Gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu, Türkiye’de son dönemde tırmanan siyasi krizleri, Kürt meselesinde yürütülen tartışmaları, Meclis gündemindeki olası yasal düzenlemeleri ve iktidarın süreç yönetimini ANF’ye değerlendirdi.
Bayramoğlu, ana muhalefet cephesinde yaşanan hukuki ve siyasi krizlerin ülke gündemine yansımalarını, siyasi istikrar ile demokratik çözüm arayışları arasındaki ilişkiyi ve iktidarın çoklu krizleri yönetme stratejisinin doğurduğu sonuçlar üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’de AKP ve Erdoğan iktidarının seçimler yoluyla değiştirilebilmesinin büyük ölçüde muhalefetin bütünlüğünü ve siyasi kapasitesini koruyabilmesine bağlı olduğunu vurgulayan Bayramoğlu, muhalefet cephesinde yaşanan son krizlerin bu yapının kırılganlığını artırdığına dikkat çekti. Yaşanan bu sürecin yalnızca parti içi dinamiklerle açıklanamayacağını belirten Bayramoğlu, “Bu gelişmelerde ve yargı kararlarında iktidarın etkili olduğu, yani bu kararların iktidar tarafından yol verilen ve teşvik edilen kararlar olduğu kanaati kamuoyunda çok hakim. Dolayısıyla seçimler öncesinde siyasi alan iktidar tarafından dizayn ediliyor” dedi.
Parti içinde yaşanan kaosun ve grupların birbirini ‘anayasal ihlallerle’ itham etmesinin kurumsal yapıya büyük zarar verdiğini ifade eden Bayramoğlu, bu durumun toplumda siyasete dair ciddi soru işaretleri doğurduğunu kaydetti.
KILIÇDAROĞLU’NUN HAMLESİ
İktidarın ana muhalefeti yeniden şekillendirmeye yönelik hamlelerinin CHP içerisindeki iki başlılığı beslediğini ve partinin kendi kitlesiyle bağ kurmasını zorlaştırdığını söyleyen Bayramoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun dönüşüne dair şu değerlendirmede bulundu:
“Kılıçdaroğlu bu işe girdiğine ve soyunduğuna göre bir kere anayasanın ihlal edilmesini sindirdi ve kabul etti. Kılıçdaroğlu aslında Özgür Özel ve ekibini partiden püskürtmek istiyor. Çünkü kurultayda kendisinin hileyle yenildiğini düşünüyor. Bugünden yarına bir geri adım atması beklenemez.”
Kılıçdaroğlu’nun özellikle yolsuzluk iddialarını yüksek sesle dile getirmesinin CHP açısından yeni kriz alanları yaratabileceğine işaret eden Bayramoğlu, muhalefetteki bu büyük kaosun erken seçim kartıyla birleştiği bir denkleme dikkat çekerek, “Eğer AK Parti, Özgür Özel ve arkadaşlarının karşısına bir erken seçim teklifiyle çıkarsa, CHP'nin buradan kaçamayacağı varsayılabilir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Tayyip Erdoğan'ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olması çok olası görünüyor” dedi.
Siyasetin diğer ana kulvarında Kürt meselesinin en önemli başlık olarak durduğunu belirten Bayramoğlu, bu konuda bir komisyonun çıkarılması gereken yasaları belirlemesiyle belli bir aşamaya gelindiğini aktardı. Ancak adımların fiilen atılmamasının, iktidarın süreci sürüncemede bıraktığı algısını güçlendirdiğini ifade eden Bayramoğlu, son dönemde AKP sözcüsünün yasaların bir an önce çıkarılacağını ima eden açıklamalar yaptığını da hatırlattı.
Çıkarılması beklenen yasa paketinde iki kritik hususun öne çıktığını belirten Bayramoğlu, bunları şöyle sıraladı: “Silah bırakacak PKK'li güçlerin akıbetinin ne olacağı ve sisteme nasıl entegre edileceği ve çıkarılacak özel bir yasayla Abdullah Öcalan'ın hareket alanı ile koşullarının nasıl belirlenip şekillendirileceği.”
