'Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı' başladı

“İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" çok sayıda kişinin katılımı ile İstanbul'da başladı. Konferansın açılış konuşmasını çağrıcılardan Gültan Kışanak ve Rıza Türmen yaptı.

“İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" İstanbul'da başladı. 29 aydın ve yazarın çağrısıyla yapılan konferansa siyasetçiler, sivil toplum örgütleri ve kültür sanat çevresinden çok sayıda kişi katılıyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da konferansa katılan isimler arasında. 

Konferansın açılış konuşmalarını, çağrıcılardan Gültan Kışanak ve Rıza Türmen yaptı.

RIZA TÜRMEN: KONFERANS YENİ BİR DEMOKRASİ HAREKETİNİN BAŞLANGICI OLMALI

AKP’nin cumhuriyetin üzerine oturduğu temel anlaşmayı bozduğunu söyleyen Rıza Türmen “Yerine yenisini koymadı. Koyamadığı için marazi belirtiler ortaya çıktı. AKP şimdi tek adam rejimi kurmaya yöneldi. Türkiye böylelikle yol ayrımına geldi. Ya tek adam karanlık rejiminde yaşayacak ya da bunun üstesinden gelip, yepyeni bir güneş doğacak. İyi bir Türkiye doğacak. İyi bir Türkiye doğsun diye konferans yapıyoruz. Bu konferans cumhuriyet tarihinde en çok uzaklaştığı bir dönemde yapılıyor. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde demokrasiden hiç bu kadar uzaklaşmamıştı. Bu konferansa bize özel bir sorumluluk yüklüyor. Yeni bir demokrasi hareketini başlatabiliyor muyuz? Bunu başlatacak bir zemin oluşturabiliyor muyuz? Çünkü bunu yapamazsak 2017 referandumu sonrası kurumsallaşan tek adam rejimi bundan sonra Türkiye Cumhyuriyeti’ni daha karanlık bir aşamaya götürecek" diye konuştu.

“Mutlak butlan” kararını eleştiren Türmen, şunları ifade etti: “Bir partinin seçilmiş lideri mahkeme kararıyla değiştirilebiliyor. Çok partili dönem sona erdi demek. Temel çelişki iki başkan arasındaki çekişme değildir. Buradaki temel çelişki demokrasiden yana olanlarla ile demokrasiyi bertaraf ederek tek adam rejimini isteyenler arasındadır. Bu manzara karşısında yeni bir demokrasi mücadelesi başlatmak zorundayız. Yeni bir demokrasi hareketi başlatacaksak, eskiden dersler çıkarmak gerekir. Eskisini değerlendirmek; bu cumhuriyeti neden demokratikleşmediğimizin muhasebesini yapmak önemli. Bu konferansın bir özelliği de geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kuruyor. Geçmişe bakarak bir gelecek projesi hazırlıyor. 

Mutlaka bir demokrasi mücadelesi yürütmek lazım. Geniş bir cephe kurmak lazım. Bütün demokratik kuruluşlar bir elde toplayabilmek lazım. Aynı zamanda halkı siyasetin içinde çekmek gerekir. Siyasetin aktif bir oyuncusu haline getirmek gerekir. Direnişle birlikte yeni bir proje sunmak gerekir. Halka anlatabilmek lazım, yoksullukla demokrasi arasında ya da demokratiksizleşmeyle yoksulluk arasında direk bir bağlantı vardır. 

