GÖRÜNTÜLÜ

'Terörsüz Türkiye' söylemi ve güvenlik genelgesiyle üniversitelerde yeni dönem

Yeni akademik yıl, üniversitelerde artan güvenlikçi uygulamalar, ekonomik kriz ve derinleşen yoksullukla başladı. Öğrenciler, baskılara karşı demokratik, özerk üniversite talebi etrafında birleşik mücadele çağrısı yaptı.

ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ

Yetersiz burslar, Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarındaki güvenlik sorunları, işlemeyen demokratik mekanizmalar ve kampüslerdeki cinsiyetçilik gibi kronikleşen sorunlarla başlayan yeni akademik yıl, bu kez de güvenlikçi politikaların gölgesinde açıldı. İçişleri Bakanlığı’nın 9 Eylül 2026’da yayımladığı, kampüsleri adeta birer “suç mahalli” olarak ele alan 17 maddelik “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” genelgesi ile Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) ilk derste “Terörsüz Türkiye” temasının işlenmesi yönündeki talimatı, iktidarın üniversiteler üzerindeki denetimini artırma arayışını gösteriyor.

Emek Gençliği’nden Sude Şener, Devrimci Gençlik Birliği’nden (DGB) Yasin İncekara ve Öğrenci Faaliyeti’nden Özcan Berber ile yeni akademik dönemi, iktidarın üniversitelerdeki güvenlik politikalarını ve öğrencilerin yeni dönemi nasıl örgütleyecekleri hakkında konuştuk.

‘ŞOVENİZMİ VE MİLLİYETÇİLİĞİ YAYGINLAŞTIRAN YÖK ‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ ADI ALTINDA SAMİMİYETSİZ ADIMLAR ATIYOR’

Emek Gençliği’nden Sude Şener, iktidarın ve YÖK’ün bu hamlelerle barış meselesini yalnızca bir ‘terör’ sorununa indirgemek istediğine dikkat çekerek, "Saray rejiminin hak mücadelelerini daraltma çabasına karşılık bizler de kendi çerçevemizi ortaya koymak zorundayız. İktidar milliyetçi refleksleri körüklese de bizim için esas olan Kürt halkının özgürlük ve barış mücadelesidir" dedi.

Öğrenci Faaliyeti’nden Özcan Berber ise iktidarın “Terörsüz Türkiye” gibi son dönem politikalarının temelinde toplumsal muhalefeti pasifize etme amacının yattığını belirtti. Yükselen barış ve demokrasi talepleri dahil işçi, öğrenci ve halk gündemlerinin "terörle mücadele" söylemi üzerinden baskı altına alındığını vurguladı. İktidarın söylemlerinin güvenlik boyutunu aşan bir siyasal ajandaya hizmet ettiğinin altını çizen Berber, kampüslerdeki en temel buluşmaların, stant çalışmalarının ve bilgilendirme faaliyetlerinin dahi suç kapsamına sokulmaya çalışıldığını ifade etti ve izlenen politikayı şu sözlerle özetledi:

“Neoliberal politikaların bir devamı olarak öğrencileri parçalamak, onları yalnızca kendi bireysel kariyerlerine odaklamak ve toplumsal meseleleri sorgulamalarını engellemek istiyorlar. Birbirimize güven duyamadığımız, ortak hareket edemediğimiz bir yapı arzulanıyor. Çünkü bir araya geldiğimizde bu düzenin sorgulanacağını biliyorlar. Bizi izole ederek en temel haklarımızın gasp edilmesine sessiz kalmamızı hedefliyorlar.”

Sermaye devletinin hem genel toplumsal muhalefete hem de özellikle üniversitelere yönelik belli saldırıları hayata geçirdiklerine şahit olduklarını belirten Devrimci Öğrenci Birliği üyesi Yasin İncekara da “’Terörsüz Türkiye’ adı altında üniversitelerde etkinlik gerçekleştirilmesi sermaye iktidarının, gerici AKP iktidarının üniversitelerde kendi ideolojik kültürel propagandasını sürdürebilmenin bir aracı olarak görülüyor. Bugün YÖK tarafından duyurulan etkinlikler ‘Terörsüz Türkiye’ olarak adlandırılıyor fakat bugün biz toplumsal muhalefetin bütün unsurlarının en temel demokratik hak ve özgürlüklerinin dahi ayaklar altına alındığı bir Türkiye'de yaşıyoruz. Dolayısıyla geçtiğimiz senelerde şovenizmi, milliyetçiliği ve bunun gibi aslında yanlış fikir ve tutumları yaygınlaştıran YÖK, bugün ‘Terörsüz Türkiye’ adı altında samimiyetsiz bir tavırla belli başlı adımları hayata geçirmiş görünüyor” diye konuştu.

