Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde çerçeve yasanın çıkmasıyla yeni bir aşamaya geçilirken, sürecin nasıl ilerleyeceği ve yasanın nasıl uygulanacağı tartışılıyor. Süreci ANF’ye değerlendiren KCK Yürütme Kurulu Üyesi Zübeyir Aydar, yasanın eksikliklerine rağmen önemli bir kapı araladığını belirterek, uygulamadaki gecikmenin kaygı verici olduğunu söyledi.
Aydar, sürecin ilerleyebilmesi için Önder Apo’nun aktif rol alabileceği koşulların oluşturulması gerektiğini vurgularken, Kürt sorununun yalnızca bir yasayla çözülemeyeceğini belirtti. Kürt kimliği, dili, kültürü, örgütlenme ve siyaset hakkının güvence altına alınması gerektiğini ifade eden Aydar, Türkiye’nin demokratikleşmesinin de çözümün temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.
‘ŞEHİTLERE SAHİP ÇIKMAK, MÜCADELEYE SAHİP ÇIKMAKTIR’
Yaklaşık iki yıla yaklaşan süreci değerlendiren Aydar, son dönemde şehadetleri açıklanan özgürlük mücadelesi şehitlerini anarak, uzun yıllara yayılan çatışmalı dönemin ağır bedellerine dikkat çekti. Bu mirasın yeni dönemde de korunması gerektiğini belirten Aydar, mücadelenin demokratik yollarla sürdürülmesinin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Halk şehitlerine sahip çıkıyor. Bu çok önemlidir. Büyük bir mücadele yaşandı, uzun bir savaş yaşandı. Bu savaşın büyük bedelleri var. En büyük bedellerden biri de şehadettir. Bu anlamda halk olarak şehitlere ne kadar sahip çıksak yine de azdır. Halkın bu konuda çok ciddi biçimde sahiplendiğini görüyoruz. Ancak mesele yalnızca anmakla sınırlı değil. Değerlerin tümüne, sürece ve kendi örgütlülüğüne sahip çıkmak gerekiyor. Biz böyle görüyoruz.
“Bu çerçevede şu anda ilan edilen tüm şehitlerin şahsında bütün özgürlük şehitlerini bir kez daha minnetle anıyorum, anıları önünde eğiliyorum. Görevimiz onların vasiyetini yerine getirmek, yarım bıraktıkları mücadeleyi sonuca götürmek ve bu halkı özgürleştirmektir. Baştan ne dediysek şimdi de aynı yerdeyiz. Bu halkın özgürlüğü dışında başka hiçbir şey bizi tatmin etmez. Bu, şehitlerimizin vasiyetidir.
“Bu vesileyle başta şehit aileleri olmak üzere tüm halkımıza ve dostlarımıza başsağlığı diliyorum. Anmalar devam ediyor; Avrupa’da da yapılıyor, biz de katılıyoruz. Bu da mücadelenin bir gerçeğidir. Fakat onların anısı önünde eğilirken amaçlarını da gerçekleştirmemiz lazım. Halk olarak kendimizi örgütleyip yarın öbür gün sonuca gittiğimizde, o şehitliklere vardığımızda onlara ‘Amaçlarınızı yerine getirdik’ diyebilmeliyiz. Bu vesileyle bir kez daha tüm halkımıza ve şehit ailelerine başsağlığı diliyorum.”
‘BU GECİKME DOĞRU DEĞİL’
Çerçeve yasanın yürürlüğe girmesinin ardından uygulama için öngörülen mekanizmaların henüz işletilmediğini belirten Aydar, sürecin ilerleyebilmesi açısından Önder Apo’nun konumunun belirleyici olduğunu söyledi. Yasanın sadece kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini vurgulayan Aydar, ilk adımın Önder Apo’nun sürece aktif biçimde katılmasının önünü açmak olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
“Çerçeve yasa çıktı ama henüz uygulanmadı. Bu yasanın pratikleşmesi lazım. Bir aydan fazladır Resmî Gazete’de yayımlanmış durumda. Şimdiye kadar üst kurulun, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı kurulun bir toplantısı oldu. Ondan sonra herhangi bir gelişme yaşanmadı, diğer kurullar da oluşmadı. Bu çok ciddi bir gecikmedir.
