Yıllardır dini faaliyetlerinden ziyade yurt, kurs ve kurumlarında yaşanan ihmal, şiddet, taciz ve tecavüz olaylarıyla adından söz ettiren Süleymancılar, bu kez geniş kapsamlı bir polis operasyonuyla gündeme geldi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 49 kişi hakkında çıkardığı gözaltı kararı doğrultusunda 17 ilde eş zamanlı baskınlar düzenlendi. Yapılan aramalarda şüphelilere ait 43 adres ile 33 şirkete bağlı 80 ayrı adreste incelemeler yapıldı Aralarında cemaatin lideri Alihan Kuriş'in de yer aldığı 30 şüpheli gözaltına alınırken, Kuriş 16 Ağustos’ta çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Başsavcılık soruşturmayı, 2016 yılında cemaatin başına geçen Kuriş’in yönettiği ve “çıkar amaçlı suç yapılanması” olarak nitelendirdiği yapı üzerinden yürütüyor. Şüphelilere; suç örgütü kurma ve yönetme, bu örgüte üye olma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, kamu kurumlarını zarara uğratarak dolandırıcılık yapma ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet suçlamaları yöneltildi. Soruşturma çerçevesinde, kara para aklamada kullanıldığı değerlendirilen şirketlere kayyım atanırken mali kayıtlar ve para hareketleri de detaylı incelemeye alındı.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, cemaatin Almanya’nın Köln şehrinde 70 milyon dolar yatırımla inşa ettiği İslam Kültür Merkezi tamamlandığında tüm faaliyetlerini oraya taşımayı planladığı yönünde değerlendirmeler bulunduğunu açıkladı. Adalet Bakanı Akın Gürlek ise operasyonun kesinlikle dini bir görüşe ya da sivil toplum kuruluşuna değil, tamamen mali yapılanmaya yönelik olduğunun altını çizdi.
DİYANET’TEN SÜLEYMANCILAR İÇİN YENİ BİR ‘FETÖ’ UYARISI
Bakan Gürlek’in açıklamaları, 15 Temmuz 2016 sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan “Dini-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Akımlar” başlıklı gizli raporu gündeme getirdi. 2019’da internete sızan söz konusu raporun 188. sayfasında Süleymancılara yönelik uyarılara yer verilirken, cemaatin yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantısı olduğu yönündeki iddiaların ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ tecrübesinin yaşanmaması adına gerekli incelemelerin yapılması gerektiği vurgulanmıştı.
YERALTI EĞİTİMLERİNDEN KUR’AN KURSLARINA
Temelleri 1900’lerin ortalarında Nakşibendi şeyhi Süleyman Hilmi Tunahan tarafından atılan yapı, günümüzdeki kitlesel örgütlenmesini 1950 sonrasında kazandı. Tunahan, 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) sonrasında müderrislikten (Osmanlı’da günümüz üniversite öğretim üyesine denk bir görev) istifa ederek vaizliğe başladı. Sultanahmet, Süleymaniye, Şehzadebaşı, Beyazıt, Yeni Cami ve Kasımpaşa gibi büyük camilerde verdiği vaazlarla tanındı.
Bu dönemde bazı cami odaları ile evlerin bodrum katlarında Kur’an eğitimi verdiği ders halkaları oluşturdu. Bunun üzerine takibata uğrayan Tunahan’ın vaizlik belgesi, İçişleri Bakanlığı tarafından geri alındı. Oluşumun çalışmaları yıllar boyunca illegal olarak sürdü. Tunahan, 24 Mart 1950’de yeniden vaizlik belgesi aldı. Bu tarih, cemaat açısından bir dönüm noktası oldu.
Aynı yıl, 14 Mayıs’ta Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle dini çalışmalarını yoğunlaştıran yapı, ilki Çamlıca’da olmak üzere Kur’an kursları açmaya başladı. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman, cemaat kaynaklarına atıfta bulunarak 1950-1956 yılları arasında cemaatin kurs sayısının 70’e yakın olduğunu, 1956 yılında ise gerçek anlamda bir patlama yaşanarak bu sayının 400’e ulaştığını, 1960’a gelindiğinde ise 1000’i aştığını belirtiyor.
Uğur Mumcu ise “Rabıta” adlı kitabında, Almanya’nın uzun yıllar boyunca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Almanya’daki Türk işçileri için cami ve kurs açmasına izin vermezken, Süleymancıların “İslam Kültür Merkezi” adı altında 300’den fazla cami ve Kur’an kursu açmasına izin verdiğini yazdı.
