Çatışmadan barışa: Toplumun rolü

Kuzey İrlanda, Kolombiya, Liberya ve Nepal deneyimleri, barışın yalnızca müzakere masalarında değil, toplumun katılımı, adalet arayışı ve demokratik dönüşüm mücadelesiyle inşa edildiğini ortaya koyuyor.

BARIŞ SÜREÇLERİ

Barış anlaşmaları çoğu zaman devletlerin ve silahlı tarafların imzalarıyla tarihe geçiyor. Silahlar bırakılıyor, hukuki adımlar atılıyor ve liderler anlaşmaları ilan ediyor. Ancak bu süreçlerin arkasında, çatışmaların yarattığı yıkıma karşı sesini yükselten, toplumsal desteği örgütleyen ve anlaşmaların uygulanmasını takip eden halkların mücadelesi bulunuyor.

Savaşlar sona erse de barışın toplumsal olarak inşa edilmesi daha uzun bir zamana yayılıyor. Yakınlarını kaybeden aileler, kadınlar, daha iyi bir gelecek isteyen gençler, insan hakları savunucuları ve yerel örgütler, bu süreçlerin önemli aktörleri olarak öne çıkıyor. Bu kesimlerin etkisi ülkeden ülkeye değişirken, kitlesel gösterilerden arabuluculuğa, seçimlerden anlaşmaların uygulanmasını denetleyen örgütlü mücadelelere kadar farklı yöntemler belirleyici olabiliyor.

Kuzey İrlanda, Kolombiya, Liberya ve Nepal deneyimleri, kalıcı barışın toplumun kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasıyla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Toplumsal katılım, barış gündemini yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı olmaktan çıkararak adalet, eşitlik, siyasi temsil, yerinden edilme, mülkiyet, eğitim ve ortak yaşam gibi meseleleri de kapsamasını sağlıyor.

KUZEY İRLANDA: ÇATIŞMADAN TOPLUMSAL UZLAŞIYA

1921’de İrlanda’nın bölünmesinin ardından adanın güneyi bağımsızlığa giden bir sürece girerken, kuzeydeki altı kontluk Birleşik Krallık yönetiminde kaldı. Kuzey İrlanda’da ağırlıklı olarak Katolik ve İrlanda milliyetçisi kesimler birleşik bir İrlanda’yı savunurken, Protestan ve birlik yanlısı kesimler bölgenin Birleşik Krallık’a bağlı kalmasını istiyordu. Bu siyasi ayrışmaya, Katolik topluluğun konut, istihdam ve siyasi temsil alanlarında karşılaştığı eşitsizlikler de eşlik ediyordu.

1960’ların sonlarında eşit yurttaşlık ve medeni haklar talebiyle düzenlenen gösteriler, güvenlik güçlerinin müdahaleleri ve sokak çatışmalarıyla karşılaştı. Şiddetin tırmanmasıyla İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA), Britanya güvenlik güçleri ve Britanya’yla birliğin sürmesini savunan silahlı gruplar arasındaki çatışmalar yayıldı.

30 Ocak 1972’de Derry’de düzenlenen medeni haklar yürüyüşünde Britanya askerlerinin açtığı ateş sonucu 14 kişi yaşamını yitirdi. “Kanlı Pazar” olarak anılan bu olay, çatışmanın seyrini değiştiren gelişmelerden biri oldu. Yaklaşık 30 yıl süren çatışmalarda 3 bin 500’den fazla kişi hayatını kaybetti.

HAYIRLI CUMA ANLAŞMASI: HALKIN ONAYI

Çatışmalar derinleştikçe toplumun barış talebi, siyasi çözüm arayışlarına yönelik baskıyı artırdı. 1980’lerde başlayan görüşmeler, 1990’larda yeni bir aşamaya geçti. IRA’nın 1994’te ilan ettiği ateşkes, önemli bir dönüm noktası oldu.

Görüşmelerin yeniden başlamasıyla Britanya ve İrlanda hükümetleri ile Kuzey İrlanda’daki siyasi partiler ortak bir müzakere sürecinde buluştu. Bu süreç, 10 Nisan 1998’de Hayırlı Cuma Anlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı.

Anlaşma, farklı siyasi toplulukların yönetimde güç paylaşımını ve Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsünün halkın rızasına dayanmasını öngörüyordu. 22 Mayıs 1998’de hem Kuzey İrlanda hem de İrlanda Cumhuriyeti’nde referandum düzenlendi. Kuzey İrlanda’da seçmenlerin yüzde 71,1’i, İrlanda Cumhuriyeti’nde ise yüzde 94,4’ü anlaşmayı destekledi.

Referandum, siyasi müzakerelerle hazırlanan uzlaşının halkın onayına sunulmasını sağladı. Ancak barışın toplumsal zemini, referandumun ötesinde yürütülen çalışmalarla da güçlendirilmeye çalışıldı.

Sivil toplum kuruluşları, yerel topluluklar, dinî kurumlar ve eğitim girişimleri, Katolik ve Protestan topluluklar arasındaki güvensizliği azaltmak amacıyla faaliyet yürüttü. Gençleri bir araya getiren programlar, toplumlar arası diyalog girişimleri ve çatışmalardan etkilenen kişilere destek sunan kuruluşlar, iki topluluk arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasına katkı sağladı.

