GÖRÜNTÜLÜ

‘Önceki sürecin ardından yaşananlara rağmen toplumun barış umudu tükenmedi’

Önceki sürecin ardından yaşanan gelişmelerin siyasette ciddi bir yıpranmaya yol açtığını belirten TJA aktivisti Hülya Alökmen, buna rağmen barış umudunun hiçbir zaman tükenmediğini ve mücadelenin sürdüğünü söyledi.

HÜLYA ALÖKMEN

Ankara kulislerinde, gazeteciler ve siyasetçilerin aktardığı bilgilere göre aylardır gündemde olan "çerçeve yasa"nın bu hafta Meclis'e gelmesi bekleniyor. Ağustos ayında yasalaşması, eylül ayında ise yürürlüğe girmesi öngörülen düzenlemenin; sürgünde bulunanlar, cezaevindeki tutsaklar ve gerillaların dönüşüne ilişkin üç temel başlığı içerdiği belirtiliyor. Ancak yasanın kapsamı ve içeriğine ilişkin resmi bir açıklama henüz yapılmadı.

Çerçeve yasaya ilişkin tartışmalar sürerken, toplumda da çözüm umudu yeniden güçlendi. Önceki çözüm süreçlerine tanıklık eden birçok isim ise mevcut dönemin tarihsel bir önem taşıdığına ve 2013'te başlayan sürecin devamı niteliğinde olduğuna dikkat çekiyor.

2013 sürecinde sendikal faaliyetlerde yer alan, 2016 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden ihraç edilen ve 2019 yılında KHK'li olduğu gerekçesiyle seçildiği Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanlığı mazbatasını alamayan Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Hülya Alökmen, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Önceki sürecin ardından yaşanan gelişmelerin siyasette ciddi bir yıpranmaya yol açtığını belirten Hülya Alökmen, buna rağmen barış umudunun hiçbir zaman tükenmediğini ve mücadelenin sürdüğünü söyledi. Diyalog zemininin ve ortaya çıkan siyasi iradenin önemli olduğunu vurgulayan Hülya Alökmen, geçen yılların önemli tecrübeler kazandırdığını ifade etti.

Kürt meselesinin önceki yıllara kıyasla artık yalnızca bir iç mesele olmaktan çıktığını, uluslararası bir boyut kazandığını belirten Hülya Alökmen, halkın da aynı umut ve kararlılıkla süreci takip ettiğini söyledi. Hülya Alökmen, "Yaşanan acılar ve ödenen ağır bedeller, artık onurlu bir barışın zamanının geldiğini gösteriyor" dedi.

'HER ZAMANIN KENDİ İÇİNDE BİR RUHU VAR'

Hülya Alökmen, 2013-2015 çözüm süreci ile bugün yürütülen sürecin aynı koşullar üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek, her dönemin kendine özgü siyasal ve toplumsal koşulları bulunduğunu söyledi.

Hülya Alökmen, "2015'in dünyası, Ortadoğu'su ve Türkiye'si ile 2026'nın dünyası, Türkiye'si ve Ortadoğu'sunu aynı şekilde değerlendirmek, eşyanın tabiatına aykırıdır. Kendi içinde bir zamanın ruhu var. Ama şunu ifade etmek gerekiyor; 2013 sürecinin başlangıcı aslında sonradan ortaya çıktı. 2009'lara kadar uzanan bir geçmişi var. O zamandan örülen bir süreç vardı" diye konuştu.

Çözüm sürecinin önceki döneminde farklı dinamiklerin bulunduğunu belirten Hülya Alökmen, uluslararası aktörlerin daha görünür olduğunu ve toplumsal hazırlık açısından farklı mekanizmaların işletildiğini ifade etti.

Hülya Alökmen, “O dönem farklılıkları ortaya koyduğumuz zaman, sanki üçüncü bir göz vardı. Üçüncü bir devletin müdahil olma durumu vardı. İkincisi, ‘Akil İnsanlar Heyeti’ oluşturulup biraz daha toplumu ikna etme yönünde, en azından devletin ya da bu işi yürüten tarafların böyle bir niyeti vardı. O toplantılar, o dönem için sürecin ya da bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt meselesindeki devlet politikasının nasıl yanlışları olduğu anlamında da toplumsal bir yüzleşmeye katkı sağlamıştı” dedi.

'2015 YILINDAN SONRA SİYASİ ATMOSFER BİR ANDA DEĞİŞTİ'

Aradan geçen yıllarda hem devletin hem de Kürt siyasi hareketinin önemli deneyimler edindiğine dikkat çeken Hülya Alökmen, 2015 Türkiye'si ile bugünkü Türkiye arasında önemli farklar bulunduğunu söyledi. O dönemde demokratikleşme, sendikal haklar ve toplumsal mücadele alanlarında daha güçlü bir tartışma zemini olduğunu ifade eden Hülya Alökmen, şöyle devam etti:

"2015'i değerlendirdiğimiz zaman, 2016'daki darbe girişimi henüz yaşanmamış, binlerce kamu emekçisi ihraç edilmemişti. Demokratik bir Türkiye, sendikal haklar, emeğin özgürleşmesi ve toplumsal sendikacılık meselesi tartışılıyordu.