Türkiye’de ‘Terörsüz Türkiye’ dedikleri bir süreç başlatıldı. Kürt sorununun çözümü demokrasi çerçevesinde çözülebilir. Demokrasi yoksa Kürt sorunu çözülemez. Ancak demokrasiden en çok uzaklaştığımız bir dönemde Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz. Kürt sorunuyla demokrasiyi bütün hale getirmek lazım. Sadece zihinlerde değil, uygulamada da. Kürtler demokrasinin motoru haline gelmeli. Kürtler demokrasi motorunu en fazla ateşleyebilecek durumda. Kürtler demokrasi dedikleri zaman kendilerinden bahsediyor. Demokrasi Kürtler açısında var olup olmama meselesi. Kürt kimliğinin tanınması, evrensel hakların tanınmasını istiyorsak bu demokratik bir toplumda olur. Demokrasi olmazsa Kürtler öteki olur. Eğer yeni bir cumhuriyet inşa edeceksek Kürtler bu yeni demokratik cumhuriyetin kurucu iradesi olması lazım. Onun için bu konferanstan bunun çıkmasını bekliyorum. Kürtlerin yeni kurucu iradenin parçası olması gerektiğini düşünüyorum. 

Kürt siyasi hareketini bugün Türkiye demokrasisi bakımında en önemli hareket olarak görüyorum. Demokrasiyi ateşleyecek hareket olarak görüyorum. Bu olmadan yeni bir demokrasi hareketi başlatmak son derece güçtür. Türkiye’de Kürt sorunu görüşülmüyor, görüşülen Terörsüz Türkiye! Silahla mücadele bir şeyin sonucu. Silahlı mücadelenin nedenleri ortadan kaldırılmadıkça bir süre sonra aynı nedenler aynı sonuçlar doğurur. Çatışmayı ortaya çıkan şeylere eğilmek lazım. Kürt sorununu konuşmak lazım. Bu konferanstan bir de bunun çıkması gerekir. Kürt sorununu demokratikleşmeyi bütünleyen bir sonuç çıkarmak gerekir. 

Bu konferans son olmamalı, başlangıç olmalı. Türkiye’deki büyük umutsuzluğa büyük bir umut kapısı açmalı. Yeni bir halk hareketinin, yeni bir demokrasi hareketinin başlangıcı olması gerekiyor.”

GÜLTAN KIŞANAK: DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜN ÖZNESİ HALKTIR

Katılımcıları Türkçe ve Kürtçe selamlayan Gültan Kışanak ise, “Bu tarihi konferansı, ilginç bir tesadüfle, önemli politik hafıza mekanlarından birinde yapıyoruz. Cem Karaca Kültür Merkezi’ndeyiz. Hatırlayalım, Cem Karaca, bu ülkede 12 Eylül sonrası vatandaşlıktan çıkarılmış, yani kendisine en üst perdeden ‘sen artık bizden değilsin, dışarıdasın’ denilmiş bir sanatçıydı. O, sadece doğup büyüdüğü yurdundan değil, iradesini temsil eden yurttaşlık hakkından da mahrum bırakılmıştı. Bugün bizler, yurtsuz bırakılan ve iradesi yok sayılan bir sanatçının, Cem Karaca’nın ismini taşıyan bu mekanda; tam da ‘yüz yıllık yalnızlığı, ötekileşmeyi, dışlanmayı, kutuplaşmayı, yabancılaşmayı, çatışmayı’ ve en çok da bu sorunları nasıl aşacağımızı konuşacağız" dedi.

Cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşanan sorunların “demokratik dönüşüm” ile aşılabileceğini kaydeden Gültan Kışanak, konuşmasını şöyle sürdürdü: “İkinci yüzyılda bu rotayı, hep birlikte takip ederek, demokratik bir cumhuriyete ulaşmayı arzuluyoruz. Bunu tahayyül ediyoruz. Yaşadıklarımızın ufkumuzu daraltmasına, bizi umutsuzluğu sevk etmesine izin veremeyiz. Otoriter, tekçi, üstünlükçü yaklaşımların yarattığı dışlama pratiklerinin sona erdiği; Kürt meselesinin özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayalı barışçıl çözümünün gerçekleştiği; temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı, demokratik ortak bir gelecek tahayyülü en önemli motivasyon kaynağımız. Başarabiliriz, geleceğimize yön verebiliriz.

