Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ni değerlendiren DEM Parti Milletvekili Öznur Bartın, sürecin yalnızca “hangi hakların tanınacağı” sorusuyla ele alınamayacağını belirterek, toplumun sahip olduğu imkanlarla ne üretebileceği, hangi kurumları geliştirebileceği ve kendi geleceğini nasıl kurabileceği sorularının da tartışılması gerektiğini söyledi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte Kürt meselesinin hukuki düzenlemelerin ve siyasal kararların ötesinde, toplumun günlük yaşamındaki karşılığı da tartışılıyor. Dil ve eğitimden bilime, yerel yönetimlerden ekonomiye, istihdamdan kadın ve gençlik örgütlenmesine kadar birçok alanda ne yapılabileceği konuşuluyor.
Süreçle birlikte öne çıkan tartışmaları ve arayışları değerlendiren Öznur Bartın, tartışmaların yalnızca devletten beklenen adımlar üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirterek, toplumun kendi yaşamında yapabileceklerine ve geliştirebileceği alanlara yoğunlaşması gerektiğini vurguladı.
Öznur Bartın, sürecin yalnızca üst siyaset, müzakereler veya Meclis’teki yasal düzenlemelerle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ederek, kalıcı barışın halkın kendi yaşam alanlarında söz sahibi olması ve toplumsal örgütlülüğünü büyütmesiyle mümkün olacağını kaydetti.
Öznur Bartın, Kürt toplumunun dil, kültür, eğitim, bilim, yerel demokrasi, ekonomi, istihdam, kadın ve gençlik alanlarında kendi kurumlarını geliştirmesi gerektiğine dikkat çekti.
'SORUN YALNIZCA YASALARLA ÇÖZÜLMEZ'
Kürt meselesinin çözümünde anadil hakkı, demokratik siyaset alanının genişletilmesi, yerel yönetimlerin iradesine saygı duyulması ve eşit yurttaşlığın sağlanması gibi başlıkların devletin atması gereken temel adımlar olduğunu belirten Öznur Bartın, toplumsal yaşamın bütün yükünü yalnızca devlete bağlayan bir yaklaşımın toplumu bekleyen bir konuma iteceğinin altını çizdi.
Öznur Bartın, şöyle konuştu:
“Sürecin devlet ayağı var, devletin sorumlulukları var. Hukuki düzenlemeler, demokratikleşme, ifade özgürlüğü, siyasal alanın genişlemesi gibi çok temel başlıklar var. Yani biz bütün sorunların çözümünü sadece devletin atacağı adımlara bağlarsak toplum bekleyen bir pozisyonda kalır.
Oysa toplum kendi yaşamında ne istiyor, nasıl yaşamak istiyor, kendi dilini nasıl kullanacak, kendi kültürünü nasıl yaşatacak, çocuklarını nasıl yetiştirecek, mahallesinde hangi sorunları nasıl çözecek; bunları da konuşması ve örgütlemesi gerekiyor.”
'KÜRTÇENİN BİLGİ ÜRETİMİNİ SÜREKLİLEŞTİRMELİYİZ'
Kürtçenin yalnızca anadilde eğitim ve kültürel faaliyetlerle sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten Öznur Bartın, dilin eğitim, bilim, teknoloji ve akademi gibi alanlarda kullanılabilmesi için gerekli hukuki güvencelerin sağlanmasının şart olduğunu söyledi. Öznur Bartın, bunun yanında toplumun da elindeki imkanlarla bu alanı destekleyebileceğine dikkat çekti.
Kürtçe çocuk kitapları, ders ve bilim materyalleri ile dijital içeriklerin çoğaltılabileceğini belirten Öznur Bartın, gençlerin anadillerinde araştırma yapabileceği küçük çalışma alanlarının oluşturulabileceğini ifade etti.
Öznur Bartın, bir mahallede küçük bir kütüphane kurulması, bir derneğin eğitim materyali hazırlaması, gençlerin bir araya gelerek çalışma grubu oluşturması ya da komünal kurslarla matematik ve fizik gibi alanlarda çalışmalar yapılmasının da önemli olduğunu söyledi.
Kürtçenin günlük yaşam içerisinde süreklileşmesinin yalnızca konuşmayı teşvik etmekle ya da büyük projelerle sağlanamayacağını belirten Öznur Bartın, küçük adımların ve toplumsal dayanışmanın bir araya gelmesiyle dilin bilgi ve üretim alanlarında daha da güçlenebileceğini vurguladı. Öznur Bartın, bu şekilde geleceğin altyapısının bugünden oluşturulabileceğinin altını çizdi.
