Dünyanın önde gelen haber ajanslarından Agence France-Presse (AFP) tarafından dayatılan yüzde 25 sefalet ücreti zammına karşı Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) öncülüğünde greve çıkan basın emekçilerinin direnişi 9 gündür kararlılıkla sürüyor.
Üç yıl arayla greve çıkan basın emekçilerinden AFP Foto Muhabiri Yasin Akgül, ANF’ye konuştu. İki küçük çocuğu ve eşiyle beraber direnen Akgül, “Artık mesele yalnızca ücret değil, geçinebilmek meselesidir” diyerek yaşayacak bir ücret alana kadar direneceklerini vurguladı.
‘ÜÇ YIL ARAYLA AYNI GEREKÇEYLE GREVE ÇIKIYORUZ!’
AFP Türkiye bürosu yönetimi ile TGS arasında Şubat ayında başlayan Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinden anlaşma çıkmaması üzerine grev kararı aldıklarını anlatan Yasin Akgül, resmi enflasyon oranının dahi altında olan yüzde 25 gibi bir zam oranının teklif edildiğini ve bunu kabul etmediklerini dile getirdi. Türkiye'de sürekli çok yüksek oranda enflasyon artışı olduğunu hatırlatan Akgül, buna rağmen ücret artışlarının Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verdiği oranların bile altında kaldığına dikkat çekti. AFP Türkiye Bürosu yönetiminin TÜİK’in spekülatif rakamlarını dahi hiçe saydığına işaret eden Akgül, “Üç yıl önce yine aynı gerekçeyle greve çıkmamıza rağmen bir şey değişmedi ve bu yıl da TİS görüşmelerinde AFP yönetimi yıllık ücret artışını yüzde 25 ile sınırlamak istedi. Bu, TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon oranı olan yüzde 30,87’nin dahi altında bir zam dayatmasıydı ve tabii ki kabul etmedik” diye konuştu.
‘ESKİDEN GAZETECİLERE ÖNEM VERİLİRDİ!’
AFP Türkiye Bürosu’nda 12 yıldır çok zor koşullarda foto muhabirliği yaptığını ifade eden Akgül, “Ben Türkiye haricinde Suriye, Irak gibi sahalarda çalıştım ve buralarda güvenlikle ilgili çok fazla sıkıntı yaşadım. Çünkü artık eskisi gibi savaş bölgelerinde, ‘gazetecileri öldürmeyelim, gazeteciler önemlidir’ gibi bir kavram da yok. Ukrayna Savaşı'nda AFP Muhabiri Arman Soldin birkaç yıl önce drone saldırısında öldürüldü. Yine İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırılarda 200'e yakın Filistinli gazeteci öldürüldü. Eskiden bir gazeteciye bir şey olduğu zaman bununla ilgili bir açıklama yapılırdı. Artık bir açıklama yapma lüzumu bile duyulmuyor. Çünkü gazetecinin sahada çalışmasını istemiyorlar. Mesela İran’da veya Lübnan'da gazetecilere, kamuya açık alan alanlarda bile akreditasyon uygulanıyor. O akreditasyon olayından dolayı zaten seni ülkeye sokmuyorlar. İran’daki son cenaze töreni için de aynı şey yaşandı. Önce seninle ilgili onay alıyor, sonra senin ülkeye girişine izin veriyor” dedi.
‘GEÇİNEMEDİĞİMİZİ SÖYLEDİĞİMİZDE, ‘BİZ EN AZ İŞÇİ ÇIKARTAN KURUMUZ’ DİYEREK RESMEN ŞÜKREDİN DİYORLAR!’
Teknolojik gelişmelerin de gazetecilik mesleğini olumsuz etkilediğini belirten Akgül, eskiden farklı medya kuruluşları gazetecilere alternatif çalışma alanları sunarken, teknolojinin ilerlemesiyle medya sektöründeki tekelleşme nedeniyle gazetecilerin düşük ücretlere mahkûm edildiğini söyledi. Gelinen noktada yapay zekayı kullanarak muhabir sayısını azaltmaya çalıştıklarını anlatan Akgül, şöyle konuştu: “Sahada da zaten tek bir yerden fotoğraf ve video verme olayından dolayı, kurumlar gazeteci sayısını azaltmaya gidiyor. Kalan gazetecilerin ücretlerini de nasıl olsa buna mecbursun diyerek düşürüyorlar ve seni asgari ücretin bir tık üzerindeki ücretlere mahkum ediyorlar. Geçinemediğimizi AFP’nin mali işlerine bakan yöneticilerine söylediğimizde ise aldığımız cevap, ‘Biz zaten en az işçi çıkartan kurumlardan biriyiz. BBC, AP ve diğer kurumlar çok fazla işçi çıkartıyor’ oluyor. Bir nevi şantaj yapıyorlar. Zaten biz işten çıkarmıyoruz. Sizi anlıyoruz ama bizim verebileceğimiz bu kadar. Dünyada medyada daralma var. Çalıştığınıza şükredin diyorlar açıkçası. Ama biz BBC, CNN International, AP, Reuters gibi kurumlarla rekabet etmemize ve aynı işi yapmamıza rağmen, oralardaki çalışanlar bizden iki kat daha fazla ücret alıyorlar. Kaldı ki bizim çalışma koşullarımız daha ağır. Sahaya çıktığımız zaman mesai saatlerinden daha fazla çalışıyoruz. Mesela Çağlayan Adliyesi’nde gözaltı haberi takip ediyorsak iş bitene kadar oradayız. Ya da deprem bölgesine gittik, 7/24 çalışıyoruz. O durumlarda mesaim bu kadardı, işi bırakırım yok. Özveriyle çalışıyoruz. Bunu kurum da bilmesine rağmen bu emeği hiçe sayıyor.”
