Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye’yi terk etmeye zorlanmasıyla başlayan uluslararası komplo, Türkiye ve Kürdistan’ın çeşitli şehirlerinde protesto edildi. İstanbul’daki protestoya polis ablukası ve saldırısı damgasını vurdu. 9 Ekim Uluslararası Komplosu’nu protesto etmek için Demokratik Kurumlar Platformu (DKP) ve DEM Parti İstanbul İl Örgütü çağrısıyla Saraçhane Meydanı’nda bir araya gelen Kürt halkının Aksaray’a yürüyüş yapması polis tarafından engellenmeye çalışıldı.
Bu keyfi engeli “Bijî Serok Apo”, “Kahrolsun 9 Ekim Komplosu” sloganlarıyla polis barikatlarına yüklenerek protesto eden halka polis saldırdı. Arbede sırasında polisin sıktığı biber gazından etkilenen bir yurttaş fenalık geçirdi.
Polisin tüm müdahale anonslarına ve engellemelerine rağmen açıklama yapan DKP ve DEM Parti, sürecin toplumsallaşması ve kalıcılaştırılmasının yolunun Önder Apo’nun özgürlüğünden geçtiğini vurguladı.
Protestoda söz alan DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Arife Çınar, polisin keyfi engeline tepki göstererek sözlerine başladı. Bugün burada planladıkları yürüyüşün polis tarafından engellendiğini hatırlatan Arife Çınar, “Maalesef ki Sayın Öcalan’ın adını duyduğunda önümüze duvar ören bir zihniyetle karşı karşıyayız. Türkiye ve Ortadoğu topraklarında özgürlüğün yolunu çizen, bu konuda kararlı duruş sergileyen Sayın Öcalan’a yönelik kurulan 9 Ekim Komplosu’nu kınamak için toplandık. Ancak engellemelerle karşılaşıyoruz” dedi.
9 Ekim 1998 tarihinde uluslararası egemen güçlerin Önder Apo’ya yönelik hangi amaçla harekete geçtiğini çok iyi bildiklerini vurgulayan Arife Çınar, “Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan tarihsel olarak hepsini ifade etti. Bu topraklarda Kürtleri yok sayarsanız, Alevileri yok sayarsanız, halkları yok sayarsanız ve iradelerini ellerinden alırsanız bizlerin sokaklarda ve meydanlarda olacağını sizler biliyorsunuz. İşte 9 Ekim Komplosu, Kürt halkının iradesinin elinden alınmasına yönelikti. Türkiye’de ve Ortadoğu’da Kürt sorununun demokratik çözümünün önüne geçmek içindi. Bundan dolayı 9 Ekim Komplosu uygulandı. Ama ne oldu? 9 Ekim Komplosu boşa çıktı. Kürt halkıyla Sayın Öcalan arasında duvar örerek bu bağı koparacaklarını zannettiler. Bu güçlü felsefeyi, bu topraklarda yaşam bulan felsefeyi koparacaklarını zannettiler. Oysa bugün Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan, 9 Ekim’den beri kendisine uygulanan tecridi kendisi kırmıştır. Bu topraklara yeni bir yaşam sunarak komployu ve beraberindeki tecridi kırmıştır. Kürt halkı da sokakta direnmiştir. Önderliğine sahip çıkmıştır. Halklar ve demokrasiden yana olan inançlar Sayın Öcalan’a sahip çıkmışlardır. İşte iki yıldır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci, bu topraklarda aydınlanması için bir çağrıydı. Birbirimize duvar örerek değil, halklar arasında duvar örerek değil, inançlar arasında duvar örerek değil, bu topraklarda eşit ve özgür koşullarda yaşayabilmek için bu çağrı yapıldı. Ancak bu duvarlar, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın felsefesiyle bugün köprü olmuştur. Bir arada nasıl yaşanması gerektiğinin yol haritasını çizmiş ve bu komployu boşa çıkarmıştır. Bugün sürecin gereği neyse bu yapılmalıdır. Sayın Öcalan serbest bırakılmalıdır” vurgusunda bulundu.
Arife Çınar’ın konuşmasının ardından 9 Ekim Uluslararası Komplosu’nu lanetlemek için hazırlanan ortak metin Kürtçe ve Türkçe okundu.