Anlaşma, bütün sorunları tek başına ortadan kaldırmadı. Silahsızlanma, güvenlik reformu ve geçmişte yaşanan hak ihlalleriyle yüzleşme uzun süre gündemde kaldı. IRA, silahsızlanma sürecini tamamladığını 2005’te açıkladı.

Kuzey İrlanda deneyimi, siyasi uzlaşının halkın onayıyla güçlenebildiğini, ancak toplumsal ilişkilerin yeniden kurulmasının uzun vadeli ve sürekli bir çaba gerektirdiğini gösterdi.

KOLOMBİYA: SAVAŞ MAĞDURLARI MÜZAKERE MASASINDA

Kolombiya’da devlet ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasındaki çatışmalar, yarım asır boyunca ülkenin geniş kesimlerini etkiledi. Köylüler, yerli topluluklar ve kırsal bölgelerde yaşayan siviller, öldürmeler, zorla kaybetmeler ve yerinden edilmelerle karşı karşıya kaldı.

2012’de başlayan görüşmeler, dört yıl sonra imzalanacak barış anlaşmasının zeminini oluşturdu. Kolombiya deneyiminin öne çıkan özelliklerinden biri ise çatışma mağdurlarının doğrudan müzakere sürecine katılması oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) ve Kolombiya Ulusal Üniversitesi tarafından düzenlenen dört forumda 3 binden fazla mağdur dinlendi. Çatışmalardan etkilenen 60 kişi ise yaşadıklarını müzakere heyetine anlatmak ve önerilerini iletmek üzere Küba’nın başkenti Havana’ya gitti. Mağdurların ve diğer yurttaşların çeşitli kanallardan sunduğu önerilerin sayısı 17 bini aştı.

Bu katılım, anlaşmanın içeriğinde de karşılık buldu. Taraflar, mağdurların gerçeği öğrenme, adalete erişme ve zararlarının giderilmesini talep etme haklarını temel başlıklardan biri hâline getirdi. Hak ihlallerinin araştırılması, mağdurların dinlenmesi ve benzer suçların tekrarlanmasını önleyecek mekanizmaların kurulması, anlaşmanın önemli unsurları arasında yer aldı.

Böylece savaşın sonuçlarını doğrudan yaşayan insanlar, gelecekte nasıl bir siyasi ve toplumsal düzen kurulacağına ilişkin tartışmalara da katıldı.

Toplumsal katılımın siyasi sürece etkisi, 2016’daki halkoylamasında bir kez daha görüldü. 2 Ekim’de yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 50,21’i anlaşmaya karşı oy kullanırken, yüzde 49,78’i destek verdi.

Referandum sonucunun ardından hükümet, anlaşmaya karşı çıkan kesimlerin temsilcileriyle görüşmeler yürüttü. Yaklaşık 500 öneri, 57 başlık altında toplandı ve yeniden müzakere sürecinde değerlendirildi. Değiştirilen anlaşma 24 Kasım 2016’da imzalandı ve ardından Kongre tarafından onaylandı.

Kolombiya örneğinde toplum barış sürecine iki farklı yoldan müdahil oldu. Birincisi, mağdurların tanıklıkları ve önerileri anlaşmanın içeriğini etkiledi. İkincisi, halkoylamasının sonucu anlaşmanın yeniden müzakere edilmesine yol açtı.

LİBERYA: KADINLARIN ÖRGÜTLÜ BARIŞ MÜCADELESİ

Liberya’da 1989’da başlayan iç savaş, 1997’de Charles Taylor’ın iktidara gelmesiyle sona ermedi. Silahlı çatışmalar yeniden başladı ve ülke, 2003’e kadar süren ağır bir şiddet dönemine girdi.

İki savaş döneminde yaklaşık 250 bin kişi hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden edildi. Devlet kurumlarının zayıfladığı ve silahlı grupların geniş alanlarda kontrol sağladığı ülkede siviller ağır bedeller ödedi.

2003’te savaşın sona erdirilmesi için görüşmeler sürerken toplum içinde de barış talebi örgütlenmeye başladı. “Liberya Kadınlarının Barış İçin Kitlesel Eylemi” adıyla gelişen hareket, Hristiyan ve Müslüman kadınları ortak bir talep etrafında bir araya getirdi.

Leymah Gbowee’nin öncülük ettiği hareket, başkent Monrovia’da yürüyüşler düzenledi, balık pazarında haftalık buluşmalar gerçekleştirdi ve oturma eylemleriyle savaşan taraflardan müzakerelere bağlı kalmalarını istedi.

Kadınların eylemleri, savaşın yarattığı yıkımı ülke gündeminde tutarken farklı dinî toplulukların birlikte hareket edebileceğini de gösterdi. Hareket, görüşmelerin başlaması için baskı oluşturdu ve tarafların belirlenen takvime uymasını talep etti.