“Önder Apo’nun aktif olabileceği kurul henüz oluşturulmuş değil. Konumu da değişmiş değil. Henüz yanına kimse gitmedi, bu dönemde kendisiyle herhangi bir görüşme yapılmadı. Yani bir nevi tecrit uygulandı. Oysa kanun yayımlandığı andan itibaren görüşmelerin başlaması gerekirdi. Ayın 14’ünde heyet gidecek ama bunun çok daha önce gerçekleşmesi gerekiyordu. Bu gecikme doğru değil. Üstelik bu, örgütten kaynaklanan bir gecikme değil; hükümet kanadından kaynaklanıyor.
“Önder Apo şimdiye kadar misafir kabul edebilmeliydi, basınla görüşebilmeliydi, mesajını verebilmeliydi ve sürece doğrudan müdahil olabilmeliydi. Fakat henüz bu yönde bir değişiklik yok. Dolayısıyla yasanın gereklerinin bir an önce yerine getirilmesi gerekiyor. Bizim açımızdan ilk adım, Önder Apo’nun konumunun değiştirilmesi ve özgürce hareket edebileceği, sürece sahip çıkıp pratik olarak yürütebileceği bir konuma gelmesidir. Bu henüz gerçekleşmiş değil.
“Çerçeve yasanın birçok eksikliğini biliyoruz. Bütün bu eksikliklerine rağmen ‘bir kapı aralıyor’ dedik ve önemli bulduk. Gerekenleri yapacağız. Ancak henüz yasanın nasıl uygulanacağını görmedik. Öncelikle kurulların oluşturulması gerekiyor. Önder Apo’nun kendi arkadaşları ve komitesiyle birlikte bu sürecin içinde görünür olması, atılacak adımlarda aktif rol alması lazım. Ardından yapılacak hazırlıklar doğrultusunda Milli Güvenlik Kurulu’nda karar alınması ve yasanın öngördüğü mekanizmaların işletilmesi gerekiyor. Sürecin daha fazla geciktirilmemesi lazım. Bu gecikme doğru değil.”
‘KÜRT SORUNU BİR YASAYLA ÇÖZÜLEMEZ’
Aydar, çerçeve yasayı nihai çözüm olarak değil, daha kapsamlı düzenlemelerin önünü açabilecek bir başlangıç olarak değerlendirerek, kalıcı çözüm için Kürtlerin kimlik, dil, kültür, örgütlenme ve siyaset alanındaki haklarının hukuk güvencesine alınmasının altını çizdi.
Aydar şunları belirtti:
“Bir güvenlik yasası. Bu yasayı bir ön adım olarak ele almak lazım. Kürt sorunu bir yasayla çözülebilecek bir mesele değil; çok büyük ve kapsamlı bir sorun. Bizim beklentimiz, Meclis’in açılmasıyla birlikte öncelikle Kürtleri engelleyen, Kürt kimliğini, kültürünü, dilini ve örgütlenmesini sınırlayan yasakların kaldırılmasıdır. Bunun ardından bir yol haritası doğrultusunda, aşamalı biçimde gerekli siyasi ve hukuki adımların atılması gerekiyor.
“Şimdi yasa diyor ki silahlı güçler silahlarını bırakıp gelsin. Tamam, dışarıdakiler dönsün. Ama bundan sonra ne olacak? Türkiye’de dönen insanların serbest siyaset yapabileceği bir ortam var mı? Serbest örgütlenebilecekleri bir zemin var mı? Şu anda yok. Dolayısıyla silahlı mücadeleyi ortaya çıkaran koşulların hukuki ve siyasi olarak ortadan kaldırılması gerekiyor ki bu süreç kalıcı hale gelebilsin.