Saray rejiminin barış sürecine bakış açısını bir ulusal özgürlük hareketini kendi bünyesinde ehlileştirebilmek, bir yönüyle onu kendi sınırlarının içine çekebilmek gayesi olarak değerlendiren İncekara, aba altından sopa gösterircesine üniversitelerde artan baskının ve öğrencilere yönelik saldırıların iktidar tarafından sürecin ne kadar samimiyetsiz ve yalanla ilerlediğini açıkça gösteren bir işaret olduğunu ifade etti.

'KORKU ATMOSFERİ YARATILMAK İSTENİYOR’

Bakanlığın 17 maddelik genelgesini güvenlikçi anlayışın kampüslere yansıması olarak değerlendiren Sude Şener, polisin ve gözaltı araçlarının kampüs önlerinde yığılmasıyla öğrenci hareketinin marjinalleştirilmek istendiğine işaret etti:

“Sanki bazı talepleri yüksek sesle dile getiren, bu anlamda bir eylem ortaya koyan az kişi varmış gibi üniversiteleri insanların korktuğu çeşitli alanlar haline getirmeye çalışıyorlar. Hiç bu kadar fazla sivil polisin okulda olduğu ve üniversite önlerinin çevik kuvvetle, polis arabalarıyla, gözaltı araçlarıyla dolu olduğu bir döneme girmemiştik.”

Kampüslerde yaratılan korku atmosferinin öğrenci kitlesini yalnızlaştırmayı hedeflediğini belirten Sude Şener, polis tedbirlerinin öğrenci güvenliğiyle ilgisi olmadığını ifade etti ve 30 Ağustos 2025’te Boğaziçi Üniversitesi Kennedy Lodge Sosyal Tesisleri’ndeki bir düğünde çalıştırılırken silahla katledilen 15 yaşındaki çocuk işçi Hilal Özdemir’i hatırlatarak, gerçek güvenlik zafiyetinin nerede durduğuna dikkat çekti.

İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı güvenlik genelgesinin son beş yılda periyodik olarak çıkarılan metinlerin bir devamı olduğunu belirten Özcan Berber ise, bu düzenlemelerin üniversite içindeki güvenlik görevlilerinin ve polisin öğrencilere yönelik sert tutumunu meşrulaştıran birer "izin belgesi" işlevi gördüğünü söyledi.

19 Mart 2025 döneminde öğrenci gençlik hareketinin güç kazanmasıyla birlikte üniversitelerde kısıtlayıcı önlemlere başvurulduğunu belirten Özcan Berber, geçmiş dönemlerde okul içinde masalar açan, bildiri dağıtan ya da yemekhanede taleplerini dile getiren gençlerin fişlendiğine; ev baskınlarıyla ya da sokak ortasında kaçırılırcasına yakalanarak gözaltına alınıp kriminalize edildiğine dikkat çekti. Bu genelgenin yeni dönemde baskıların daha da artacağını gösterdiğini vurgulayan Berber, hiçbir baskının hak taleplerini ve faillerden hesap sorma iradesini engelleyemeyeceğini ifade etti.

19 Mart 2025’in hemen ardından İstanbul Valiliği’nin resmen üniversite içinde olağanüstü hal ilan eden yazısıyla karşılaştıklarını belirten Yasin İncekara da İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı 17 maddelik genelgenin ilk olmadığını, daha önce de devrimci gençlik hareketinin ‘terör’ yaftasıyla kirletilmeye çalışıldığından bahsederek, kampüsten işkenceyle gözaltına alınıp tutuklanan DGB üyesi Ulaş Yıldırım’ı hatırlattı:

“4 sene önce buna benzer bir genelgeyle yüzleşmek zorunda kalmıştık. Bizim en temel demokratik haklarımız halihazırda ayaklar altına alınmışken üniversitelerdeki ilerici, devrimci faaliyetlerin tamamı terör demagojisiyle kirletilmek isteniyor. 