Müzakerelerin tıkanma riski ortaya çıktığında kadınlar, Charles Taylor’la görüşerek Gana’nın başkenti Akra’daki barış görüşmelerine katılması için girişimde bulundu.

Akra’daki görüşmeler sırasında da oturma eylemlerini sürdüren kadınlar, tarafların uzlaşmaya ulaşmadan görüşme alanından ayrılmaması için baskı oluşturdu.

Müzakereler, 18 Ağustos 2003’te Kapsamlı Barış Anlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı. Anlaşmanın ortaya çıkmasında Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun arabuluculuğu ve uluslararası diplomatik girişimler de etkili oldu.

Barış anlaşmasının ardından sivil toplum kuruluşları seçmen bilgilendirme çalışmaları yürüttü. Eski savaşçıların silahsızlandırılması sırasında ortaya çıkan gerilimlerin azaltılması ve topluma yeniden katılım süreçlerinin desteklenmesi için de girişimlerde bulunuldu.

Liberya deneyimi, özellikle kadınların örgütlü mücadelesinin, farklı toplumsal kesimleri bir araya getirerek taraflar üzerinde siyasi çözüm yönünde baskı oluşturabildiğini gösterdi.

NEPAL: TOPLUMSAL MÜCADELEDEN SİYASİ SİSTEMİN DEĞİŞİMİNE

Nepal’de 1996’da Maocu isyanla başlayan silahlı çatışmalar, devlet güçleri ile Nepal Komünist Partisi (Maoist) arasında on yıl sürdü. Savaşta 13 binden fazla kişi hayatını kaybetti.

Yoksulluk, siyasi temsil eksikliği ve toplumsal dışlanma, özellikle kırsal bölgelerde gerilimi besleyen temel sorunlar arasındaydı.

2005’te Kral Gyanendra’nın doğrudan yönetimi ele alması, monarşiye karşı muhalefeti genişletti. Parlamentodaki yedi siyasi partiyle Maocular arasında aynı yıl imzalanan 12 maddelik mutabakat, otoriter yönetime son verilmesi ve demokratik düzenin yeniden kurulması için ortak bir zemin oluşturdu.

Nisan 2006’da ülkenin birçok kentinde kitlesel gösteriler düzenlendi. Günlerce süren protestolara geniş halk kesimleri katıldı. Kadınlar ve siyasi iradeleri uzun yıllar yok sayılan topluluklar da hareketin bileşenleri arasında yer aldı.

Gösteriler, kralın doğrudan yönetiminin sona erdirilmesinde ve parlamentonun yeniden açılmasında etkili oldu. Artan toplumsal baskının ardından siyasi taraflar ateşkes ve müzakere sürecine yöneldi.

Hükümet ile Maocular arasındaki görüşmeler, 21 Kasım 2006’da Kapsamlı Barış Anlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı. Böylece on yıllık silahlı çatışma sona erdi ve yeni siyasi düzenin kurulması için bir yol haritası hazırlandı.

Kurucu Meclis seçimleri, silahlı çatışmanın ardından ülkenin yönetim biçimini belirleyecek temel adımlardan biri hâline geldi.

2008’de yapılan seçimlerle 601 üyeli Kurucu Meclis oluşturuldu. Aynı yıl Nepal cumhuriyet ilan etti. Yeni anayasa ise 2015’te kabul edildi.

Böylece 2006’daki halk hareketinin açtığı siyasi alan, seçimler ve anayasa yapım süreciyle yeni bir kurumsal düzene taşındı.

Nepal deneyimi, çatışmaların sona erdirilmesiyle başlayan sürecin toplumsal talepler doğrultusunda siyasi sistemin yeniden yapılandırılmasına kadar uzanabildiğini ortaya koydu.

ANLAŞMALARIN ÖTESİNDE: BARIŞIN TOPLUMSAL İNŞASI

Kuzey İrlanda, Kolombiya, Liberya ve Nepal deneyimleri, toplumsal mücadelenin barış süreçlerinde farklı biçimlerde etkili olabildiğini gösteriyor.

Kuzey İrlanda’da halkın referandumla uzlaşmayı onaylaması ve toplumlar arası ilişkilerin yeniden kurulmasına yönelik çalışmalar öne çıkarken, Kolombiya’da savaş mağdurlarının doğrudan müzakerelere katılması anlaşmanın içeriğine etki etti. Liberya’da kadınların örgütlü mücadelesi taraflar üzerindeki barış baskısını güçlendirirken, Nepal’de kitlesel halk hareketi siyasi sistemin değişimine uzanan sürecin önünü açtı.

Bu deneyimlerde halkın desteği, mağdurların talepleri ve örgütlü toplumsal hareketler, siyasi kararların alınmasından anlaşmaların uygulanmasına kadar uzanan süreçte önemli rol oynadı.

Barışın kalıcılığı ise bu kazanımların ne ölçüde hayata geçirildiğiyle yakından ilişkili. Çatışmayı sona erdiren anlaşmaların toplumsal eşitlik, adalet, siyasi temsil ve demokratik katılım alanlarında somut değişiklikler yaratması, barışın gündelik yaşamda karşılık bulmasının temel koşullarından biri olarak öne çıkıyor.