Baluken: Sayın Öcalan’ın koşulları, çözümün teknik değil, stratejik başlıklarından biridir

Çerçeve Yasa’yı değerlendiren Kürt siyasetçi İdris Baluken, “Sayın Öcalan'ın müzakere ve çalışma koşulları, çözümün teknik değil, stratejik başlıklarından biridir. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi açısından oldukça hayatidir” diye vurguladı.

İDRİS BALUKEN

Önder Apo’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’ten geçen yasa ile yeni bir döneme girildi. Birçok eksik yönü bulunmasına rağmen yasa, bir ilk olması nedeniyle muhatapları tarafından olumlu bir adım olarak değerlendirildi.

Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen düzenlemenin Meclis’ten geçmesinin ardından gözler, iktidarın yasayı uygulamak için atacağı adımlara çevrildi. Yasanın yürürlüğe girmesi halinde cezaevlerinde tutulan ve sürgünde yaşayan çok sayıda Kürt siyasetçi ile yurtseverin düzenlemeden yararlanması bekleniyor.

Sürgünde bulunan Kürt siyasetçi İdris Baluken, Çerçeve Yasa’yı ve bundan sonraki süreci ajansımıza değerlendirdi.

‘TARİHSEL DENEYİM HEM DEVLET HEM DE KÜRT HAREKETİ AÇISINDAN ÖNEMLİ DERSLER ÇIKARTTI’

Bu sürece birkaç yıl içerisinde gelinmediğini belirten Baluken, Kürt halkının kırk yıldır büyük bedeller ödediğini hatırlatarak şunları ifade etti: “Bu sürece yalnızca son birkaç ayın ya da birkaç yılın gelişmeleriyle bakmak eksik olur. Aslında bugün gelinen nokta, Kürt halkının yüz yılı aşan hak, kimlik ve eşit yurttaşlık mücadelesinin, özel olarak da son kırk yılda ağır bedeller ödenerek sürdürülen kararlı direnişin ortaya çıkardığı tarihsel birikimin sonucudur.

Kürt halkı; inkâr, asimilasyon, zorunlu göç, faili meçhul cinayetler, kitlesel tutuklamalar ve askeri operasyonlar gibi çok ağır baskılara rağmen siyasal iradesini korumuş, demokratik çözüm talebinden vazgeçmemiştir. Bu kırılmayan toplumsal ve siyasal irade, bugün gelinen aşamanın en önemli belirleyicilerinden biridir.

Diğer taraftan, 1990'lı yıllardan itibaren farklı dönemlerde doğrudan ya da dolaylı müzakere girişimleri yaşandı. Ancak her defasında masanın devrilmesi ya da sürecin siyasal nedenlerle sona erdirilmesi, yalnızca çözümsüzlüğü derinleştirdi; toplum daha fazla acı yaşadı, daha ağır ekonomik ve insani bedeller ödedi.

Bu tarihsel deneyim hem devlet açısından hem de Kürt hareketi açısından önemli dersler ortaya çıkardı. Güvenlikçi politikalar sorunu çözemediği gibi, hukuki zeminden yoksun yürütülen müzakere girişimlerinin de kalıcı sonuç üretmediği görüldü. Bu nedenle bugün kabul edilen çerçeve yasa, müzakerenin hukuki dayanağını oluşturmayı amaçlayan ilk adım olarak değerlendirilebilir.

Çerçeve yasaya devletin bir lütfu olarak değil, Kürt halkının yüz yılı aşan mücadelesinin ortaya çıkardığı bir sonuç olarak bakmak gerekir. Tekrar vurgulamak gerekir ki bu yasa nihai bir çözüm değildir; yüz yıllık bir sorunun demokratik yöntemlerle çözümüne yönelik yeni bir dönemin başlangıç eşiğidir.”

‘SAYIN ÖCALAN’IN ÇALIŞMA KOŞULLARI STRATEJİK BAŞLIKLARDAN BİRİDİR’

Bundan sonraki süreçte müzakerenin muhatabının hukuki sürecinin belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Baluken, şöyle konuştu: “Bundan sonraki süreç, yalnızca yasanın yürürlüğe girmesiyle değil, müzakerenin kurumsallaştırılmasıyla anlam kazanacaktır. Her şeyden önce müzakere muhataplarının hukuki statüsünün açık biçimde tanımlanması gerekir. Geçmiş süreçlerin en önemli eksikliklerinden biri, müzakerelerin büyük ölçüde siyasi iradeye bağlı ve hukuki güvenceden yoksun yürütülmesiydi.