“Bunun için Kürt kimliğinin hukuk içinde tanınması, Kürt dilinin ve kültürünün güvence altına alınması, serbest örgütlenme ve serbest siyaset hakkının tanınması gerekiyor. Bunlar olmadan silahların bırakılmasının ardından demokratik siyasetin önünün açılması mümkün değil. Zaten yasada da kurulların gerekli gördükleri düzenlemeleri önermesi ve buna bağlı olarak yeni yasaların çıkarılması öngörülüyor. Herkes bunu biliyor. Bu tartışmalar daha önce de yürütüldü.
“Kimse meseleyi dar bir çerçevede değerlendirmesin. Meselemiz bir halkın, bir milletin sorunudur. Kürt halkı kendi kimliği, kültürü ve örgütlenmesiyle var olmak istiyor. Bunu da barış ve hukuk içinde gerçekleştirmek istiyoruz. Bizim temel amacımız budur. Bu nedenle meseleyi Meclis gündeminde tartışarak, buna bağlı olarak aşamalı adımlar atarak çözüme götürmek istiyoruz. Kürtlerin bütün haklarının yasa ve hukuk güvencesine alınması gerekiyor. Kürtler bugün fiilen varlıkları kabul edilen bir halk durumunda ama hukuki açıdan hâlâ yok sayılıyor, inkâr ediliyor. Bu fiili durumun hukukileştirilmesi gerekiyor ki Kürt sorununun çözümünden söz edilebilsin.”
‘KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDEN TÜRKİYE DEMOKRATİKLEŞEMEZ’
Kürt sorununun çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı düşünülemeyeceğini kaydeden Aydar, atılacak adımların yalnızca Kürtlerin haklarıyla sınırlı olamayacağını belirterek şunları söyledi:
“Hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınacağı daha kapsamlı bir dönüşüme ihtiyaç vardır. Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorununun çözülmesi de mümkün değil. Demokrasi herkese lazım. Ancak Kürt sorunu çözülmediği sürece Türkiye’de demokrasinin istenilen şekilde uygulanması, gelişmesi ve kalıcı hale gelmesi de mümkün değil.
“Meclis’te nasıl bir mutabakat oluştu ve 467 oyla bir yasa çıktıysa, bundan sonra demokratikleşmeyi esas alan diğer yasal düzenlemelerin de aynı doğrultuda yapılması gerekiyor. Bu herkesin yararınadır. Serbest siyaset, serbest örgütlenme, kültürel ve kimlik hakları derken bunu yalnızca Kürtler için söylemiyoruz. Türkiye’nin tamamı için söylüyoruz.
“Kürtlerin hakları güvence altına alınırken, ülkedeki diğer toplumsal kesimlerin ve inanç gruplarının sorunları da aynı demokratik anlayışla ele alınmalı. Alevilerin durumu ve farklı kesimlerin talepleri eşit yurttaşlık temelinde çözülmeli. Türkiye’de demokratik sistemin işlemesi, mahkemelerin bağımsız olması gerekiyor. Hükümetin yargı üzerinde baskı kurmaması, mahkemeleri kendi siyasi ihtiyaçlarına göre yönlendirmemesi lazım. Herkesin eşit haklar temelinde ve demokratik bir düzen içinde yaşayabileceği bir ortam yaratılmalı. Kürtler açısından yasakların kaldırılması elbette gerekli ama tek başına yeterli değil. Türkiye’nin bütünü için demokrasi gerekiyor.”
‘YENİ DÖNEM DEMOKRATİK MÜCADELE DÖNEMİ’
Silahlı mücadelenin sona erdirilmesiyle birlikte Kürt siyaseti açısından yeni bir mücadele döneminin başladığını belirten Aydar, bu dönemin temel dinamiğinin demokratik siyaset ve toplumsal örgütlenme olacağını söyledi. Yasanın çıkmasının mücadelenin sona erdiği anlamına gelmediğini vurgulayan Aydar, yeni dönemde ortaya çıkacak boşluğun siyasal ve toplumsal alanda doldurulması gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Kürt siyasal hareketi şu anda Türkiye ile bir diyalog yürütüyor. Meseleyi şiddetten siyasete ve hukuki zemine taşımak istiyor. Bu, Kürtlerin yararına olduğu gibi bütün Türkiye’nin de yararınadır. Ancak bu yeni dönem bir rehavet dönemi olmamalı. Yürütülen müzakere de bir mücadeledir. Yeni bir döneme, demokratik mücadele dönemine geçiliyor.