Demokratik dönüşüm rotasında buluşabilirsek, barış ve demokrasiye dayalı ortak geleceğin o kadar da uzakta olmadığını görebiliriz. Bugün, burada sadece geçmişi değil, daha çok da geleceği ve mümkün olanı konuşmak için bir araya geldik. Türkçe ‘konuşmak’ ve ‘komşu’ kelimeleri, ‘konmak’ fiilinden, yani bir yere yerleşmek, bir dalda durmak eyleminden türemiştir. Karşılıklı ve birlikte bir yerde durmak. Aynı zeminde olmak, aynı dalı paylaşmak, komşu olmak ve konuşmak, bir dostluk meclisi kurmak... Biz bugün burada sadece teorik tartışmalar yapmayacağız; birbirimizle komşu olduğumuzu, bu kadim coğrafyada birlikte yaşadığımızı bir kez daha hatırlayacağız. Birbirimizin hakikatine dokunacağız.

Bu konferansa en çok da bunun için ihtiyaç duyduk. Bu konferansta iki gün boyunca, yüz yıldır ertelenmiş, ötelenmiş, yeri geldiğinde darbelerle önü kesilmiş, demokratikleşme özlemlerimizi konuşacağız.

Konferans programımız oldukça kapsamlı. Geçen yüz yılın muhasebesini ve bakiyesini; içinden geçtiğimiz sürecin siyasal ve toplumsal analizini; aynı zamanda çözüm imkanlarını konu alan önemli sunumlar yapılacak. 

Ben ayrıntılı bir değerlendirme yapmayacağım. Kısaca içinden geçtiğimiz dönemin dört temel özelliğine değinerek, demokratik dönüşümün kaçınılmaz ancak zorlu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Sürecin birinci özelliği; çoklu krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyor olmaktır. Otoriter yönetim krizi, ekonomik kriz, siyasal kriz, ekolojik kriz, erkeklik krizi, kimlikler krizi, vs... Küresel ve bölgesel gelişmelerden kaynaklı krizler de cabası.

Bu çoklu kriz durumunun yarattığı bir kaos, karmaşa ve belirsizlik hali var. Bu nedenle toplumda, umutsuzluk, mutsuzluk, hareketsizlik ve beklentili bir ruh hali var. Toplumu, halkı öznellik konumunun dışında tutan bir hal bu. Oysa demokratik dönüşümün temeli, öznesi halktır. Toplumun dinamik, değiştirici gücü yapısal bir suskunluk yaşarsa, demokrasi ölür. Bu nedenle demokratik dönüşüm, artık ekmek su kadar yaşamsal bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Bu çoklu krizlerin kesişim alanında siyaset yaparak, başarılı toplumsal mücadele pratikleri açığa çıkarmak mümkün. Karadeniz’deki balıkçının sorunları ile ekolojik krizinin, kadın cinayetleri ile savaşın, adalet ile yoksulluğun, Kürt meselesi ile otoriter rejimin bir biri ile ilişkili olduğunu bilerek, ortak mücadeleyi, dayanışmayı geliştirmek gerekiyor.

İkincisi; kapıya dayanan demokratik dönüşüm sürecinin sancılarının çok derin ve sarsıcı olması. Demokratik dönüşüm her şeyden önce sistemsel bir karakter taşıdığı için en çok da iktidarları etkiler. 25 yıllık iktidar değişecek mi? Değişime direnecek mi? Siyasal rejim mi değişti, kritik eşik mi aşıldı, muhalefetsiz bir rejim mi inşa ediliyor? gibi hayati sorulara yanıt aranıyor ancak realite şu ki iktidar da bir değişimin arifesinde olduğunu biliyor ve bunun sancılarını yaşıyor, yaşatıyor.

Artık cumhuriyetin ikinci yüz yılında, muhalefet de iktidar da değişimin kaçınılmaz sonuçlarıyla yüz yüze geldi. Demokratik değişime direnen yönler ağır bastığı için büyük bir siyasal kaos yaşanıyor.

