değerlenmesi yatar. Sermaye ancak artı değerle değerlenir ve giderek genişleyen üretim anlayışı, daha fazla artı değer için daha fazla sömürü ve sömürgeciliği bir gereklilik olarak karşımıza çıkarır. Büyümek için büyüyen, biriktirmek için biriktiren, emeği ve doğayı boyunduruk altına alan; toplumsal ve siyasal formasyonları buna göre biçimlendirmek adına kamusal alanı düzenleyen, devleti, özellikle de ulus devleti ve onun küreselleşmiş ilişkilerini yapılandıran karmaşık bir kapitalist modernite sisteminden bahsediyoruz.
Sosyalizm, bu sisteme karşı emeğin, doğanın ve yaşamın bu boyunduruktan ve sömürü düzeninden kurtuluşunu amaçlayan bir karşı sistem. Modernitenin uzun tarihine baktığımızda, sosyalizmin mücadele tarihi, farklı anlayışlarla da olsa bu zeminde gelişti. Fakat bugünden geriye dönüp baktığımızda, sosyalist modernite veya reel sosyalizm maalesef kapitalist modernitenin üretim algoritmasını dönüştüremedi. Sermayenin el sahipliğinin değişmesi yeterli olmadı.
Devlet kapitalizmi, bürokratik sosyalizm ve birçok farklı tanımla eleştirilerimizi dile getirsek de sonuç olarak üretim algoritmasının değişmemesi, beraberinde artı değer ilişkilerinin ve toplumsal formasyonun değişimini gerçekleştiremedi; beklenen sonuçları doğuramadı. Bu oldukça karmaşık bir tartışma. Bu tarihe baktığımızda bugünün dünyasını çok daha iyi anlıyoruz. Kapitalist modernite ve onun ulus devleti ve küresel sistemi, insanlık adına felaket üretmeye, sömürüye, sömürgeciliğe, savaşlara ve yıkımlara devam ediyor. İnsanlık hala kurtuluşu arıyor.”
‘YENİ BİR GELECEK İÇİN YENİ BİR SOSYALİZM ANLAYIŞINA İHTİYAÇ VAR’
İnsanlığın kurtuluş arayışının “sosyalizmde ısrar” sözünde saklı olduğunu vurgulayan Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kurtuluş arayışı, kuşkusuz ‘sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrar’ sözünde saklı olan bir düşünsellikle gelişiyor. Ama yeni bir gelecek için yeni bir sosyalizm ve ekonomi anlayışına ihtiyacımız var. Komünal ekonomi, böyle bir arayışın ifadesi aynı zamanda. Ekonomik özgürlük için üretenin yöneten, sermayenin değil yaşamın değerlenmesini önceleyen, toplumun tüm yapılarını kapsayan, doğayla özdeşleşen, tüm tahakküm ilişkilerine ve sömürü mekanizmalarına karşı örgütlenen bir anlayıştan söz ediyoruz. Bu yeni sosyalizmin ekonomi politiği için düşünüyor, üretiyoruz.
Devletçi olmayan, sistemi yeniden üretmeyen ve antikapitalist bir ekonomi için DEM Parti olarak bir geçiş programını, demokratik ekonomi programını komünal ekonomi perspektifiyle ürettik. Bugünden yarına 3. Yol Stratejimizle ilerlerken, ekonomi politiğin dönüşümü adına mücadeleci, toplumsal örgütlenmeyi esas alan, bugünün zoruna karşı direnen ve dönüştüren bir anlayış önceliğimiz. Ama hayalci de değiliz. Hayallerimizin peşinden giderken somut durumun tahlilini de ihmal etmiyoruz.
Öncelikle devletçi, merkeziyetçi, vesayetçi tüm mekanizmalara siyasal ve ekonomik olarak karşı çıkıyoruz. Önceliğimiz kadın, emek ve doğa merkezli toplumsallıktadır. Radikal demokrasi anlayışımıza uygun bir ekonomi programımız, bu süreçte büyük önem taşımaktadır. Katılımcı bir siyaset, katılımcı bir ekonomi ekseninde hareket etmek istiyoruz. Kaynakların önceliklere göre dağıtımı, artı değer üretiminin minimizasyonu, sömürü ve tahakküm ilişkilerinin sönümlenmesi gibi amaçların karar mekanizmamızın merkezinde olması büyük önem taşıyor.
