İHD Eş Başkanı Oya Ersoy: Sürecin ilerlemesi için Öcalan’ın hukuki statüsü tanımlanmalı

İHD Eş Başkanı Oya Ersoy, yürütülen sürecin kalıcı ve sürdürülebilir olabilmesi için başta Önder Apo’nun hukuki statüsünün tanımlanması, umut hakkının uygulanması ve siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiğini söyledi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Başkanı Oya Ersoy, Önder Apo’nun çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci başta olmak üzere, çıkarılacak çerçeve yasa ve hükümetin sürece yaklaşımına ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’de son yıllarda derinleşen otoriterleşmenin, barış ve demokrasi önündeki en büyük engellerden biri olduğunu ifade eden Oya Ersoy, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmamasının, hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmanın göstergesi olduğunu belirtti.

‘AİHM KARARLARI UYGULANMIYOR’

2015 yılında sona eren çözüm sürecinin ardından Türkiye’de demokratik alanın ciddi biçimde daraldığını vurgulayan Oya Ersoy şunları kaydetti:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından tutun da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve yargısının verdiği kararlara bile uyulmayan hem siyasal alanın hem de toplumsal demokratik alanın ciddi anlamda daraldığı bir süreçten geçiyoruz. Tüm dünyada yaşanan derin bir insan hakları krizi var. Tamamen insan haklarına dayalı kurulan İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan rejim çökmüş durumda. Bütün devletler artık insan haklarına dayalı hem mevzuata, yani sözleşmelere uymuyorlar hem de verilen mekanizmaların aldığı kararların hepsi dışlanmış durumda ve üstelik devletler birbirinden de güç alıyorlar.”

‘İKTİDAR, SÜRECİ KENDİ SINIRLARI İÇİNDE YÜRÜTÜYOR’

Önder Apo’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geçmiş dönemlerden farklı olduğunu belirten Oya Ersoy, iktidarın Kürt sorununun çözümünden ziyade bölgesel gelişmelerin yarattığı zorunluluklar nedeniyle süreci yürüttüğünü ifade ederek şunları dile getirdi:

“Öncelikle iktidarın motivasyonu, coğrafyamızda yaşanan 100 yılı aşkın bir süredir devam eden Kürt meselesinin çözümü değil. İktidar bunu Ortadoğu'daki dengeler, ABD ve İsrail politikalarının değişmiş olmasının getirdiği denklem içerisinde bir zorunluluktan kaynaklı yapıyor ve burada da kendince bir süreç işletmeye çalışıyor. 

Evet, bir süreç var. Ama iktidar bu süreci bir zorunluluktan yapıyor ve bunu da kendince işletmeye çalışıyor. Kendi kısıtlarıyla işletmeye çalışıyor ve karşımızda da otoriter bir devlet var.  Tamamen hukuk devletinden uzaklaşmış, ‘ben yaptım oldu’ mantığının hakim olduğu ve iktidarın iktidarda kalma ihtiyacı doğrultusunda yargının bir araç olarak kullanıldığı bir süreç var.”

‘İKTİDAR, SÜRECİ YAVAŞLATMAK İÇİN ADIMLAR ATIYOR’

Sürecin toplumsallaştırılması ve demokrasi, barış ve insan haklarından yana olan tüm kesimlerin sürece müdahil olması gerektiğini sözlerine ekleyen Oya Ersoy, iktidarın süreci yavaşlatıcı adımlar attığına işaret ederek şunları belirtti:

“Sürecin akamete uğramaması ya da hızlandırılması için değil, tam tersine, yavaşlatılması ve adımların kendi inisiyatifi içinde atılması anlayışıyla bir süreç iktidar tarafından işletiliyor. Zorunlu kalmadıkça da adım atılmıyor. Ekim 2024’ten bu yana hiçbir adım atılmadı. Tabii ki bu, toplumda ve halklarımızda ciddi anlamda güvensizlik yaratıyor.

