'Asıl değişiklik Sayın Öcalan’ın dışarıyla kuracağı temaslarla kendini gösterecektir!'

DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın koşullarındaki değişimin sadece bir yer değişikliğiyle değil, toplumla bütünleşebileceği, süreci yönetebileceği bir pozisyona kavuşmasıyla kendini göstereceğini vurguladı.

NEWROZ UYSAL ASLAN

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ndeki yer değişikliğiyle birlikte gözler statü konusundaki tartışmalara çevrildi. Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum’un Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başmüzakerecisi olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünü yalnızca "silahsızlanmaya" indirgeme eğilimi büyük tepki toplamıştı. En son İmralı’da amcasıyla görüşme yapan DEM Parti Milletvekili Ömer Öcalan’ın, Öcalan’ın bu daraltılmış yaklaşıma karşı çıktığını ve sürecin yalnızca silahsızlanma başlığı altında ele alınmasını eleştirdiğini aktarması, sürecin en önemli ayağını oluşturan statü konusundaki anlaşmazlığı bir kere daha gündeme taşıdı. ANF’ye konuşan DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün başmüzakereci statüsü olduğunu hatırlatarak, “Sayın Öcalan’ın koşullarındaki değişimin sadece bir yer değişimi tartışmasından çıkarılıp gerçekten toplumla bütünleşebileceği, süreci yönetebileceği bir pozisyona getirilmesi gerekir” dedi.

‘YER DEĞİŞİKLİĞİ SAYIN ÖCALAN’IN KOŞULLARININ UYGUN HALE GETİRİLDİĞİ ANLAMINA GELMEZ!’

DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı Hapishanesi içindeki yer değişikliğinin anlamlı olmakla birlikte, sürecin ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli olmadığını kaydetti. Yer değişikliğinin sürecin başından beri yapılması gerektiğini, bu anlamda bir gecikmenin söz konusu olduğunu vurgulayan Aslan, “Tek başına yer değişikliği üzerinden bir tanımlamanın ne hukuki statüye ne de bu süreci yönetebilecek başmüzakereci pozisyonuna yeterli olacağını söyleyemeyiz. Bu konuda birçok kişi, birçok kesim açıklama yaptı. Kimileri konuya sansasyonel, kimileri ise magazinsel olarak yaklaştı. Ancak tüm bunların ötesinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bir başmüzakereci pozisyonu var. Bu pozisyonun gerektirdiği koşullar iki yıla aşkın süredir yerine getirilmedi. Ve sadece yer değişikliği de bu koşulların uygun hale getirildiği anlamına gelmez. Bu nedenle asıl önemli olan Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’nün gerektirdiği dışarıyla iletişim, hareketle, siyasetle, basınla, akademiyle iletişim kurabileceği imkanların sağlanması meselesidir. Çünkü bir cezaevi içerisindeki yer değişikliği süreçte köklü, etkili bir değişiklik yaratmaz. Asıl değişiklik Sayın Öcalan’ın dışarıyla kuracağı temaslarla kendini gösterecektir. Sayın Öcalan’ın kendisi zaten başından beri yer değişikliği meselesini dışarıyla kuracağı ilişkileri ve koordinatörün çalışmalarını kolaylaştırması açısından ele alıyor. Yoksa 27 yıldır bulunduğu cezaevi içerisindeki başka bir yere geçişin böyle sansasyonel, magazinsel olarak tartışılması da etik değildir. Burada sorulması gereken soru şu: Bu yere geçişle koordinatörlüğü paralel yürüyecek mi? Hukuksal statü gerektirmiş mi? Koordinatörlüğü sağlayacak diğer kimseler, yani Sayın Öcalan ile çalışacak siyaset kurumundan, dışarıdaki farklı siyasal hareketlerden, devletin içerisinden bu kurumlaşmalar ve ortaklaşmalar sağlanacak mı ve biz kamuoyu olarak, toplum olarak ne zaman bunları görebileceğiz, tartışabileceğiz? Asıl sorular bunlar ve halen bu sorular tam olarak cevaplanmış değil. Yeni yere geçiş önemli ama tek başına sürecin ihtiyaçlarına cevap değil” dedi.