Üçüncüsü; yüz yılı aşkın tarihsel arka planı bulunan, son kırk yıldan beri çatışma zemininde olan Kürt meselesinde büyük bir değişim ihtiyacının ve imkanının ortaya çıkmasıdır. Hem devletin, hem iktidarı ve muhalefetiyle tüm siyaset kurumunun, hem toplumun bu köklü değişime ne kadar hazır olduğu ve bu sürecin nasıl gelişeceği de son derece önemlidir. En genel hatlarıyla Kürt meselesi artık bir ayrılık meselesi olmaktan çıkmış, bir tanınma, hukuk içerisine alınma meselesi haline gelmiştir. Bu çok köklü bir değişim sürecine işaret ediyor. ‘Kürt realitesi’ artık hukuk kapısına gelip dayanmıştır.

Hukuksal bir değişim, kapsayıcı bir hukuksal düzeni kurabilecek miyiz? Yapılması gereken, cumhuriyeti korkuların kalesi olmaktan çıkarıp, özgürlüklerin ortak evi haline getirmektir. Demokratik ulus, bu ortak evin eşit ve özgür yurttaşların; kapsayıcı bütüncül hukuk temel sütunları; demokratik cumhuriyet ise çatısını oluşturacaktır. Artık çoğulculuğu esas alan cumhuriyeti kurmanın zamanı gelmiştir. 

Kürt meselesi ekseninde gündeme gelen bu büyük değişim ve dönüşümün de sancıları yaşanıyor. İçinden geçtiğimiz sürecin dördüncü dikkat çekici özelliği ise barış için bir fırsat kapısı aralanırken; demokrasi krizinin derinleşmesi paradoksudur. Bunu aşmak durumundayız. Başarılı barış süreçlerinin en temel karakteri, kimseyi dışında bırakmamasıdır. Mümkün olan en geniş toplumsal ve siyasal mutabakat barışın teminatıdır.

Parlamentoda eksikleri olmakla birlikte, barış ve çözüme dair ortak bir raporun hazırlanmış olması son derece önemlidir. Orada yakalanan konsensüs ana muhalefet partisine yönelik operasyonla zedelenmeye çalışılıyor. Son olarak yargı müdahalesi ve son mutlak butlan krizi, barış çabalarını boşa çıkarmaya yönelik bir durumdur. Barış ve demokrasi birbirine içkindir. Ne biri diğerinin ön şartı değildir. Ve geçen yüz yılda yaşadıklarımızdan da biliyoruz ki Kürt meselesinde dayatılan çözümsüzlük hali, demokrasi krizinin temel kaynağı, laboratuvarı ve deneme sahası olarak kullanılmıştır. 

Temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan, hiç kimseyi dışarıda bırakmayan, eşitlik ilkesi üzerine kurulu demokratik bir sistem, kalıcı barışın teminatı olacaktır. Kimlik, dil, inanç ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan, eşit yurttaşlık haklarının güvenceye alınması, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme hak ve özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, çoğul siyasal sistem, seçim güvencesi, yerel demokrasi ve Kürt barışçıl çözüm demokratik dönüşümün temel yapı taşlarıdır. Bunları geride bırakarak ortak evin çatısını kuramayız. 

Bu konferansta cumhuriyetin hem yapısal sorunlarını, hem güncel sorunları birlikte ele alarak, ikinci yüzyıla dair güçlü bir demokratikleşme perspektifi açığa çıkarmaya çalışacağız. Demokratik dönüşümün uzun ve zorlu bir süreç olduğunu bilerek, bir adım mahiyetinde bu konferansın toplanması için çağrı yaptık. Artık bu saatten sonra bu çağrıya icabet eden demokratik dönüşüm sürecinin birer çağrıcısı olmak görüyoruz. Katılım ve katkısını esirgemeyen herkese teşekkür ediyor, bu çabanın başka çalışmalarla sürdürülmesini umut ediyoruz. Özellikle gençlerin, geleceğe dair inisiyatif almasını, kendi tartışma zeminlerini örgütlemelerini, gençliğin yaratıcı gücünü açığa çıkarmalarını bekliyoruz.”