Tüm bu kararların ceberut bir ulus devlet ve devasa bir kapitalist sistem koşullarında nasıl hayata geçeceği önemlidir. İşte burada devletin ve sistemin ekonomik ilişkileriyle nasıl bir ekonomik ilişkilenmenin yaratılacağı da önemlidir. Sisteme eklemlenen değil, sisteme karşı özgünlüğünü ve özerkliğini korumayı amaçlayan bir yapıyı inşa etmek gerekiyor. Demokratik toplumun inşası, aynı zamanda demokratik ekonominin de inşasıdır. Bunu başarmak için mücadelemiz önceliğimiz olacak. Devleti ve sistemi kopyalayan değil, aşmaya çalışan bir geçiş programı…”
‘KAPİTALİST MODERNİTEDEN BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN’
Kapitalist moderniteden başka bir dünyanın mümkün olduğunu ve bunun mücadelesinin sürdüğünü dile getiren Temelli, şunlara dikkat çekti:
“Toplum o denli sistemle barışık hale getirilmiş ki adeta her birey, sistemin kendiliğinden uygulayıcısı haline gelmiş. Kapitalist modernitenin ideolojik ve iktisadi aygıtları sizi sisteme bağlarken en güçlü yöntemi, hiç kuşku yok ki sizi emeğinize yabancılaştırarak sistem tarafından yaratılmış ihtiyaçlara, dünyaya sizi bağımlı kılmaktır. Bu da size tek bir üst kimlik sunuyor: Tüketici olmak. Tüketici kimliğinize sahip olabilmek için meta ve pazar ilişkilerinin bir parçası haline dönüşüyorsunuz ve bu, düşünme, siyasete katılma, hayatta kalma gibi birçok kararınızın en belirleyici faktörü oluyor. Toplum psikolojisi ve bireysel davranışlar sistem tarafından sürekli güdüleniyor.
Oysa başka bir dünya mümkün. Bu söz, insanın emeğine ve doğasına sahip çıkmasıyla mümkün. Bu, her şeyden önce bir özgürlük arayışı ve mücadelesi anlamına gelmektedir. Sisteme bağımlı kaldığımız sürece özgürleşemeyeceğimizi biliyoruz. O yüzden başka bir dünyadan bahsederken bunun bir siyasal mücadele ve toplumsal örgütlenmeyle mümkün olacağını biliyoruz.
Bu nedenle de belediyelerin klasik belediyecilik anlayışı dışında, toplumla ilişkilenmiş toplumcu yerel yönetimlere dönüşmesi; pazarların kooperatiflerle inşa edildiği, üretimin siyasi kararla, ekonomik kararların özdeşleştiği yerel meclislerde alındığı, bu meclislerin komünlerin üzerinden inşa edildiği bir model üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki dönem bu uygulamaların yaygınlaştırılması, iletişim, koordinasyon ve lojistik ihtiyaçların giderildiği kapsamlı bir modeli var etme amacındayız.
Kısaca, komünden kooperatiflere, kooperatiflerden üretim paylaşım ortaklıklarına, yerel yönetimlerle koordinasyon ve ilişkilenmelerin yapılandırılacağı bir model. Devletçi/yerel devletçi değil, demokratik yapıların hakim olduğu ve üretim sürecine katılan tüm öznelerin kolektif kararın bileşeni olduğu yeni bir yapılanmayı hedefliyoruz.”
‘YEREL YÖNETİMLERDE KATILIMCI BÜTÇE HAKİM OLMALI’
DEM Parti’nin komün çalışmalarında henüz yolun başında olduğunu belirten Temelli, komün sisteminde üretim araçlarının nasıl kullanılacağına ilişkin şunları söyledi:
“Her şeyden önce belediyelerimiz kayyum yıkımını devraldılar ve devlet tarafından ekonomik ve yargısal kıskaç altında çalışmak zorundalar. Bu, devletin ve iktidarın sistemli bir politikası. DEM Parti’nin toplumcu yönetim politikalarını ulus devlet ve iktidar adeta hedefine koymuş durumda. 2016 sonrası gibi bir kayyum dalgası olmasa da 10 belediyemizde bugün kayyum var; olmayanlarda da iktidarın ekonomik kayyumu söz konusu.
Yerel yönetimler, kooperatifler ve komünler arasında karar süreçleri ve kaynak dağılımının yönetimi anlamında kolektif bir yapılanmayı hayata geçirmeliyiz. Katılımcı bütçe anlayışı hakim olmalı. Varto başta olmak üzere kısmen bu deneyimler var ama henüz çok erken ve deneme aşamasında. Özellikle yerellerin merkezi iktidar bütçesine bu denli bağımlı olduğu koşullarda yol almak oldukça zor. Yerelin, yerel kaynakların yönetimine bağlı olarak katılımcı, öz denetimli, demokratik ekonomik anlayışa göre bütçelerini var etmeleri bir zaruret. Bu, artı değerin minimizasyonu ve kamusal kullanımı adına da önemli bir düzenleme olacaktır.