“Bir yasayla her şey bitti, herkes evine gitsin diye bir şey olmaz. Kürtlerin her alanda kendisini ciddi biçimde örgütlemesi gerekiyor. Örgütsüz halk büyük bir kalabalıktan ibarettir. Her halk kendi örgütlülüğüyle var olur. Ne kadar örgütlüysen o kadar varsın; kendini o kadar koruyabilir, haklarını o kadar güvence altına alabilirsin. Bu nedenle öncelikle örgütlenmek, süreci sahiplenmek ve birliği daha fazla pekiştirmek gerekiyor. Eleştiriler olabilir, farklı yaklaşımlar olabilir. Fakat bunlara rağmen ortak bir paydada buluşup birlikte yürümek önemli.
“Bugüne kadar gündemi savaş, çatışma ve gerilla belirliyordu. Şimdi biz gerillaya ‘dur’ diyoruz. ‘Sen orada bekle, biz farklı bir mücadele yöntemiyle, senin bugüne kadar yaptığını demokratik, barışçıl ve siyasi yollarla gerçekleştirmek istiyoruz’ diyoruz. O zaman bizim daha fazla çalışmamız gerekiyor. Gerillanın bugüne kadar üstlendiği yükün ve ortaya çıkacak boşluğun halk, toplumsal kesimler ve siyasi aktörler tarafından doldurulması lazım. Bu açıdan bilinçli hareket etmek, sürece sahip çıkmak ve toplumun her alanında örgütlenmek gerekiyor. Hiçbir rehavete kapılmadan yaşamın her alanında var olmak lazım.”
‘TÜRKİYE’DEKİ ÇÖZÜM BÜTÜN BÖLGEYİ ETKİLER’
Kürt meselesinin Türkiye’nin sınırlarını aşan bölgesel ve uluslararası boyutları bulunduğunu belirten Aydar, Türkiye’de Türkler ve Kürtler arasında kurulacak barışçıl ve demokratik ilişkinin Ortadoğu’nun tamamında etkili olacağını söyledi. Aydar, Türkiye’de atılacak demokratik bir adımın Suriye, Irak ve İran başta olmak üzere bölgedeki gelişmelere doğrudan yansıyacağını belirterek şunları kaydetti:
“Kürt sorunu Türkiye’nin iç meselesi, yalnızca iç meselesi değil. Hem iç meselesidir hem dış meselesidir. Kürt sorunu bir Ortadoğu, yani Batı Asya sorunudur. Bölgesel bir sorundur. Hatta bölgesel olmaktan öteye birçok yönüyle dünyayı ilgilendiriyor. İlgili kesimlere baktığınız zaman küresel bir soruna bile dönüşebilir.
“Bu açıdan Kürt sorununda bir ülkede, özellikle Türkiye’de yaşanacak olumlu bir gelişme bütün bölgeyi olumlu etkiler. Ortadoğu şu anda bir savaş alanıdır; her tarafta savaş ve çatışma var. Herkes savaşa hazırlanıyor, savaşıyor, silahlanıyor. Biz burada barıştan bahsediyoruz. Buradaki sorunlar ancak barışçıl yollarla çözülebilir. En sonunda yine oraya gelecektir. Ne kadar savaşırsanız savaşın, sonuçta bir yerde masada buluşmanız gerekiyor.
“Bu açıdan Türkiye özelinde Türk-Kürt barışı ve ortaklaşması bölgeye barış, huzur ve demokrasi olarak yansır. Bu, Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı çok fazla etkiler ama bütün bölgeye de etki eder. Olumlu anlamda etki eder. İnsani açıdan, sorunların çözümü açısından büyük sonuçları olur. Bu nedenle meseleyi yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı görmemek lazım. Biz zaten öyle görmüyoruz. Türkiye’yi yönetenlerin konuşmalarına baktığınız zaman onlar da meselenin boyutlarını görüyor. Meselenin Suriye boyutu var, İran boyutu var, Irak boyutu var, bütün bölgesel boyutları var. Bunların hepsinin birlikte ele alınması lazım. Türkiye’deki bir çözüm, yani barışçıl bir çözüm, bütün bölgeye olumlu olarak sirayet edecek. Bunu böyle görüyoruz. Öyle de olacak.”
