Kürtçe başta olmak üzere farklı dillerin eğitim dili olarak kabul edilmesi, okul öncesinden üniversiteye kadar tüm eğitim kademelerinde anadilde eğitim hakkının tanınması ve yasal güvenceye kavuşturulması için sivil toplum örgütleri ile siyasi çevrelerin girişimleri sürüyor. Anadilin yalnızca seçmeli ders kapsamında ele alınmaması gerektiğini belirten kesimler, çok dilli eğitim modelinin hayata geçirilmesini ve farklı dillerin resmi statüye kavuşturulmasını talep ediyor.
Anadilde eğitim talebine dair Eğitim Sen Amed 2 No’lu Şube Eş Başkanı Serhat Kılıç, ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘ÇOCUK HAYATI ALGILADIĞI DİLLE EĞİTİME BAŞLAMALI’
Anadilde eğitimin, çocuğun eğitim hayatına kendi yaşam deneyimleriyle buluşan bir dille başlaması açısından önemli olduğunu ifade eden Kılıç, “Ana dilinde eğitim talebi, bir çocuğun hayatı algıladığı, yaşama başladığı bir dille eğitim hayatına başlaması gerektiğidir. Ancak o zaman eğitimden murat edilen, eğitimde amaçlanan hedeflere ulaşabilir. Özellikle anadili dışında bir eğitim sistemiyle karşı karşıya kalan çocuklar birçok açıdan dezavantajlı olarak hayata başlıyor. Ana dilinde eğitim olmaksızın eğitim hayatına başlayan çocuklarda arzu edilen kazanımlara erişim, özgüven, kendini gerçekleştirme düzeyi vesaire birçok noktada çocuğun dezavantajlarla hayata başladığını görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘DİLİN YAŞAMASI İÇİN EĞİTİM TEMEL BİR ALAN’
Anadilde eğitimin yalnızca bireysel gelişim açısından değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Kılıç, eğitim dilinin aynı zamanda dillerin yaşatılması açısından belirleyici bir role sahip olduğunu söyledi. Kılıç, bir dilin kuşaktan kuşağa aktarılabilmesi için eğitim alanında kullanılmasının büyük önem taşıdığını belirterek şöyle konuştu:
“Bir bireyin bireye etkilerinin yanı sıra ana dilinde eğitim, bu yüzyılda bir dilin kendini devam ettirebilmesi için en önemli olaylardan biri. Bugün bir dilin eğitim olmaksızın kendini devam ettirebilmesi çok çok zor. Şu an Türkiye’de belli bir yaş itibarıyla bütün çocuklar için eğitim zorunlu. Bütün çocukların içine girdiği bir sistem var. O sistemde kendi dillerini bulamadığında haliyle o dilin günlük hayattaki yansıması peyderpey azalacak, kullanım alanları azalacaktır. Anadilde eğitim hem birey hem de toplum açısından yaşamsal bir öneme sahiptir.”
‘BU SADECE KÜRTLERİN DEĞİL, TÜM TOPLUMUN MESELESİ’
Kılıç, anadilde eğitim talebinin yalnızca Kürtlerin kendi dillerinde eğitim görmesiyle sınırlı bir konu olmadığını belirterek, Türkiye’de yaşayan tüm farklı dil topluluklarının kendi dillerinde eğitim hakkına sahip olması gerektiğini söyledi.
Anadillerin eğitim sistemi içerisinde güvence altına alınmasının kültürel çeşitliliğin korunması açısından da önemli olduğunu ifade eden Kılıç, “Farklı dillerin yaşatılması toplumun tamamına katkı sağlayacaktır. Türkiye’de birçok dil zaman içerisinde kullanım alanını kaybetti ve artık kayboldu. Çok dilli eğitim hayatı dillerin kaybolmasına engel olacaktır. Eğitim alanı kaybolan bu dillerin yaşatılması açısından en önemli alan olacaktır” dedi.
‘ÇERÇEVE YASA BİR BAŞLANGIÇ OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLİR’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yaşanan gelişmelere değinen Kılıç, “Yaklaşık iki yıldır devam eden barış tartışmaları toplumsal ihtiyaçların daha görünür hale gelmesini sağladı. 27 Şubat’taki çağrıyla birlikte başlayan süreç, farklı başlıklarda tartışmalar yarattı. Geçtiğimiz günlerde bu tartışmalarla Meclis’te çerçeve yasa hayata geçti. Elbette ki bu çerçeve yasada bu halkın, toplumun ihtiyaçları olan birçok şeyin olmadığını söyleyebiliriz. Çok kısıtlı, dar bir yerden ele alıyor. Bundan sonraki süreçlerde toplumun ihtiyacı olan, demokrasinin ihtiyacı olan süreçlerin de peyderpey talep edileceğini, tartışılacağını ve bunların yasalaşacağını umut ediyoruz. Bunun için mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.
‘YASAL DÜZENLEMELERİN ÖNÜ AÇILMALI’
Anadilde eğitim hakkının hayata geçirilmesinin önündeki yasal engellerin kaldırılması gerektiğini belirten Kılıç, “Bu elbette Türkiye’de evvela atmosferin değişmesiyle beraber gerçekleşecek bir şey. Atmosferin değişmesiyle beraber yasal düzenlemeler gerekiyor. Bugün Türkiye’de ana dilinde eğitimin, ana dil temelli çok dilli eğitimin önünü alan yasalar var. Evvela bu yasaların değişmesi gerekiyor. Bunun için bir vatandaşlık tanımının değişmesini elbette genel bir talep olarak ortaya koyuyoruz ama eğitim için böyle bir talep de söz konusu değil, böyle bir ihtiyaca da gerek yok. Belli başlı birkaç maddenin, eğitime dair birkaç maddenin değişmesiyle bu yaşamsallaşabilir” şeklinde konuştu.
‘MESELE BİLİMSEL VE HAK TEMELLİ TARTIŞILMALI’
Anadilde eğitime ilişkin tartışmaların Türkiye’de uzun süredir güvenlikçi ve önyargılı yaklaşımlar üzerinden yürütüldüğünü ifade eden Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ama bunun evvela toplumdaki algısının değişmesi gerekiyor. Yani bugün ana dilinde eğitim dünyanın her yerinde bir pedagojik ihtiyaç olarak ortaya konmuşken, eğitimden arzu edilen hedeflere ulaşma noktasında en önemli ölçütlerden biri olduğu tespitini tüm dünyada bir bilim olarak eğitim bilimleri ortaya koyuyorken, Türkiye’de maalesef bazı evhamlar üzerinden bu mesele bilimsel tartışılmadı, hak temelli tartışılmadı. Bugün Türkiye’de birçok dil ortadan kalktı, birçok dil ortadan kalkmayla karşı karşıya. Dolayısıyla bu anlamda ana dilinde eğitimin olması bu bahçenin içerisindeki bir rengin yok olmasını, bir çiçeğin yok olmasını engelleyecek. Farklı dillerin korunması yalnızca o dili konuşan topluluklar açısından değil, Türkiye’nin tamamı açısından kazanım olacaktır. Kürtlerin yanı sıra bu, tüm Türkiye toplumuna büyük kazanımlar sağlayacaktır diye düşünüyoruz.”