633 SAYILI KANUN İLE YURT BE BARINMA STRATEJİSİ
Talebelerini Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı sınavlara girmeye teşvik ederek çeşitli kademelerde görev almalarını sağlayan Tunahan, aynı zamanda 1951’den itibaren açılmaya başlanan İmam Hatip okullarında yeterli din eğitimi verilemeyeceğini düşündüğü için talebelerini bu okullara göndermekten kaçındı.
22 Haziran 1965’te ise kurslardan gelen ve sınavlara girerek din görevlisi olunmasını ortadan kaldıran 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un kabul edilmesiyle yıllarca sürecek Süleymancı-İmam Hatipli din görevlisi gerilimi ortaya çıktı. Bu dönemde iki tür din görevlisi ortaya çıkmıştı: İmam Hatip okulları ve ilahiyat fakültelerinden yetişen “Mektepliler” ile Kur’an kurslarından yetişen “Süleymancılar.” Aynı dönemde “Süleymancılar” tanımlamasının ilk defa Türkiye Din Görevlileri Federasyonu’nda cemaatin rakipleri tarafından kullanıldığı iddia ediliyor. Ancak cemaat mensupları, kendilerine dışarıdan verilen bu isim yerine “Süleymanlılar” veya “Süleyman Efendi’nin Talebeleri” ifadelerini kullanmayı tercih ediyor.
1965’te kabul edilen yasayı takip eden yıllarda cemaatin faaliyet alanlarında önemli bir değişim yaşandı. Eğitimden ziyade barınmaya yönelen cemaat, varlığını sürdürebilmek için doğrudan din eğitimi vermek yerine yurt ve barınma hizmetlerini öne çıkardı.
EHL-İ SÜNNET ANLAYIŞIYLA GELİŞTİRİLEN SİYASİ İLİŞKİLER VE CEMAATİN YAKIN DÖNEM ÇALKANTILARI
2019’da sızan gizli raporda öne çıkan noktalardan biri, cemaatin benimsediği İmam-ı Rabbânî merkezli Ehl-i Sünnet çizgisiydi. Bu anlayışın temel ilkeleri arasında devlet otoritesiyle doğrudan karşı karşıya gelmemek ve radikal veya marjinal dini gruplara karşı mesafeli durmak yer alıyordu. Bu prensip doğrultusunda cemaat, on yıllar boyunca farklı sağ partilere destek verdi.
Süleymancıların siyaset dünyasındaki ilk güçlü temsilcisi Kemal Kaçar oldu. Biri Millet Partisi’nden (MP), ikisi Adalet Partisi’nden (AP) olmak üzere üç dönem milletvekilliği yapan Kaçar, aynı zamanda Avrupa Konseyi’nde Türk Parlamenterler Heyeti üyeliği görevini yürüttü. Cemaat mensuplarından Hilmi Türkmen, biri Demokrat Parti’den (DP), diğeri AP’den olmak üzere iki dönem; Ali Ak ise AP’den bir dönem milletvekilliği yaptı. 1995’te Refah Partisi’nden milletvekili seçilen Arif Ahmet Denizolgun ise 1998-1999 yıllarında Ulaştırma Bakanlığı ve TBMM NATO Komisyonu Başkanlığı görevlerinde bulundu.
Ancak cemaat içindeki güç dengeleri ve siyasetle ilişkiler, 2000 yılında Kemal Kaçar’ın hayatını kaybetmesiyle kırılma noktasına ulaştı. Kaçar’ın ardından cemaatin başına, kurucu Süleyman Hilmi Tunahan’ın iki torunu ve öz kardeş olan Mehmet Denizolgun ile Arif Ahmet Denizolgun geçmek istedi. Tabanın ve yönetimin ağırlıklı desteğini alan küçük kardeş Arif Ahmet Denizolgun cemaat lideri olurken, bu süreç iki kardeş arasında miras ve güç kavgalarına neden oldu.
Liderlik yarışını kaybeden ağabey Mehmet Denizolgun, AKP’nin kurucuları arasında yer aldı ve 2002 genel seçimlerinde AKP listelerinden aday gösterildi. Cemaat lideri Arif Ahmet Denizolgun ise seçimlere Antalya’da Anavatan Partisi (ANAP) saflarında girdi; ilerleyen yıllarda ise Mehmet Ağar yönetimindeki DP’de siyasi çalışmalarını sürdürdü.