‘STATÜ KONUSUNDA TAVRIN NETLEŞMESİ GEREKİYOR!’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum tarafından sadece silahsızlanmayla tarif edilmesine tepki gösteren Newroz Uysal Aslan, Uçum’un başından beri yürütülen süreci bölgesel savaş, Türkiye'nin bölgede güçlenmesi ve ‘güçlü devlet’ meselesi üzerinden okuduğunu ve Kürt halkını sınırlı ve dar bir alana sıkıştırmaya çalıştığını belirtti. Uçum’un bu yaklaşımının devletin ya da hükümetin süreci o şekilde işleteceği veya Öcalan, Kürt hareketi ve Kürt siyasetinin bu yaklaşımı kabul edeceği anlamına gelmediğini belirten Aslan, “Kaldı ki birçok kesim bu tür yaklaşımların ve özellikle kullanılan dilin süreci zehirlediğini, sürece denk gelmediğini zaten çokça ifade etti. Sayın Öcalan’ın yeni yere geçişini çalışma koşullarıyla, dünyayı kuracağı ilişkilerle beraber değerlenmek istememizin de bir sebebi doğrusu bu yaklaşım. Çünkü silahsızlanma, çatışmaların durması bu sürecin bir parçası ama tek parçası değil. Devlet ısrarla silahsızlanma hususu giderildikten sonra diğer meselelerin tartışılmasını isterken, Sayın Öcalan da, Kürt Hareketi de, Türkiye'de demokrasiyi ve süreci destekleyen kesimler de meselelerin birbiriyle paralel yürümesi ya da iç içe geçmesi gerektiğini savunuyor. Burada bir yaklaşım farkı olduğu açık ama ne silahsızlanma koordinatörlüğü ismini ne de Mehmet Uçum’un aldığı pozisyonu kabul edilebilir görmüyoruz. Bu konudaki tavrımız net. Statü konusunda yaklaşımın netleşmesi gerektiğini hep söylüyor ve bu yönde açıklamalar yapılması gerektiğini tekrarlıyoruz” diye konuştu.

‘SÜRECİN SİYASİ MALZEME YAPILMAMASI MUHALEFETİN BARIŞA KARARLILIKLA SAHİP ÇIKMASIYLA OLUR!’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, yeğeni DEM Parti Milletvekilli Ömer Öcalan’a, sürecin seçim malzemesi yapılmaması gerektiğine yönelik uyarılarını da değerlendiren Aslan, erken seçim ve baskın seçim tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde bu uyarının önemli olduğunu vurguladı. 2015 yılında çözüm sürecinin sona ermesinde AKP'nin tek başına iktidar olamamasının etkili olduğunu hatırlatan Newroz Uysal Aslan, “Bu konuda geçmişten gelen bir siyasi hafıza var Türkiye’de. Ama bu tutum karşısında Sayın Öcalan'ın Aralık 2024'teki mesajını hatırlatmak isterim. O birkaç maddeden oluşan mesajında Sayın Öcalan, yürütülen sürecin dönemsel siyasi çıkarlar için kullanılmaması gerektiğini vurgulamıştır. Bu anlamda meselenin bir siyasi parti malzemesi ya da bir siyasi partinin iktidarda kalması, kalmaması üzerinden değil, bir halkın geleceği, bir bölgedeki savaşa karşı barış tutumu olarak okunması gerektiğini defalarca dile getirmişti Sayın Öcalan. Yani süreci siyasi partiler siyasi hesaplarına alet etmek isteyebilir, hele ki AKP gibi bu konuda geçmişte kötü deneyimleri olan bir parti olduğu için açıkçası bu ortaya çıkan kaygı gerçekçi bir kaygı. Böyle olmaması için sürecin gerçek anlamda hızlanması, doğru zeminlerde tartışılması ve en önemlisi de bu sürece tüm siyasetçilerin, parlamentonun, muhalefetin sahip çıkması gerekiyor. Bu süreci iktidarın bir projesi olarak değil, barışın halkın temel bir talebi olduğunu görerek hareket etmesi gerekiyor. Bu olursa, süreç sadece AKP'nin siyasi hesaplarına malzeme olmaktan çıkar” vurgusunda bulundu.

‘BARIŞ ANNELERİ’NİN TALEPLERİ BİZİM DE TALEPLERİMİZ!’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve özgür çalışır koşullarına kavuşması gerektiğinin altını çizen Newroz Uysal Aslan, Barış Anneleri’nin bu taleple Ankara’da gerçekleştirdikleri nöbetin çok kıymetli ve anlamlı olduğunu kaydetti. “Barış Anneleri’nin ortaya koyduğu talepler bizim de taleplerimiz” diyen Newroz Uysal Aslan, sürecin doğru zeminde ilerlemesi için işaret edilen talepleri şöyle sıraladı: “Şu an sürecin ilerlemesi için atılması gereken en önemli adım, başmüzakereci olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın koşullarındaki değişimin sadece bir yer değişimi tartışmasından çıkarılıp, gerçekten toplumla bütünleşebileceği, süreci yönetebileceği bir pozisyona getirilmesidir. Süreçte Çerçeve Yasa’ya takılmadan, Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) kararı bahanesine sığınmadan, idari kararlar beklenilmeden, hukukun zaten gereği olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanması, hasta mahpusların tahliyesi gibi hususların siyasi pazarlık konusu yapılmaması ve özellikle de 12 yıldır Türkiye tarafından geçiştirilen Umut Hakkı ilkesinin uygulanması gerekir. Unutmamak gerekir ki Türkiye Umut Hakkı konusunda adım atmayacağını açıktan belli ederek aslında uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini de açıklamış oldu. Avrupa Konseyi için de, Türkiye tarihi için de bunu bir ilk olarak görebiliriz açıkçası. Ve halen Umut Hakkı’nın uygulanmamasını, Sayın Öcalan’ın hukuksal olarak özgürlüğünün önünde bir engel olarak tarif edilmesini kabul etmek mümkün değil. Hukuksal olarak da bu bir yükümlülük, bu zorunluluk siyaseten de bu sürecin en temel ihtiyacı.”