19 Mart'ta biz bir gençlik isyanına tanıklık ettik. Gençlik kitlelerinin Saraçhane Meydanı’nda barikatlara karşı mücadele ettiğini, İstanbul Üniversitesi'nde öğrencilerin barikatları aştığını gördük. Dolayısıyla sermaye iktidarı da gençlik hareketinin potansiyelinin farkında olacaktır ki bugün üniversitelerdeki mücadelemizi, hakları, özgürlükleri ve geleceği için mücadele eden öğrencilerin faaliyetini kirletmek ve bunu terörle yaftalamak istiyor.

YÖK’ün üniversitelere gönderdiği faşist genelgelere karşı mücadele çağrısını büyüttüğü için Ege Üniversitesi’nden yoldaşımız Ulaş Yıldırım tutuklandı. Ege Üniversitesi’nden sıra arkadaşlarımız da ‘Genelgeler sizin, üniversiteler bizimdir’ şiarıyla bu faşist genelgeye karşı bir stant açtılar. Saray rejiminin faşist baskı ve zorbalığına karşı mücadele çağrısını kampüslerden yükselttiler.

Ulaş da işkenceyle gözaltına alınanlardan biriydi. Yoldaşımız daha sonrasında hukuksuzca tutuklandı. Biliyoruz ki yoldaşımızın tutuklanması tek bir bireye ya da açılan masaya yönelik değildir, toplamında gençlik hareketinin tamamına yöneliktir.”

EKONOMİK KRİZİN ÜNİVERSİTELERE YANSIMASI

Kampüslerdeki baskıların yanı sıra Orta Vadeli Program (OVP) ve kısılan kamu bütçeleri nedeniyle öğrencilerin derin bir yoksullaşmayla yüz yüze olduğunu aktaran Sude Şener, temel ihtiyaçlara yapılan zamlara dikkat çekti. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir öğün yemekhane ücretinin 85 liraya çıkarılmasına karşı öğrencilerin kitlesel tepki gösterdiğini; ODTÜ, İstanbul Üniversitesi, Namık Kemal Üniversitesi ve Kayseri’deki pek çok üniversitede de benzer zamların yaşandığını belirtti.

Yoksullaşmanın öğrencileri ağır ve esnek koşullarda çalışmaya mecbur bıraktığını vurgulayan Sude Şener, "Okurken çalışmak bir zorunluluk olmamalı. Gençliğin en temel ihtiyacı, parasız ve nitelikli eğitim hakkı için mücadeleyi büyütmektir" değerlendirmesinde bulundu.

Yoksulluğun ve ekonomik krizin yalnızca öğrencileri değil, tüm toplumu etkilediğini belirten Özcan Berber, kampüslerdeki nitelik kaybı ile sermaye ve devlet politikaları arasındaki doğrudan bağa işaret etti. Ulaşım zamları, beslenme yetersizliği ve fahiş yurt ücretleri karşısında öğrencilerin adeta bir yaşam mücadelesi verdiğini aktardı.

Kampüslerdeki bütçe kalemlerinin dağılımını eleştiren Özcan Berber, sosyal bilimler, edebiyat ve felsefe gibi toplumsal alanlara ayrılan ödeneklerin kısıldığını, buna karşın kamu kaynaklarının ve öğrenci bütçelerinin güvenlik mekanizmaları ile savaş sanayisine aktarıldığını belirtti.

Devletin, kamu bütçesiyle yapılan yemekhanelerin dahi kâr peşinde koştuğunu ifade eden Berber, vakıf üniversitelerinde akademisyenlerin kitlesel olarak işten çıkarıldığını ve yerlerine iktidarın kendi kadrolarının atandığını hatırlattı. Mühendislik öğrencilerinin ise ekonomik çaresizlik nedeniyle savaş teknolojileri üreten şirketlerin projelerine dahil edilerek etik bir kıskaca sokulduğunu söyledi.