Sayın Öcalan'ın müzakere ve çalışma koşulları, çözümün teknik değil stratejik başlıklarından biridir. Bu kapsamda Sayın Öcalan'ın müzakere ve çalışma koşullarının uluslararası hukuk ve demokratik siyaset ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesi, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi açısından oldukça hayatidir. Bunun yanında iletişim kanallarının açık hale getirilmesi, teknik heyetlerin oluşturulması, süreci denetleyecek mekanizmaların oluşturulması gibi hususlar önem taşımaktadır.

Ayrıca demokratik siyaset alanının genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü güçlendirecek reformlar, yerel demokrasiyi geliştirecek düzenlemeler, infaz hukuku ve Terörle Mücadele Kanunu, AYM ve AİHM kararlarının gereğini yerine getirmek başta olmak üzere birçok adımla birlikte, toplumsal yüzleşme ve hakikat mekanizmalarının kurulması gibi tamamlayıcı adımlar da barış ikliminin kalıcı hale gelmesini sağlayacaktır. Çerçeve yasa, esasında demokratik çözümün önünü açacak hukuki zemindir.”

‘AVRUPA’DAKİ KÜRTLER DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ EN GÜÇLÜ İSTEYEN KESİMLERDENDİR’

Avrupa’da temkinli bir iyimserlik olduğunu söyleyen Baluken, halkın somut adımların atılmasını istediğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa'daki Kürt toplumunda genel eğilim temkinli bir iyimserliktir. Geçmiş deneyimler nedeniyle kimse yalnızca açıklamalara bakarak kesin bir iyimserlik içinde değildir; somut adımlar beklenmektedir.

Genel olarak barışa dair güçlü bir istek ve destek ön planda olmasına rağmen mevcut iktidara güven konusunda ciddi tereddütler vardır. Çerçeve yasanın içeriği ile hukuki ve teknik düzenlemeleri de bu güven problemini tek başına aşmaya yetmemiştir. Buna rağmen sürecin siyasi boyutunda muhataplık zemininin oluşması ve müzakerelerin sürdürülüyor olması son derece önemli görülmektedir.

Avrupa'daki Kürtler, demokratik ve barışçıl bir çözümün gelişmesini en güçlü şekilde isteyen toplumsal kesimlerden biridir. Çünkü olası bir çözüm, hem siyasi ve hukuki nedenlerle yıllardır sürgünde yaşayan binlerce insanın ülkesine dönüşünün önünü açabilecek hem de Avrupa'daki demokratik ve siyasal faaliyetlerin ilgili devletler tarafından kriminalize edilmesinin önüne geçebilecektir.

Geniş bir kesim, sürecin sonuçlarını aceleci hükümlerle değil, atılacak somut demokratik adımlarla değerlendirmek gerektiğini savunmaktadır.

Beklenti, sürecin hukuki gerekliliklerinin eksiksiz tamamlanması ve demokratik reformların gecikmeden hayata geçirilmesidir. Bununla birlikte, kategorik olarak sürece karşı çıkan dar bir çevrenin de bulunduğunu belirtmek gerekir. Bu kesim ağırlıklı olarak Kürt Hareketi'ne ve Sayın Öcalan'a siyasal olarak karşı duran ya da zaman içerisinde hareketten koparak karşıtlaşan çevrelerden oluşmaktadır. Genel olarak belirleyici bir toplumsal ve siyasal ağırlığa sahip olduklarını söylemek mümkün değildir.

Bir başka kesim ise Kürt meselesinin kök ana sorunlarına ilişkin bugüne kadar beklenen adımların atılmamış olmasını, güvensizlikle birlikte bir karşıtlık gerekçesi olarak dile getirmektedir.”

‘HER DEMOKRATİK SÜREÇ ELEŞTİRİLEBİLİR, ANCAK REDDEDEN YAKLAŞIMI AYIRMAK GEREKİR’

Çerçeve yasanın eleştirilecek çok yanının olduğunu belirten Baluken, bunun yanında toptan bir reddedişin yanlış olduğunu dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Her demokratik süreç eleştirilebilir. Çerçeve yasanın eksik yönleri vardır ve bunların dile getirilmesi son derece doğaldır. Hukuki güvencelerin güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının oluşturulması ve demokratik reformların hızlandırılması yönündeki yapıcı eleştiriler süreci güçlendirir.

Ancak yapıcı eleştiri ile süreci daha başlamadan bütünüyle reddeden yaklaşımı birbirinden ayırmak gerekir.