Bu konuda maalesef bizler de toplumsal muhalefetin bütün bileşenleri dahil olmak üzere, insan hakları savunucuları olarak da elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ancak sürecin ilerlemesinin, bu sürecin toplumsallaşmasının; insan haklarından, demokrasiden, barıştan ve hukuktan yana olan bütün kesimlerin bu sürece müdahil olup iktidarı zorlamasıyla mümkün olacağını düşünüyorum.”

‘TÜRKİYE’DE OTORİTERLEŞME BAŞKA BİR BOYUTA SIÇRAMIŞ DURUMDA’

Türkiye’de otoriterleşmenin boyut atladığına dikkat çeken Oya Ersoy, ortak mücadeleyle bu sürecin kazanıma evrilebileceğini ifade ederek şunları söyledi:

“Bir yandan CHP'ye dönük operasyonlar var, kayyum atamaları var. Yani artık otoriterleşme başka bir boyuta sıçramış durumda. Tüm bu süreçler birbirinden ayrı süreçler değil. Bu süreçlerin hepsine ortak yaklaşıp ve birlikte mücadelenin koşullarını oluşturmak lazım.

Bizim tek bir derdimiz var: insan haklarına dayalı bir sistemin kurulması. Evet, Kürt meselesi bu ülkede, bu coğrafyamızda asırlardır süren bir mesele. Çok köklü ve çok boyutlu. Muhalefet örgütleri olarak şunun da bilincinde olunması gerektiğini düşünüyorum: Kürt meselesinin çözümü, iktidarın inisiyatifiyle hemen bugünden yarına işleyen bir süreç olmayacak. Bu, bizim için bir mücadele süreci. O yüzden biz bu süreci çok önemsiyoruz, insan hakları savunucuları olarak. Biz mücadele etmedikçe, etkili olmadıkça belli ki bu iktidar adım atmayacak.”

MECLİS KAPANMADAN ÇERÇEVE YASA ÇIKARILMALI’

Sürecin ilerleyebilmesi için Meclis kapanmadan önce bazı temel düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurgulayan Oya Ersoy, öncelikle bir geçiş dönemi yasasının çıkarılması gerektiğini söyledi.

Silah bırakma kararının ardından sürecin nasıl işleyeceğinin yasal güvenceye kavuşturulmasının zorunlu olduğunu belirten Oya Ersoy, şöyle devam etti:

“Hemen sürecin ilerleyebilmesi için atılması gereken acil adımlar var. Öncelikle bir geçiş dönemi yasasının, Meclis kapanmadan önce acilen çıkması lazım. Son iki gündür bu yasa taslağının sunulacağı, ama çıkma sürecinin de sonbahara bırakılacağına dair tartışmalar var. Bu süreç bunu kaldırmaz; bu kadar uzun erimli olmaz. Çok acil adımlar atılması lazım.

Bu yasanın çıkması lazım ve bu yasanın adil, herkesi kapsayan bir genel af niteliği de taşıyan bir yasa olması lazım. Silah bırakanlar ne olacak? Bunların coğrafyamıza, buraya gelişi ne olacak? Sosyal hayata ve daha da önemlisi siyasal sürece katılımları nasıl olacak? Bunun bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor.”

‘SÜRECE DAHİL OLAN HERKES İÇİN HUKUKİ GÜVENCE VERİLMELİ’

Daha önceki çözüm süreçlerine dahil olan muhalif herkesin yargılandığını hatırlatan Oya Ersoy, hukuki güvencenin sağlanması gerektiğini belirterek şunları vurguladı:

“Bu süreçte şimdi herkes konuşuyor. 2015 sürecinde de bunu çok iyi deneyimledik. Süreç bitti denildiği andan itibaren Tayyip Erdoğan'ın hemen arkasından gelen operasyonları biliyoruz. Sürece dair yapılan açıklamaların ve süreç içindeki bütün konuşmaların yargının konusu haline geldiğini görüyoruz.

Başta HDP olmak üzere, o dönem bütün mücadele eden arkadaşlarımızın, birlikte mücadele ettiğimiz insan hakları savunucularının ya cezaevine atıldığını, yargısal tacize maruz kaldığını ya da yurt dışına çıkmak zorunda kaldığını, sürgüne gitmek zorunda kaldığını biliyoruz. Peki bunların hepsi ne olacak?