2000’li yıllarla birlikte cemaatin iktidarla olan ilişkileri, dönemsel gerilimlerle sarsılmaya başladı. 2007 genel seçimleri sürecinde İstanbul’un Kasımpaşa semtinde bulunan cemaate ait Piyale Kur’an Kursu binası, AKP’li Kadir Topbaş yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kaçak ve depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkıldı. Bu gelişmenin ardından 2009 yerel seçimlerinde Süleymancılar, Türkiye genelinde en güçlü ve yoğun oldukları Antalya’da ilk kez AKP’nin karşısında yer alarak CHP adayını destekleme kararı aldı.
Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ani vefatının ardından cemaatin liderlik koltuğuna yeğeni Alihan Kuriş oturdu. Kuriş yönetimiyle birlikte iktidardan kopuş daha belirgin bir hal aldı. Nitekim cemaat, 2018 genel seçimlerinde Meral Akşener’i ve İYİ Parti’yi destekledi.
Son dönemde yaşanan mali operasyonların perde arkasında ise bu aile içi ve siyasi çatışmanın adli boyutlara taşınması yer alıyor. AKP eski Milletvekili Mehmet Denizolgun’un oğlu Fatih Süleyman Denizolgun, sosyal medya platformu X üzerinden cemaat yönetimine sert eleştiriler yöneltti. Denizolgun, Alihan Kuriş yönetimini “Kurişilik Terör Örgütü” olarak nitelendirirken 2024 yılında devlet kademelerine resmi ihbarlarda bulundu.
Denizolgun’un, Süleyman Efendi cemaatiyle iltisaklı tüm şirket, vakıf ve derneklere yönelik mali operasyon yapılması yönündeki çağrıları ve suç duyuruları, cemaatin ticari ağlarına yönelik başlatılan geniş kapsamlı adli sürecin ve kayyım atamalarının somut zeminini oluşturdu.
BELLEK: SÜLEYMANCILARIN ÖĞRENCİ YURTLARINDA ÖLÜM, ŞİDDET VE İSTİSMAR
Yapı, tüm bu siyasi ve mali ağının yanı sıra yıllar içerisinde yurtlarında yaşanan ölümler ve istismarlarla toplumun belleğine kazındı.
2008’de Konya’nın Taşkent ilçesindeki cemaat yurdunda, LPG tüpünden sızan gazın patlaması sonucu bina çöktü; 18 kız öğrenci ve eğitici hayatını kaybetti. Yaklaşık 12 yıl süren davada, Yargıtay incelemelerinin ardından yurt yöneticileri ve tüpü monte eden firmanın sorumlularının da aralarında bulunduğu sanıklara, “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet vermek” suçundan farklı oranlarda hapis cezaları verildi. 2024 yılında cezalar Yargıtay tarafından artırılarak onandı ve kesinleşti. Yurt Müdürü Hüseyin Çömlek 15 yıl, LPG şirketi Bölge Müdürü İzzet Yanık 10 yıl, LPG şirketi çalışanı Oğuz Cengiz ise 10 yıl hapis cezası aldı. Dernek ve vakıf yetkililerinin de aralarında bulunduğu diğer 8 sanık hakkındaki beraat hükümleri ise korundu.
2016’da Adana’nın Aladağ ilçesindeki kız öğrenci yurdunda çıkan yangında, yangın merdiveninin kilitli olması nedeniyle 11’i çocuk 12 kişi yaşamını yitirdi, 22 çocuk yaralandı. Adana Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2022 yılında karara bağladığı davada, aralarında dernek yöneticileri ve yurt görevlilerinin de bulunduğu 8 sanığa “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya sebebiyet verme” suçundan 4 yıl 2 ay ile 15 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. Ancak 2018 yılı itibarıyla tutuklu sanık kalmamıştı. Yani Aladağ Yangını Davası sonucunda verilen hapis cezalarına rağmen sanıkların hiçbiri cezaevinde değil.
Takip eden yıllarda İzmir’in Dikili ilçesi, Eskişehir, Kastamonu, Ümraniye ve Alanya’daki cemaat yurtlarında kalan çocuklara yönelik fiziksel şiddet, cinsel taciz ve tecavüz olayları ortaya çıkarıldı. Çok sayıda eğitmen, onlarca yıllık hapis cezalarına çarptırılırken bazı yurtlar mühürlenerek kapatıldı. Diyanet’in raporunda da geçmişte bu yurtlarda dayak, kaçma, intihar ve şüpheli ölüm iddialarının basına yansıdığı belirtiliyor.
Kaynak:
Gazi, Filiz. Görünmeyen Cemaat: Mürideler- İsmailağa, Menzil, Süleymancılar. Destek Yayınları, 2024.
Diyanet İşleri Başkanlığı. Dinî-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dinî-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dinî Akımlar. Yayımlanmamış Gizli Rapor, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı, 2019.