Önder Apo’nun öncülüğünde başlayan Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin yeni süreç, uluslararası çevreler tarafından yakından takip edilmeye devam ediliyor. Önder Apo’nun Şubat 2025’te yaptığı çağrı, PKK'nin buna karşılık attığı adımlar ve ardından başlayan siyasi temaslar, uzun yıllardır çözülemeyen Kürt meselesinde yeni bir dönemin kapısını araladı.
Türkiye Meclisi bünyesinde kurulan komisyonun çalışmaları, olası bir çerçeve yasanın gündeme gelmesi ve tarafların karşılıklı adımlarına ilişkin tartışmalar devam ederken, sürecin kalıcı bir barışa dönüşebilmesi için hangi hukuki ve siyasi güvencelerin gerekli olduğu sorusu önemini koruyor.
Barış sürecine ilişkin bu gelişmeleri İtalya Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Franco Danieli ile konuştuk. Danieli, sürecin mevcut durumu, Önder Apo’nun rolü, hukuki güvencelerin önemi ve Avrupa'daki çözüm modelleri ile Ortadoğu'daki son gelişmelerin sürece etkisine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
‘SÜREÇ BELİRSİZLİKLERLE DEVAM EDİYOR’
Mevcut sürecin başarıya ulaşmasının ve Kürt sorununun demokratik bir çözüme kavuşmasının, eşit koşullarda yürütülecek iki taraflı müzakerelerle mümkün olabileceğinin altını çizen Franco Danieli, Türk devletinin tutumundan kaynaklı olarak henüz böyle bir aşamaya gelinmediğini vurguladı.
Süreç kapsamında Meclis bünyesinde kurulan komisyonun raporunu da eleştiren Danieli, şunları belirtti: “Bu komisyon birçok kesimi dinledi. Ancak bu komisyonun nihai raporunda çok önemli eksiklikler görüyorum. Örneğin, Kürtlerin anadilinde eğitim görme hakkına yer verilmiyor. Kürt halkının başlıca müzakerecisi olan Sayın Öcalan'ın durumu da yeterince açık değil. Üstelik bu durum Erdoğan tarafından hâlâ resmen kabul edilmiş değil. Komisyonun nihai raporunda birçok konu bir kenara bırakılmış durumda. Hâlâ belirsizlikler var; yeterince açıklığa kavuşturulmamış birçok mesele bulunuyor.”
‘ERDOĞAN’IN TAVRI GÜVEN VERMİYOR’
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürece yönelik tavrını da eleştiren Danieli, “Erdoğan bugün Türkiye’yi temsil eder konumda ve bütün güç mekanizmalarını eline almış durumda. Böyle bir konumda olan Erdoğan, sürece ilişkin güvence ve güven vermek zorunda. Şu anda Erdoğan’a güvenmek gerekir mi? Bilmiyorum. Bu güvenin sağlanması için bazı koşullar ortaya konulmalı ve sürecin nasıl geliştiğini görmeliyiz. Bana göre bugün içinde bulunduğumuz durum, son derece büyük bir belirsizlik durumudur” dedi.
‘TÜRK DEVLETİ GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMELİ’
Barış sürecinin başarıya ulaşabilmesi için müzakerelerde açık ve takvime bağlanmış başlıkların oluşturulması gerektiğini vurgulayan Danieli, anadil hakkı, Önder Apo’nun durumu, umut hakkı ve geçmişle yüzleşmenin sürecin temel unsurları olması gerektiğini ifade etti.
Türk devletinin son kırk yıllık geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğinin altını çizen Danieli, “Kürtler ‘terörist’ midir, yoksa kendi özgürlükleri, dilleri ve hakları için mücadele eden vatandaşlar mıdır? İşte bu sorulara ilişkin çok net ölçütler belirlenmelidir. Ancak bu şekilde Sayın Erdoğan'a ve Türkiye'de hükümette yer alan aşırı sağ partilere yeniden güvenmenin mümkün olup olmadığı değerlendirilebilir” diye konuştu.
‘ALTO ADİGE MODELİ ÖRNEK OLABİLİR’
Tartışılan çerçeve yasaya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Danieli, iktidarın her şeyden önce samimi olması ve barıştan yana net bir irade ortaya koyması gerektiğini vurguladı. Dünya örneklerinin önemli çözüm modelleri sunduğuna işaret eden Danieli, İtalya’nın Güney Tirol (Alto Adige) bölgesini örnek gösterdi.