‘ROJAVA’DA ENTEGRASYON ASİMİLASYON DEĞİLDİR’
Suriye’de Kürtlerin statüsü ve merkezi hükümetle yürütülen görüşmelere değinen Aydar, özellikle dil, kültür ve eğitim başlıklarının çözümün temel unsurları olduğunu söyledi. 29 Ocak anlaşmasının henüz bütün başlıklarıyla uygulanmadığını belirten Aydar, Kürtlerin Suriye’nin siyasi yapısına katılımının tek taraflı bir uyum biçiminde ele alınamayacağını vurgulayarak şu tespitlerde bulundu:
“Tabii ki merkezi hükümetle yürütülen görüşmeler önemlidir. 29 Ocak anlaşması birçok konuda henüz somutlaşmış değil. Orada netleşmeyen meseleler var. En başta da dil, kültür ve eğitim sorunu var. Şam hükümeti diyor ki Kürtçe Suriye’nin ulusal dilidir. Madem ulusal dilidir, o zaman dil üzerindeki bütün sınırlamaların kalkması lazım. Rojava’da olması gereken şu: Dil konusunda Kürtçenin ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olması lazım. Ana dilde eğitim bir hak olarak tüm Kürtler için; ister Rojava’da olsun, ister Şam’da olsun, başka yerde olsun. Çünkü Kürtler Suriye’nin farklı bölgelerinde de yaşıyorlar. Her tarafta ana dilde eğitim ve genel bir müfredat çerçevesinde olması lazım. Bu konuda sınırlamalar kabul edilemez. Halkımızın bu konuda ortaya koyduğu tavrı da bu yönde destekliyoruz. Haklı bir tavırdır, haklı bir taleptir. Bunun yerine gelmesi lazım.
“Diğer konularda Kürtlerin Suriye devletine ortak olmaları lazım. Bu entegrasyon asimilasyon değildir. Entegrasyon tek taraflı da değildir. Hem Kürtler Suriye’ye entegre olacak hem Suriye merkezi hükümeti de kendisini bu entegrasyona hazırlayacak. Yani karşılıklı entegrasyondur. Yoksa bir taraf bir tarafa uyacak; böyle bir şey olmaz. O asimilasyon olur.
“Bu anlamda bir süreç yürüyor ama sorunları da görüyoruz. Suriye’de ciddi bir şoven, Arap milliyetçisi duygu var. İslamcı, fanatik, şoven kesimler var. Bazı sorunlar yaşanıyor. Bugünlerde de bazı sorunlar yaşandı. Kobanê’de henüz tam net bilmiyoruz. Gösterilerde acı olaylar yaşanıyor. Bunu yakından takip ediyoruz. Bir Kürt askerinin kaçırılıp hunharca katledilmesi kabul edilecek bir olay değil. Bunun önünün alınması lazım. Önü alınmazsa bu iş farklı yerlere gider.
“Bu anlamda hem Rojava idaresinin hem Şam idaresinin bu işin üzerine çok acil bir biçimde gitmesi lazım. Çünkü bunun farklı sonuçları olabilir. Eğer bu hukuki yollarla çözülmezse bu sorunların farklı yolları olacak. Bir an önce sorumlularının bulunup adalet önünde hesap vermeleri lazım. Yoksa bütün bu süreçlere zarar verecek bir duruma gelebilir.”
‘ŞENGAL’İN ÖZERK DURUMU VE GÜVENLİĞİ KORUNMALI’
Şengal’de yaşananlara ilişkin değerlendirmesinde Aydar, Irak hükümeti ile Şengal yönetimi arasında yürütülen görüşmelerin halkın güvenliği, göçmenlerin dönüşü ve bölgenin geleceği açısından önem taşıdığını belirterek şunları söyledi:
“Şengal’de özerk yönetimin Irak’la görüşmesi normal. Bu meseleler Irak’ı da ilgilendiriyor ama özellikle Başûr yönetimini daha fazla ilgilendiriyor. Orada da bir komiteleşme, ortak komitelerin olması lazım. Bu işler pratikleşirken kim katkı sunacaksa onun da içinde olması lazım. Şengal konusu önemli bir konudur.