‘Terör parantezini kaldırıyoruz’ diyorlar. Terör parantezini kaldırmak denilen şey, terörle mücadele yasasını kaldırmaktır. Bırakın terörle mücadele yasasını, şu an toplumu tamamen hukuk dışına iten, iktidarın en ufak icraatları karşısında düşüncesini açıklayanı, sosyal medyada bir paylaşım yapanı, 7'den 77'ye bütün kuşakların ve her türden düşüncenin hapishaneye atıldığı bir süreç, bunun tamamen ortadan kaldırılması lazım.”

‘SAYIN ÖCALAN’IN HUKUKİ STATÜSÜ TANIMLANMALI’

Sürecin sürdürülebilirliği açısından Önder Apo’nun hukuki statüsünün netleştirilmesinin acil bir ihtiyaç olduğunu belirten Oya Ersoy, şunları kaydetti:

“Acil olarak Sayın Öcalan'ın hukuki statüsünün tanımlanması lazım. Bahçeli kalkıyor bir şey söylüyor, AKP'li kaynaklar bir şey diyor. Ama sonuçta devlet güçlerinin bizzat görüştüğü, Öcalan’ın da sürdürdüğü bir süreç var. Bunun şeffaflığı açısından herkesin görüşebildiği, kendi düşüncelerini süreç konusunda paylaşabildiği bir ortamın sağlanması lazım.

Yani bu sürecin muhatabı olarak devlet de Öcalan’ı muhatap kabul ediyor. Geçmişten farklı olarak bizzat aktörü tarafından, Öcalan tarafından yürütülen ve ilerleyen bir süreç var. Bu sürecin akamete uğratılmaması için bu konuda bir adım atılması gerekiyor. Bu statünün tanımlanması ve genel bir çerçevenin belirlenmesi gerekiyor.”

‘KAYYUMLAR GERİ ÇEKİLMELİ, MAHPUSLAR SERBEST BIRAKILMALI’

Kayyum uygulamalarının son bulması gerektiğini ve halkın seçtiği belediye yöneticilerinin görevlerine iade edilmesinin demokratikleşme açısından önemli bir adım olacağını sözlerine ekleyen Oya Ersoy, şu değerlendirmede bulundu:

“Kayyum atanan bütün belediyelerde, kayyumların merkeze çağrılması ve bizzat halkın gerçek temsilcilerinin görevlerine iadesinin sağlanması lazım. Bunun için beklenecek bir şey yok. Yasal bir düzenlemeye de gerek yok. Bir kararnameyle yapılan kayyum atamaları, bir kararnameyle geri alınmak zorunda. Bunun için neyi bekliyoruz mesela?

Onun dışında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları var. Bu kararları uygulamak için ne bekleniyor? Bunun için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok.  Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere cezaevindeki birçok insanın, orada hukuksuz bir kararla tutulduğu tespit edilen, mahkeme kararlarıyla tespit edilen insanların, mücadele arkadaşlarımızın, insan hakları savunucularının serbest bırakılması gerekiyor. Bu insanların sürece katılması gerekiyor. Eğer sürece katılırlarsa, sürecin daha hızlı ilerleyeceği de çok açık değil mi? Peki bunun için niye adım atılmıyor?”

UMUT HAKKI HERKES İÇİN UYGULANMALI’

Umut hakkının başta Önder Apo olmak üzere, evrensel hukuk ilkeleri gereği tüm mahpuslar için uygulanması gerektiğini vurgulayan Oya Ersoy, bunun gerçek anlamda hukuk devletine dönüşün temel göstergelerinden biri olacağını söyledi. Oya Ersoy, devamında şunları dile getirdi:

“Hapishanelerde İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla, haksız yere tutulan, infazı tamamlandığı halde tutulmaya devam edilen yüzlerce mahpus var. En azından demokrasinin kırıntılarının ilk adımı olabilecek adımların derhal atılması gerekiyor. Bunlar için özel bir yasal düzenlemeye gerek yok.