'YEREL YÖNETİMLERİN İŞLEVİ GENİŞLETİLMELİ'
Yerel yönetim anlayışının da değişmesi gerektiğini belirten Öznur Bartın, belediyelerin yalnızca yol, su ve temizlik hizmetleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. Öznur Bartın, kentlerin sahip olduğu imkanların eğitim, bilim, kültür, sosyal yaşam ve istihdam için kullanılabileceğini belirtti.
Belediyelerin çocuklar ve gençler için kütüphaneler, bilim merkezleri, meslek kursları ve teknoloji atölyeleri oluşturabileceğini ifade eden Öznur Bartın, özel kişi ve kurumların desteğinin de bu çalışmaların içine alınabileceğini söyledi.
Yazılım, yapay zeka, yabancı dil, mühendislik ve mesleki eğitim gibi alanlarda gençlere ücretsiz veya ulaşılabilir eğitim imkanlarının altyapısının oluşturulmasının önemine işaret eden Öznur Bartın, yerel yönetimlerin toplumsal gelişmeye bu şekilde katkı sunması yönünde teşvik edilmesi gerektiğini belirtti.
Demokrasinin dört yılda bir sandığa gitmekten ibaret olmadığının altını çizen Öznur Bartın, yerel demokrasinin işleyişine ilişkin şunları kaydetti:
“Bir belediye başkanı seçildiğinde bütün kararları onun vermesi demokratik toplum açısından yeterli değil. İnsanların yaşadığı mahallede söz söylemesi gerekiyor. Mahallesinde bir sorun varsa o sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin tartışmanın içinde olması gerekiyor.
Bir park yapılacaksa mahallede yaşayan insanlar bunun nerede yapılacağını konuşabilmeli. Bir kadınların ihtiyacı varsa kadınlar bunu kendileri ifade edebilmeli. Gençlerin bir talebi varsa gençler kendi sözünü kurabilmeli.
Demokrasi sadece sandıkta oy kullanmak değildir. Sandık elbette önemli ama dört yılda bir oy vermekle demokrasi kurulmaz. İnsanların her gün söz söyleyebildiği mekanizmalar oluşturmak gerekiyor.”
'KADINLARIN VE GENÇLERİN ÖZGÜN ÖRGÜTLÜLÜĞÜ'
Kadınların sürece katılımının yalnızca siyasi temsil başlığıyla ele alınamayacağını belirten Öznur Bartın, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamda kendi karar mekanizmalarını kurmasının önemine dikkat çekti.
Kadın meclisleri, kooperatifler ve dayanışma ağlarının kadınların kendi ihtiyaçlarını belirlemesi ve çözüm üretmesi açısından önemli olduğunu ifade eden Öznur Bartın, kadınların yalnızca alınan kararlara katılan değil, kararları oluşturan özne olması gerektiğini söyledi.
Öznur Bartın, şu ifadeleri kullandı:
“Kadınların bir yerde bulunması ile kadınların karar vermesi aynı şey değil. Kadınların toplantıda bulunması yetmez. Kendi sorunlarını kendilerinin tartışması, kendi taleplerini kendilerinin oluşturması gerekiyor.
Kadınların yaşam alanında karşılaştığı sorunlar çok farklı olabiliyor. Ekonomik sorunlar, şiddet, bakım yükü, eğitim, çalışma hayatı gibi birçok başlık var. Bunların hepsini erkeklerin belirlediği bir siyaset üzerinden konuşamayız. Kadınların kendi mekanizmalarını kurması gerekiyor.
Kadın meclisleri, kadın kooperatifleri, dayanışma ağları gibi yapılar bu açıdan önemli.”
Gençlik açısından da gençlerin yalnızca seçim dönemlerinde siyasete dahil edilmemesi gerektiğini belirten Öznur Bartın, gençlerin eğitim, teknoloji, meslek ve üretim alanlarında kendilerini geliştirebilecekleri imkanların oluşturulmasının önemine işaret etti.
'EKONOMİK DAYANIŞMA İLE İSTİHDAM YARATILABİLİR'
Ekonomik sorunların yalnızca gelir-gider üzerinden değerlendirilemeyeceğini kaydeden Öznur Bartın, işsizlik ve yoksulluğun toplumun kendi yaşamını kurma imkanlarını daralttığını söyledi.
Tarım, hayvancılık, gıda, tekstil ve teknoloji gibi alanlarda yerel üretimin desteklenmesi gerektiğini belirten Öznur Bartın, kooperatiflerin bu üretimin örgütlenebileceği alanlardan biri olduğunu vurguladı.