Açıklamada, 9 Ekim 1998’de Önder Apo’ya yönelik gerçekleştirilen komplonun yalnızca bir lideri veya Kürt halkını değil, tüm Ortadoğu halklarının ortak geleceğini ve barış umudunu hedef alan küresel bir müdahalenin başlangıcı olduğu vurgulandı. Emperyalist egemen güçlerin ve derin devlet odaklarının öncülüğünde yürütülen bu uluslararası komplonun, milliyetçiliği ve düşmanlığı körükleyerek Türkiye’de ve bölgede belki de yüzyıl sürecek derin bir Kürt-Türk savaşının fitilini yakmayı ve Ortadoğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmeyi amaçladığı belirtilen açıklamada, “Fakat uluslararası güçlerin ve bölgesel aktörlerin hesapları, Önder Öcalan’ın iradesini ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini tasfiye etmeye yetmemiştir. 9 Ekim’de başlayan süreç, 15 Şubat 1999’da İmralı tecridiyle ağırlaştırılmış; Önder Öcalan 28 yıldır özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Fakat geçen 28 yıl, komployu başarıya ulaştıramamıştır. Bu kirli ve tehlikeli plana karşı Sayın Öcalan, İmralı’da çözümü geliştirmiş, 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile muazzam bir karşılık vermiş ve komplonun arkasındaki savaşı derinleştirme oyununu boşa çıkarmıştır” denildi.
Bugün başta Rojava ve Rojhilat olmak üzere bölgede derinleşen savaşların, çatışmaların ve krizlerin bu komplonun ve bölgesel müdahale mantığının doğrudan devamı olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Sayın Öcalan, Türkiye ve Ortadoğu halklarının bu girdaptan ve krizlerden ancak diyalog, müzakere ve demokratik uzlaşı yoluyla kurtulabileceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Halkları karşı karşıya getirmek isteyen küresel güçlerin ve statükocu yapıların bölge üzerindeki hesaplarını, geliştirdiği Demokratik Toplum paradigması ile altüst etmiştir. Bugün emperyalist güçlerin ve bölge devletlerinin Ortadoğu halklarına dayattığı savaş, yıkım ve göç politikaları sebebiyle demokratik bir alternatife olan ihtiyacın giderilmesi her zamankinden daha acil hâle gelmiştir. Kürt sorunu artık sadece bu ülkenin sınırları içine sıkıştırılamayacak düzeyde bölgesel bir karakter kazanmıştır” denildi.
9 Ekim Uluslararası Komplosu’nu kurgulayan ve sürdürmek isteyen odakların bugün dahi geliştirilen bu demokratik çözüm arayışlarını boşa çıkarmak istedikleri ve çözümü geciktirmeye çalıştıkları belirtilen açıklamada, şunlar vurgulandı:
“Muhatapları dışlayan, Hareket’in Önderliği ile kadrolarını sürecin dışında bırakan hiçbir yaklaşım çözüm getiremez. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü, toplumsal barışın tesisi ve demokratik bir geleceğin inşası ancak Sayın Öcalan’ın başmüzakereci ve koordinatör statüsünün yasal güvenceyle belirlenmesi ve sürece doğrudan öncülük etmesiyle mümkündür. Sayın Öcalan’ın sürece sunduğu katkı, yaptığı çağrılar ve ortaya koyduğu çözüm perspektifi ortadayken onun özgürlüğünü geleceğe ertelemek demokratik çözümün mantığıyla bağdaşmamaktadır. Sürecin toplumsallaşması ve kalıcılaşması için Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve siyaset yürütme koşullarına kavuşması artık ertelenemez bir gerekliliktir. Demokratik Kurumlar Platformu olarak halkların kaderine ipotek koymaya çalışan bu uluslararası komployu bir kez daha lanetliyor; tüm demokratik kamuoyunu, başta Kürt halkı olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm halkları, kadınları, gençleri ve toplumsal muhalefeti geliştirilen baskı politikalarına karşı omuz omuza durmaya, demokratik çözümün önünü açmak için ortak mücadeleyi büyütmeye ve demokratik toplumu birlikte inşa etmeye davet ediyoruz.”