Sağlık alanında, piyasaya teslim etmeyeceğimiz sağlık sistemi gibi meselelerle ilgili hem örgütlenmeler hem çalışmalar vardı. 10 Ekim mitingi, barış için yapılan o mitinge yönelik saldırı ve o büyük kayıplar, sonuçta o sürecin akamete uğramasına ya da geriye ters dönmesine vesile olan meselelerden ya da olaylardan biri oldu.”

Sonraki dönemde yaşanan gelişmelerin Türkiye'nin siyasal atmosferini köklü biçimde değiştirdiğine işaret eden Hülya Alökmen, "Öz yönetim dönemi, darbe girişiminden sonraki ihraçlar, cezaevlerinde yaşanan sıkıntılar hak, demokratik siyasete yapılan açık baskılar, eş genel başkanların tutuklanması ve milletvekillerinin cezaevine konulması gibi gelişmeler Türkiye'deki süreci değiştirdi. Silahlı mücadelenin bırakılıp işin siyaset alanında çözülmesi meselesi pik bir noktaya gelmişti. Bu süreç, 7 Haziran’da bu pik noktaya ulaştı. Barajın aşılması, parlamentoda yer alınması ve HDP'nin, ya da HDP fikriyatının, toplumla birleşmesiyle ilgili önemli bir süreç yaşandı" dedi.

'BU SÜREÇ, YARIM KALMIŞ 2013 SÜRECİNİN DEVAMI'

Bugün yürütülen süreci, 2015’te yarım kalan çözüm arayışının devamı olarak gördüğünü belirten Hülya Alökmen, “İki buçuk yıldır yürütülen çözüm süreci aslında 2015'in devamıdır. Öyle bakmak gerekiyor. Çünkü orada yarım kalmış, eksik bırakılmış şeylerin devamı sürdürülüyor. Bu süreçte barış, demokrasi ve birlikte yaşam konusunda umut korunmalı ve umudumuz hiçbir zaman eksik olmamalı. Barışa, demokrasiye, birlikte yaşamaya, özgür yaşamaya; her kesimin kendini özgürce ifade etmesiyle ilgili bir ülke özlemi, ülke umudu hiçbir zaman tükenmez" diye konuştu.

'DEMOKRASİNİN YARA ALDIĞI BİR SÜREÇTEN GEÇTİK'

Mücadelenin sürdüğünü ancak yasal düzenlemelerin tek başına bütün sorunları çözmeyeceğini vurgulayan Hülya Alökmen, şunları ifade etti: “Bugün müzakere ya da yasal anlamda bazı düzenlemeler de yapılsa ne Kürt meselesi çözülmüş olacak ne de Türkiye'nin demokratikleşmesi anlamında bir son olacaktır. Aslında yeni bir mücadele hattının, yeni bir mücadele alanının, yeni bir mücadele çeşidinin başlangıcı olarak da bakmak gerekiyor. Bu mesele, biraz kapıyı aralamak meselesidir. Kapıyı araladığınız zaman, biraz önce bahsettiğim mücadele aslında daha da devam edecek. Demokrasisi yara almış bir süreçten geçtik. Hak alma, hak mücadelesi yürütme toplumsal anlamda o dönemde daha diriydi, daha canlıydı. Ancak 2026 dünyasında o konuda biraz yılgınlık, biraz inançsızlık ve mücadele tarzında biraz sessizlik hakim.”

'KÜRT MESELESİ ULUSLARARASI BİR BOYUT KAZANDI'

Kürt meselesinin bugün uluslararası bir boyut kazandığına dikkat çeken Hülya Alökmen, şunları belirtti: “Kürt meselesi, 2013-2014 döneminde sadece Türkiye'nin kendi iç meselesi gibi tartışılıyordu. Ama artık Kürt meselesi, uluslararası ve Ortadoğu'nun göbeğinde bir mesele. Rojava konuşuluyor, Güney Kürdistan'daki statü konuşuluyor. Kürt meselesi, hiç olmadığı kadar dünyanın gündeminde şu an.

Bu toplumun, Kürt halkının, kadınların, Kürt gençlerinin yaklaşık elli yıl boyunca bu meselenin çözülmesi için çok büyük bedeller ödediğini görüyoruz. Yan yana getirdiğimiz zaman üç nesil geçti. Sürgününden, cezaevinden, toplu katliamından birçok acı yaşandı. O yüzden bu meselenin sulh içinde çözülmesini talep etmek, en çok acı çeken tarafın dile getirmesi gereken bir meseledir.”

'MÜCADELE HEPİMİZİN SORUMLULUĞUNDA'

Yeni dönemin, silahlı mücadele yerine demokratik siyasetin öne çıkacağı bir zemin yaratabileceğini ifade eden Hülya Alökmen, "Barış talebi ve barış ısrarı, başta Kürt kadınları olmak üzere uzun yıllardır ısrarcı bir talep olarak her zaman gündemin üst sırasındaydı. Yaşanan acılar ve ödenen bedeller, artık onurlu bir barışın zamanının geldiğini gösteriyor. Umudum ve dileğim, bizden sonraki nesillere onurlu bir barış ve özgürce beraber yaşamayı öğrenmeyi bırakabilmek. Umudu diri tutmak ve barış mücadelesini sürdürmek hepimizin sorumluluğudur” dedi.