Danieli, şöyle devam etti: “Güney Tirol'de, yani Alto Adige'de yaşayan Avusturyalılar var. İtalya, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Alto Adige'yi, yani Güney Tirol'ü ilhak etti. Orada yaşayan insanlar İtalyan değildi; zaten hiçbir zaman da öyle olmadılar.
Ama bugün Güney Tirol ya da Alto Adige'de yaşayan bu vatandaşlara, ‘Avusturya'ya geri dönmek ister misiniz?’ diye sorduğunuzda, ‘Hayır, teşekkür ederiz’ diyorlar. Çünkü Almanca konuşma hakları güvence altındadır. Çocuklarının Almanca eğitim aldığı okullara sahip olma hakları vardır. Ayrıca Roma hükümeti, kendilerine önemli mali kaynaklar sağladığı için ekonomik olarak da güçlü imkanlara sahiptirler.
Çok güçlü bir anayasal özerklikleri vardır. Anayasa tarafından güvence altına alınmış şekilde ulusal parlamentoda kendi temsilcilerine sahip olma hakları bulunmaktadır. Bu yalnızca bir örnektir. Avrupa Birliği içinde bunun gibi birçok örnek vardır. Gerçekten bir barış sürecine ulaşma iradesinin bulunup bulunmadığını değerlendirebilmek için esas alınması gereken temel noktalar bunlardır.”
‘ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ KALICI BARIŞ SAĞLAR’
Dünyadaki birçok barış sürecinde çatışmanın temel aktörlerinin doğrudan ve özgür bir şekilde müzakere masasında yer aldığını hatırlatan Danieli, Önder Apo’nun Kürt halkının temel aktörü olarak kabul edildiğini belirtti.
Danieli, sözlerini şöyle sürdürdü: "Öcalan'ın rolünün resmen tanınması gerekiyor. Ancak bu konuda Türkiye'de iktidarda bulunan partilerde gerçek bir irade göremiyorum.
Hâlâ çok net olmayan bir tutum görüyorum. Oysa Sayın Öcalan, barış sürecini başarıyla sonuçlandırabilecek temel aktördür.
Daha da önemlisi, barış süreci ya da varılacak barış anlaşması gelecekte kalıcı barışı güvence altına almalıdır. Bunu da ancak Öcalan özgür bir şekilde gerçekleştirebilir. Çünkü geçmişte Kürt halkı ile Türk hükümeti arasında birçok girişim ve anlaşma denemesi gördük; ancak bunlar çok olumlu sonuçlar vermedi.
Bu nedenle Sayın Öcalan yalnızca geçici bir anlaşmanın değil, geleceğin koşullarını oluşturacak kalıcı bir çözümün de mimarı olabilir. Böyle bir anlaşma, Türk devletinin yapısında değişiklikler yapmalı ve yenilenmiş kurumsal bir çerçeve içinde Kürt halkının haklarını gelecek onlarca yıl boyunca güvence altına almalıdır.”
‘ÖCALAN’IN FİKİRLERİ ÖNEMLİ’
Dünyada savaşların, aşırı sağ politikaların ve milliyetçiliğin yükselişte olduğu bir dönemde Önder Apo’nun fikirlerinin önemine dikkat çeken Franco Danieli, şunları vurguladı:
“Öcalan'ın mesajları olumlu mesajlardır. Ayrıca geçmişte Papa Franciscus'un, bugün ise Papa XIV. Leo'nun ortaya koyduğu değerlendirmelerle Öcalan’ın değerlendirmeleri arasında birçok ortak nokta görüyorum. Ben Hristiyan değilim, Katolik değilim; bilime inanıyorum. Ancak papaların analizleri ile Sayın Öcalan'ın analizleri arasında çok sayıda ortak nokta görüyorum.
Parçalar halinde yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı ve insanlığın çevreyle uyum içinde yaşayabileceği bir gezegen kurma zorunluluğu gibi konularda da önemli benzerlikler var. Bu nedenle ben burada olumlu bir mesaj görüyorum. Umarım bu mesaj Türkiye'deki yetkililer tarafından anlaşılır ve bu, dünyanın bu bölgesinde yaşayan halklar arasındaki barış ilişkilerinin güçlenmesine katkı sağlar.”