Hükümetin bu yasal düzenlemeler konusunda iki yönlü bir sıkışmışlık ve zorluk yaşadığını ifade eden Bayramoğlu, şunları söyledi: “Bir tarafta bu yasaların çıkması halinde milliyetçi Türk kamuoyunun seçim sürecinde vereceği reaksiyon ve bunu yönetme sorusu var. İkincisi ise bu adımlar atılmadığı takdirde AK Parti'nin DEM Parti ile ilişkisinin gelişmesi, dolayısıyla Tayyip Erdoğan'ın DEM'in desteğiyle bir erken seçim yaptırıp yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi zorlaşıyor.
Benim beklentim, çok keskin ve beklendiği kadar net ileri düzeyde olmasa da sürecin devam ettiğini gösteren bir yasa paketinin çıkacağı ve DEM-AK Parti ilişkisinin bu anlamda sorunsuz devam edeceğidir.”
‘BU BİR PAZARLIK SÜRECİDİR’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin “Kürt varlığının yasalara girmesi” yönündeki taleplerini de değerlendiren Bayramoğlu, durumun iki taraflı bir pazarlık sürecinin doğası gereği olduğunu ifade ederek şunları belirtti: “İtirazların olması normal, çünkü iki taraf var. Burada bir pazarlık olarak düşündüğümüz bu durum, isteyenle verenin arasındaki dengedir ve bu bir süreçtir. Nihai olarak Kürtlerin ya da PKK'nin istediği şey belli: Öcalan’ın durumu, silahların bırakılmasından sonra siyaset yapma koşulları ve imkanları, yeni bir vatandaşlık tanımı, ana dilde eğitim ve yerel yönetimlerde reform gibi hususların hayata geçmesi.
Bunların bir çırpıda hayata geçeceğini sanmıyorum. Bunu PKK dile getirecektir fakat bu durum mevcut sürecin işlemesini ortadan kaldırmaz; tam tersine, sürece yönelik talepler olarak görmek lazım. Burada bir kopuş noktasında değiliz.”
Bayramoğlu, bu aşamada asıl can alıcı soruların şunlar olduğunu vurguladı: “Kürtler özgür siyaset yapabilecek mi? Öcalan hapishanede olsa bile Kürt siyasetini yeniden düzenleyecek bir parti oluşumunun başında olabilecek mi? Bunlar daha önemli sorular.”
‘KÜRT HAREKETİ SOLU SIRTINDA TAŞIYOR’
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın ‘DEM Partililer anadili Kürtçe olan bir adayda ısrar ederse cumhurbaşkanlığı adaylığında farklı tercihte bulunuruz’ yönündeki açıklamasını ve ardından gelen düzeltmeyi de yorumlayan Ali Bayramoğlu, bunun yeni bir siyasi blok veya oluşum sinyali olmadığını söyledi.
TİP'in Türk siyasetinde belirleyici bir gücü olmadığını ve koyacağı şartlarla oyunu etkileyebilecek bir konumda bulunmadığını belirten Bayramoğlu, sol ile Kürt hareketi arasındaki tarihsel ilişkiye dair şunları dile getirdi:
“Bugüne kadar Meclis'e giren sol partilerin büyük bir kısmı Kürt hareketinin desteğiyle girdi. Belki bir dönem sol, Kürt hareketini sırtında taşıdı; 40'larda, 50'lerde, 60'larda. Ama daha sonra Kürt hareketi solu sırtında taşımaya başladı. Dolayısıyla burada ‘fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış’ gibi bir tablo ortaya çıkar. Yani sol hareket ayrılmak isterse Kürt hareketi tek başına yoluna devam edecek güçtedir.
TİP, ana dilde eğitim konusunda ulusalcı reflekslere yakın bir hassasiyet gösteriyorsa, bu sadece sol kanadın derininde olan kimi ayrımları ortaya çıkarır. Önemli olan o ortak siyaset alanının oluşup oluşmayacağıdır. O hareketin içinde kimin yer alıp almayacağını zaman gösterecektir.”