‘PARİS MERKEZİ İLE TÜRKİYE’DEKİ YEREL SÖZLEŞME ARASINDA CİDDİ HAK VE ÜCRET FARKI VAR!’
AFP'de Paris merkezinde çalışanlarla Türkiye'de yerel sözleşmeyle çalışanlar arasında ciddi hak ve ücret farkı bulunduğuna işaret eden Akgül, “AFP’de iki tip kontrat var; bir lokal kontrat, bir de Paris merkezli bir kontrat var. Paris merkezli kontratların kira yardımından tutun, diğer tüm yan hakları daha fazla lokallere göre. Lokallere de kendi ülke koşullarına göre bir maaş veriliyor. Onun yeterli olduğunu düşünüyorlar. Biz enflasyon haberlerini yaparken de resmi ve resmi olmayan rakamları haberlerimizde yazıyoruz. Kendileri, Türkiye'de enflasyon son 6 yılda bu kadar arttı diyor. Ama böyle olmadığını biz haberlerimizde yazıyoruz. Biz haberlerimizde Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) da TÜİK'in de resmi verilerini veriyoruz. Bu ikisini kıyaslayarak haberleri yapıyoruz. Çünkü Türkiye'de yaşayan herkes resmi rakamların gerçek olmadığını biliyor. Bunu ajans da biliyor. Türkiye’de son 6 yılda enflasyon yüzde 1000 artmış durumda. Bunu görüyorlar ama dikkate almıyorlar” diye dikkat çekti.
‘GEÇİNEMİYORUZ!’
İki çocuk büyüttüğünü, birinin ortaokula giderken, diğerinin kreş aşamasında olduğunu belirten Akgül, “Mesela şu anda devlet okullarında adrese dayalı bir eğitim sistemi var. Ben eğer çocuğumu mahalledeki okula vermek istemiyorsam, başka bir okula kayıt yaptırmak için 150 bin TL kayıt parası istiyorlar. Şimdi onu tedarik edebilmeniz mümkün olmadığı zaman yine size dayatılan bu okula göndereceksiniz. İstanbul’un mahalleleri arasında sosyo-kültürel olarak çok büyük bir ayrım da var. Benim oturduğum Küçükçekmece’de kiralar 25-30 bin TL iken, daha nitelikli okulların olduğu, devlet okullarının olduğu yerde kiralar 60-70 bin TL. Ya oraya taşınıp o kirayı vereceksin ya da o okulun kayıt parasını vereceksin diyor. Biz de zaten ücretimizdeki artışımızı Türkiye'de belirlenen yoksulluk sınırına göre talep ediyoruz. Bu artışı, çocukların eğitimini ve diğer temel ihtiyaçları karşılamak için istiyoruz. Çünkü geçinemiyoruz. Oturduğum Küçükçekmece bölgesi birinci derece deprem bölgesi ilan edildi. Bir yıldır kentsel dönüşümden dolayı çok fazla bina yapılıyor. Şu an benim oturduğum evde de 10 gün önce karot alındı. Karot sonucunu bekliyoruz. yüzde 99 çürük raporu çıkacak ve ben ev taşımak zorunda kalacağım. Yani işimiz zor gerçekten” ifadelerini kullandı.
‘ARTIK MESELE YALNIZCA ÜCRET DEĞİL, GEÇİNEBİLMEK MESELESİDİR!’
Talep ettiklerinin yaşayacak bir ücret olduğunun altını çizen Akgül, “Astronomik bir ücret istemiyoruz sonuçta, yaşayacak bir ücret istiyoruz ve bu bizim en temel hakkımız. Ücretlerimize yüzde 32 zam talep ediyoruz. Bu da enflasyon karşısında ücretlerimizin erimemesini sağlayacak bir rakam. Normal olanı talep ediyoruz aslında. Ama greve çıktığımızdan beri muhatap bulamıyoruz. Herhalde şu anda yönetim direncimizi ölçmeye çalışıyor. Biz kararlıyız, sonuna kadar direnmeye devam edeceğiz. Çünkü Avrupa'daki gibi süreli bir grev yapmıyoruz burada. Türkiye'de şu anda hala süresiz grev hakkımız var yani. Öyle Fransa'daki gibi, iki saat işi bırakayım, tekrar işe döneyim gibi bir durumumuz yok. Grev başladı. Bu grevi sonlandıracak olan işverenin kendisidir. Sonuna kadar da direneceğiz. Çünkü artık mesele yalnızca ücret değil, geçinebilmek meselesidir. Şu anda Fransa'daki kiralardan daha yüksek İstanbul'daki kiralar. Alım gücü de aynı şekilde. Bunu Avrupa’dakiler de gayet iyi biliyor. Bizim gibi ülkeleri ucuz işgücü olarak görüyorlar. Türkiye’yi Ortadoğu ülkesi olarak görüyorlar ve bizim haklarımızın Avrupa’daki çalışanlar kadar korunmadığını düşünüyorum açıkçası. Türkiye’deki mevcut ekonomik durum da bu sömürü konusunda onlara güç veriyordur bence. Biz yaşayacak bir ücret istiyoruz, eşit işe eşit ücret istiyoruz ve direnerek alacağız” vurgusunda bulundu.