“Şengal’de bir heyetle yapılan görüşmeden sonra, bu görüşme esnasında Irak Başbakanı tarafından yapılan bir açıklama. Detaylarını bilmiyorum ama Şengal’deki özerk yönetimin Irak hükümetiyle epey bir süredir bir görüşme süreci içinde olduğunu; oradaki halkın kendisini koruması, göçmenlerin geri döndürülmesi ve bu çerçevede hükümetle diyalog ve görüşmeler yürütüldüğünü biliyorum. Detaylarına hâkim değilim.
“Ama çerçeve şu olmalı: Orada Kürt Êzidî kimliği korunmalı ve onların özerk bir statüyle kendilerini Irak içinde yasalarla yönetmeleri sağlanmalı. Entegrasyon olurken önce özerk durumlarının ele alınması ve korunması gerekiyor. Bir daha 2014 benzeri saldırıların, acıların yaşanmaması için o halkın kendisini koruyabilecek durumda olması gerek.”
Türkiye’de son dönemde yaşanan temas ve görüşmelerin sürecin pratik aşamasına geçeceğine dair tartışmalara değinen Aydar, asıl belirleyici adımın yasanın uygulanması ve İmralı’nın sürece etkin biçimde dahil edilmesi olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
“Türkiye’deki diğer gelişmeler de tabii ki bir hareketlilik gösteriyor. Bunların bu çerçevede yasanın uygulanmasına ve sürecin pratikleşmesine hizmet etmesi lazım. Bu hareketliliğin bir sonuç doğurmasını, dediğimiz şekilde bir pratikleşme olmasını beklememiz lazım. Umarım bu gelişmeler sürecin önünü açar.
“Burada ilk öncelikli durum bir an önce İmralı kapılarının açılmasıdır. Yani basına, siyasetçilere, akademisyenlere ve herkese açılması, Önder Apo’nun özgürce bu işi yürütebilir duruma gelmesidir. Bu adım atıldığı andan itibaren biz deriz ki bu yeni merhaleye geçtik. Ama umarım o sonucu beraberinde getirir. Tabii ki bir yasa çıkmıştır. Gecikmeli bir uygulama var. Bunun hızlanmasını bekliyoruz.”
Sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmesinin sonunda Aydar, Kürt tarafının çözüm konusunda samimi olduğunu belirterek, Türkiye’nin Kürtleri bir halk olarak tanıyan yeni bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini söyledi. Sürecin uzun soluklu olduğunu vurgulayan Aydar, toplumsal örgütlenme ve provokasyonlara karşı dikkatli olunması çağrısında bulunarak şunları söyledi:
“Mesele şu: Bu bir süreç meselesidir. Bu sürece değer biçiyoruz. Yaklaşık iki yıldır bir süreç yürüyor. Bu konuda Kürt tarafı, bizler samimiyiz. Söylediklerimizde samimiyiz. Meseleyi çözmek istiyoruz. Türkiye tarafının bu konuda gereken hassasiyeti gösterip bu halkı, Kürtleri halk olarak görmesini, onu tanımasını ve dost olarak görmesini istiyoruz. Düşman olarak değil.
“Zaten barış derken herkesin barış içinde yaşamasını ve dost olmasını istiyoruz. Birlikte olmasını istiyoruz. Halkımıza da şunu söylüyoruz: Bu bir süreçtir. Meseleler bir gün içinde hallolmaz. Bu süreçte daha dikkatli hareket ederek, kendimizi örgütleyerek, yanlış yapmayarak ama provokasyonlara da gelmeyerek, tedbirlerimizi alarak yürüyelim.
“İnanıyoruz ki bu yürüyüşün sonucunda halkımız özgürleşecek ve bu herkes için bir kazanım olacak. Bu tek taraflı değil, Türkiye’deki herkesin kazanımı olacak.”