Bugün Devrimci Gençlik Birliği olarak gençliğin endişelerini ve temel gündemlerini ortaya koyduklarını ifade eden Yasin İncekara, birleşik mücadelenin önemine vurgu yaparak bu gündemleri şöyle sıraladı:

“Gençliğin aslında bizce en temel dört gündemi var. Birincisi, gençliğin en büyük kaygısı ekonomik kriz. Ekonomik krize bağlı olarak geleceksizlik, artan faşist baskı ve zorbalık. Diğer taraftan bölgemizde ve uluslararası çapta yaşanan emperyalist savaş ve saldırganlık. Bizler üniversiteliler olarak, gençler olarak birçok sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunlara karşı da en başından beri örgütlü mücadele çağrımızı yükselttik. Dolayısıyla bizlerin bir mücadele hattı seyrederken bu temel gündemler üzerinden, en somut taleplerimiz ekseninde birleşik bir mücadeleyi örgütleme çağrısıyla örgütleniyor olmamız lazım.”

'UMUTSUZLUĞA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE’

Yeni dönemde “Demokratik, özerk üniversite; bağımsız, demokratik bir ülke” şiarıyla fakülte fakülte örgütleneceklerini belirten Sude Şener, iktidarın yarattığı umutsuzluk dalgasına karşı uluslararası öğrenci hareketlerini örnek göstererek, "Fransa’dan Almanya’ya, Filistin için sokaklara çıkan New Yorklu gençlerden Arjantin’deki ekonomik politikalara direnenlere kadar dünyada büyük bir itiraz yükseliyor. Bu kazanın Türkiye’de de kaynadığını biliyoruz. Bizi yalnızlaştırmaya çalışan korku atmosferini ancak birliğimizden güç alarak aşabiliriz" diye konuştu.

Başta Hilal Özdemir olmak üzere kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin, tacizin ve bugün genç kadınların gündeminde olan diğer pek çok sorunun öğrenci hareketinin de en acil gündemlerinden birisi olduğunu ekleyen Sude Şener, kampüsteki genç kadın mücadelesinin de diğer pek çok alan gibi daha fazla birleşmeye ve büyümeye ihtiyacı olduğunu, Emek Gençliği’nin ise bu anlamda tüm güçlerini seferber edeceği bir döneme başlayacağını duyurdu.

Farklı arka planlardan gelen öğrencilerin ve toplumsal kesimlerin aslında aynı kriz kaynağı tarafından mağdur edildiğini ifade eden Özcan Berber ise, öğrenci hareketinin önündeki temel görevi şöyle tanımladı:

“İstanbul’da yetişip yemekhane zammına tepki gösteren bir öğrenci ile memleketinden gelip anadili veya kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğrayan bir Kürt öğrencinin, kampüste cinsel tacize karşı direnen bir kadının ya da iş cinayetinde yaşamını yitiren bir madencinin derdi aynı krizden besleniyor. Kampüsler bizim yaşam alanımızdır ve buradaki kararları üniversite bileşenleri vermelidir.”

Özcan Berber, savaşa, yoksulluğa, akademideki nitelik kaybına ve siyasal baskılara karşı çıkışın ancak tüm bu krizlerin aynı odaktan kaynaklandığını teşhir eden birleşik bir toplumsal mücadele hattıyla mümkün olabileceğini belirterek sözlerini tamamladı.

“Mekke İttifakı imzalanıyor, bölgemizde emperyalist savaşların artırılacağına yönelik mesajlar veriliyor” diyen Yasin İncekara da “AKP iktidarı, bu düzene karşı söz söyleyen, söz üretmenin ötesinde mücadele eden bütün gençleri bastırmak hedefinde. Biz de bu hedefe karşı örgütlü mücadelemizin var olduğunu, mücadele bayrağımızı yükselteceğimizi buradan tekrardan ifade ediyoruz. Devrimci Gençlik Birliği olarak bu dönem içerisinde de en somut, meşru ve haklı taleplerimiz üzerinden bir mücadeleyi örgütleyebileceğimize, birleşik zeminlerde gençliğin devrimci mücadelesini örgütlemeye çağırıyoruz” dedi.