Üretimin sürdürülebilmesi için yalnızca kooperatif kurulmasının yeterli olmayacağını belirten Öznur Bartın, üretim ile pazar arasında bağ kurulması gerektiğine dikkat çekti. Bartın, belediyelerin yerel üreticiden alım yapması, kooperatiflerin ürünlerini pazarlayabileceği alanlar oluşturması ve gençlerin yeni üretim alanlarına yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Öznur Bartın, ekonomik dayanışmaya ilişkin şunları söyledi:
“Ekonomi dediğimiz zaman sadece büyük yatırımları konuşuyoruz. Oysa insanların günlük yaşamındaki ekonomik sorunları da konuşmamız gerekiyor. Bir mahallede insanlar birlikte üretim yapabilir mi? Kadınlar bir araya gelip kooperatif kurabilir mi? Gençler kendi emeğiyle bir üretim alanı oluşturabilir mi? Yerel üretici desteklenebilir mi? Bunların hepsi siyasetin konusu.
Ekonomik dayanışma insanların birbirine dayanabileceği alanlar oluşturur. Birlikte üretmek, birlikte karar vermek ve ortaya çıkan değeri paylaşmak mümkün.
Bir de gençlerin göç etmesini engellemek lazım. İstihdam meselesi özellikle gençler açısından ayrı bir önem taşıyor. Eğitim ve üretim imkanlarının bulunmadığı kentlerde gençlerin başka kentlere veya ülkelere gitmek zorunda kalması, ekonomik ve toplumsal bir kayba da yol açıyor.
Bu nedenle gençlere yalnızca kültür ve spor alanları açılması yeterli değil. Meslek edinme, staj, girişimcilik, teknoloji üretimi ve yerel işletmelerle çalışma imkanlarının da geliştirilmesi gerekiyor.
Belediyeler burada doğrudan işveren olmanın ötesinde, iş ve üretim ekosisteminin kurulmasına aracılık eden kurumlar olarak rol üstlenebilir. Meslek kursları düzenleyebilir, yerel işletmelerle gençleri buluşturabilir, yeni girişimlere küçük fonlar sağlayabilir ve üniversitelerle ortak projeler geliştirebilir.
Özellikle yazılım, dijital üretim, enerji, tarım teknolojileri, sağlık hizmetleri, bakım hizmetleri ve yerel turizm gibi alanlarda gençlerin önünü açacak programlar oluşturulabilir.
Böylece eğitim, istihdam birbirinden kopuk olmaz. Bir çocuğun aldığı eğitim, gencin edindiği meslek ve kentte kurduğu ekonomik yaşam aynı toplumsal zincirin parçaları haline gelir.”
'SİVİL TOPLUMUN ALANI GENİŞLEMELİ'
Siyasi partilerin toplumun bütün ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacağını belirten Öznur Bartın, dernekler, meslek örgütleri, kültür kurumları, kadın ve gençlik yapıları, kooperatifler ve yerel inisiyatiflerin kendi alanlarında güçlenmesinin önemine dikkat çekti.
Öznur Bartın, şöyle konuştu:
“Bir siyasi parti toplumun bütün ihtiyaçlarını kendi içinde çözemez. Çözmeye çalışırsa toplumun özgün örgütlenme alanları daralır. Toplumun dernekleri olacak, kültür kurumları olacak, kadın örgütleri olacak, gençlik yapıları olacak, meslek örgütleri olacak.
İnsanlar kendi alanlarında örgütlenebilmeli. Siyasi partiler bunların yerine geçmemeli. Siyaset toplumdan ayrı bir şey değil. Bunların hepsi kendi alanında güçlenmeli ve birbirini desteklemeli.”
'BARIŞIN KALICI OLMASI İÇİN TOPLUM SÜRECİ SAHİPLENMELİ'
Öznur Bartın, süreçte devletin sorumluluklarının yanı sıra toplumun kendi yaşam alanlarında üstlenebileceği rolün de önemli olduğunu ve barışın toplumsal yaşamda karşılık bulması gerektiğini belirtti.
Öznur Bartın, sözlerini şöyle tamamladı:
“Barış sadece silahların susması değil. İnsanların kendisini özgür ifade edebilmesi, kendi dilini konuşabilmesi, kendi kültürünü yaşayabilmesi, kendi geleceği hakkında söz söyleyebilmesi demek.
Bunun için hem devletin yapması gerekenler var hem toplumun yapması gerekenler var. Hukuki güvence olmadan olmaz. Demokratik siyaset alanı genişlemeden olmaz. Ama toplum kendi gücünü örgütlemeden de olmaz.
Bizim bütün bunları birlikte düşünmemiz gerekiyor. Dilimizi yaşatacağız, kültürümüzü yaşatacağız, kadınların ve gençlerin örgütlenmesini güçlendireceğiz, yerelde halkın sözünü büyüteceğiz, ekonomik dayanışmayı geliştireceğiz.
Bunlar birbirinden kopuk işler değil. Bunların her biri toplumun kendi yaşamına sahip çıkmasının farklı alanlarıdır. Barışın kalıcı olması için toplumun da sürecin sahibi olması gerekiyor.”