Barış ihtimalini cepheden reddeden, hiçbir demokratik çözüm seçeneğini kabul etmeyen tutumların fiilen savaş siyasetini desteklediğini söylemek gerekir. Çünkü barışın alternatifi savaştır. Burada başkalarının çocuklarına reva görülen ölümler üzerinden bir siyasi hesap söz konusudur. Bu, insani ve vicdani açıdan olduğu kadar ahlaki açıdan da kabul edilemez, son derece sorunlu bir yaklaşımdır. Siyasetin görevi ölüm üzerinden çıkar hesabı yapmak değil, yaşamı ve toplumsal iyilik halini güçlendirmektir.

Yıkıcı eleştiriler üzerinden hareket edenlerin sayısı da çoğu zaman abartıldığı kadar fazla değildir. İnsani değerlerle arasına mesafe koymuş marjinal yapı, kurum ve bireylerden ibaret olduklarını söylemek yanlış olmaz. Nitekim halkın çok büyük çoğunluğunu temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yasa teklifinin 468 oy gibi çok geniş bir mutabakatla kabul edilmiş olması da bunun önemli göstergelerinden biridir. İnsan hayatının korunmasını önceleyen bir yaklaşımın temel sorumluluğu barış imkanlarını geliştirmek olmalıdır.

Dolayısıyla bugün ihtiyaç duyulan şey, süreci reddetmek değil; eksiklerini cesaretle ortaya koyarak onu daha demokratik, daha kapsayıcı ve daha kalıcı hale getirecek katkılar sunmaktır.”

‘KÜRT HAREKETİ AÇISINDAN İDDİALARDAN VAZGEÇME DEĞİL, MÜCADELE YÖNTEMLERİNİ DEĞİŞTİRME İRADESİ VAR’

Yasaya ilişkin ‘Kürt halkına hiçbir şey vermediği, teslimiyeti dayattığı’ yönünde yapılan açıklamalara da değinen İdris Baluken, bu yaklaşımın siyasal pratiği ve tarihsel deneyimi yeterince dikkate almadığını belirterek şunları söyledi: “Doğrudur; çerçeve yasa, tek başına Kürt halkının bütün demokratik taleplerini karşılamamaktadır. Anadil, yerel demokrasi, anayasal güvence ve eşit yurttaşlık gibi temel başlıklarda yeni düzenlemelere ihtiyaç devam etmektedir. Ancak bu yasanın işlevi de zaten bunların tamamını tek başına çözmek değildir. Bu yasa, çözüm sürecinin hukuki çerçevesini oluşturan ilk adımdır ve bundan sonraki demokratikleşme paketleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Kürt Hareketi açısından ortada iddialardan vazgeçme değil, mücadele yöntemlerini değiştirme iradesi vardır. Bu konuda Hareket tarafından çok sayıda açıklama yapılmasına rağmen hala eski ezberlerle değerlendirme yapılması, değişim, yenilenme ve gelişim süreçlerine duyulan mesafeyle açıklanabilir. Bu, daha çok statükocu bir okuma biçimidir.

Bu noktada Türkiye sol ve sosyalist hareketinin son kırk yıllık pratiğine de soğukkanlı biçimde bakmak gerekir. Özellikle 12 Eylül askeri darbesinden sonra Türkiye solunun yaşadığı örgütsel zayıflama, toplumsal etkisindeki daralma ve bölgesel siyasal gelişmeler üzerindeki sınırlı etkisi ortadadır.

Buna karşılık Kürt siyasi hareketi, aynı dönemde hem kitleselliğini büyütmüş hem de değişen ulusal, bölgesel ve uluslararası koşulları doğru okuyarak siyasetini sürekli güncellemiş, elde ettiği kazanımları yeni kazanımlarla tahkim etmeyi başarmıştır. Stratejisini yenileyebilen hareketler büyür, ezberlerini koruyanlar ise zamanla toplumsal karşılığını kaybeder.

Bunun temel nedeni, değişimi esas alan bir siyasal yenilenme anlayışından kaçınmamasıdır. Koşullar değiştikçe mücadele yöntemlerini, siyasal araçlarını ve çözüm stratejilerini yeniden değerlendirebilmiş, bu dinamizm hareketin en önemli güç kaynaklarından biri olmuştur.

Dolayısıyla bugün yaşanan süreci de bu tarihsel perspektif içinde değerlendirmek gerekir. Stratejik hedeflerden vazgeçmeden yöntemleri değiştirebilmek, demokratik siyasetin imkanlarını büyütebilmek ve toplumsal kazanımları koruyarak ilerletebilmek bir teslimiyet değil; siyasal öz güvenin ve stratejik aklın göstergesidir.

Esas olan, bu ilk adımı kalıcı barışa, demokratik hukuk devletine ve Kürt halkının meşru demokratik haklarının güvence altına alınacağı yeni reformlarla tamamlayabilmektir.”