Üretim araçları bu modelde kolektif olduğu sürece başarı çok daha kolay sağlanacaktır. Fakat mevcut mülkiyet ilişkilerinin dönüşümü sürecinde, mülkiyetiyle katılma ve dönüşüm süreçlerinin planlanması da kritik bir role sahiptir. Küçük çiftçilerin, esnafların, küçük işletmelerin ve işçilerin birlikte ortaklaşacağı karar ve üretim merkezleri inşa etmeliyiz. Bu yeni bir ekonomik model ve ilk başta kuşkusuz zorluklar bizi bekliyor.”
‘BELEDİYE KOMÜNDÜR SÖZÜ KOMÜNLERİ ESAS ALAN YEREL YÖNETİME VURGUDUR’
“Belediye komündür” şiarıyla yapılan çalışmalara da değinen Temelli, bu sloganın ne ifade ettiğine dair şunları söyledi:
“Belediyecilik anlayışı Türkiye’de adeta merkezi iktidarın taşra örgütlenmesi gibi ele alınıyor. Vesayetçi Cumhuriyet’in belediyelere yaklaşımı hep böyle olmuş. Demokratik Cumhuriyet anlayışımızın merkezinde yerel demokrasinin yer alması, bu nedenle büyük bir değişim ve dönüşüm hamlesidir.
‘Belediye komündür’ derken, komünleri esas alan bir yerel yönetim anlayışına vurgu yaptık. Tabii ki belediyecilik hizmetlerinin kendine has bir uygulama alanı var ve bu, toplumsal yaşamın ihtiyaçlarından kaynaklanıyor. Önemli olan, bu ihtiyaçların giderilmesinde komünlerin ve kooperatiflerin kararlarını dikkate almak, çözümleri DEM Parti’nin yerel yönetim anlayışına göre düzenlemek.
Öncelikle yerel kamusal kaynakların yerel ölçekte dağılımı, paylaşımı, hizmetlerin öncelikli ihtiyaçlara göre yapılandırılması, komünlerin ve kooperatiflerin kendisini yeniden üretmesi adına koşulların etkin bir yöntemle sağlanması büyük önem taşır. Bu yerel yönetim anlayışı, doğal olarak komünal bir ekonomiyi de bir yönüyle araçsallaştırır. Bu araçsallık, dışarıdan bir lojistik anlayışı ifade etmez, sadece yerel devlet rolünü sınırlar. Asıl önemli olan, her ölçekte aynı ve yatay koordinasyon anlayışıyla hareket etmeyi başarmaktır.”
‘TÜRKİYE’DE KOMÜNAL EKONOMİNİN UYGULANACAĞI ALANLAR YARATACAĞIZ’
Türkiye koşullarında komünal ekonominin uygulanabilirliğine de değinen Sezai Temelli, bunun uzun bir süreç olduğuna işaret ederek şunları söyledi:
“Türkiye’de komünal ekonominin uygulanabileceği alanları yaratacağız. Bu, uzun bir yolculuk, ciddi bir toplumsal örgütlülüğe ihtiyaç duyuyor. Toplumun örgütsüzlüğü ve bunun yollarının rejim tarafından engelleniyor olması, çok büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Türkiye siyasetinin düşünsel olarak merkeze bağımlı olması, siyasetin sağ sapmalı hali, sistemin demokratik kurumlardan ve işleyişten yoksun olması, hukuk devleti, sosyal devlet gibi anlayışların sözden öteye gidememiş olması gibi birçok alanda ciddi sorunlar ve handikaplar var.
Topyekün bir demokratikleşme mücadelesi bizi bekliyor. Bu mücadele, sadece makro hedefleri önceleyip diğer mücadele alanlarını öteleyerek başarılı olamaz. O nedenle Demokratik Toplum, Demokratik Cumhuriyet hattını sağlıklı ve örgütsel bir akılla var etmeliyiz. Stratejimiz, uzun soluklu bir yol haritasını önüne koymalı ve kararlılıkla yürümeliyiz.
Ekonomi, siyasetle birlikte hareket etmeli, etkileşiminin de toplumsal düzlemde demokratik bir ilişkisellik içinde olması gerekir. Bunun en önemli adımının, komünal perspektifin hayat bulacağı öbekleri komün ve kooperatifler eliyle yaratmaktan geçtiğini düşünmekteyim. Bütüncül bir değişimin hücrelerini var etmek ve örmek önemli. Ankara’dan alınacak bir kararla emeğin, kadının, doğanın, toplumun yararına bir gelişim beklemek, tarihten yoksunluktur.
Sorunuza gelince, evet, uygulanabilir; ama bunun için ideolojik-siyasal bir anlayış, kararlı ve sistemli bir örgütsellik, toplumsal mücadele gerekli. Bunun için bir paradigmamız, onlarca yıllık birikimle oluşmuş bir mücadele deneyimimiz var. Şimdi barış sürecini demokratik toplumun ve demokratik ekonominin inşasıyla buluşturma zamanıdır.”