Bunlar atıldıktan sonra, biz bu sürecin gerçekten kök mesele diye tarif edilen Kürt meselesinin çözümü noktasında başka bir mücadele evresinin başlayacağının altını çiziyoruz. Bu mücadelenin ilerletilmesi konusunda tabii ki taleplerimiz var. Kırk yılı aşkın süredir İnsan Hakları Derneği olarak biz de bu sürecin hem hafızasıyız hem de tarafıyız.”

‘ASLA DİYECEĞİMİZ KOŞULLARIN OLUŞTURULMASI LAZIM’

Kırk yıllık çatışmalı sürecin yaratmış olduğu bireysel ve toplumsal travmaların olduğuna dikkat çeken hak savunucusu Oya Ersoy, bir daha asla diyeceğimiz bir sürecin yaratılması gerektiğini dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kırk yıllık çatışma sürecinde arkadaşlarımız katledildi. Kaybedilen arkadaşlarımız, şube yönetim kurulu üyelerimiz ve başkanlarımız var. Bu süreçte silahlı saldırıya uğrayan arkadaşlarımız, insan hakları yöneticileri var. Belli ki herkes tarafından da kabul ediliyor ki, bu 40 yılı aşkın süren çatışmalı süreç hem toplumda hem de bireysel olarak ciddi anlamda travma yaratan bir süreç.

Buradaki ağır insan hakkı ihlallerinin masaya yatırılıp, bir geçiş dönemi adaleti çerçevesinde; hakikatin ortaya çıkarılması, yüzleşme ve adaletin sağlanması için bir mücadelenin örülmesi gerekiyor. Ancak biz bunu henüz konuşamıyor durumdayız, çünkü sıra buna gelemedi.

Ama şunu da biliyoruz ki, bu sürecin ancak ve ancak ‘bir daha asla’ denilerek, geçmişte yaşanan bütün o ihlallerin bir daha yaşanmayacağı; hepimizin eşit, özgür ve barış içinde yaşayacağımız, insan hakları değerlerini önceleyen bir sistemle tabii ki bu mümkün olabilir. ‘Asla’ diyeceğimiz koşulların oluşturulması lazım.”

GERİ DÖNÜŞLER VE HUKUKİ GÜVENCE SAĞLANMALI’

Silah bırakma sürecinin ardından geri dönüşlerin ve toplumsal entegrasyonun güvence altına alınmasının öncelikli düzenlemeler arasında yer alması gerektiğini ifade eden Oya Ersoy, “Silah bırakanlar ne olacak? Buna dair ayrımsız bir düzenlemenin yapılması lazım. Geri dönüşlerin sağlanması, hapishaneden çıkışların sağlanması ve sürgünde olanların geri dönüşlerinin sağlanması lazım. Bunların aynı zamanda iş hakkı başta olmak üzere, yani bir hukuki güvencesinin oluşturulması lazım” dedi.

‘KORUCULUK SİSTEMİ LAĞVEDİLMELİ’

Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahları bırakma ve fesih kararının ardından sürecin ilk adımı olarak korucuların da silah bırakması gerektiğini vurgulayan Oya Ersoy, şunları belirtti:

“Koruculuk sistemi diye bir şey var. Şimdi Meclis raporunda da bahsedilen silahların bırakılmasına ilişkin teyit, tespit vesaire deniyor. Peki korucular ne olacak? Yani burada koruculuk sisteminin de lağvedilmesi ve silahsızlandırılması bizim beklentimizdir. Çünkü sürecin akamete uğramaması ve ilerleyebilmesi için ilk atılması gereken adımlardır bunlar."

‘ANA DİLİNDE YAŞAM HAKKI GÜVENCEYE ALINMALI’

Barışın kalıcı hale gelmesi için yalnızca güvenlik ve hukuki düzenlemelerin yeterli olmayacağını belirten İHD Eş Başkanı Oya Ersoy, ana dilinde yaşam hakkının da güvence altına alınması gerektiğini söyledi.

Oya Ersoy konuşmasını “Bir daha asla diyebilmek için eşitlik, özgürlük, adalet ve insan haklarını temel alan bir sistem kurulmalı. Ana dilinde yaşam hakkı başta olmak üzere demokratik hakları güvence altına alan düzenlemeler yapılmalıdır” şeklinde tamamladı.