Avcı: ‘Yapılmalı, edilmeli’ deme zamanı bitmiştir

DEM Parti’den Mustafa Avcı, bu süreçte belediyeler ve diğer kurumların doğrudan sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek “Üçüncü şahıs gibi artık kürsülerde konuşma zamanı bitmiştir. ‘Yapılmalı, edilmeli’ demek doğru değil” dedi.

MUSTAFA AVCI

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Kürt kentlerinde yerel yönetimlerin rolü, merkezi idarenin yereldeki uygulayıcısı olmanın ötesinde toplumun kendi kendini yönetme kapasitesini geliştiren bir alan olarak yeniden tartışılıyor.

DEM Parti Yerel İdare Koordinasyon Kurulu üyesi Mustafa Avcı, yerel yönetimlerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki rolünü, katılımcı demokrasi mekanizmalarını, yerel üretim ve dayanışma ağlarını ve geçmiş belediyecilik deneyimlerine yönelik özeleştirilerini değerlendirdi.

Avcı, 27 Şubat’tan sonra toplumsal örgütlenme için önemli imkânlar ortaya çıktığını ancak bu alanın yeterince değerlendirilemediğini belirterek, belediyeler başta olmak üzere tüm kurumların “yapılmalı, edilmeli” söyleminin dışına çıkıp doğrudan sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

‘MERKEZİ YÖNETİM YEREL YÖNETİMLERİ ALT ŞUBE OLARAK GÖRÜYOR’

Yerel yönetimlerin mevcut sistem içerisindeki konumuna dikkat çeken Avcı, merkezi yönetimin belediyeleri kendi alt şubeleri gibi gördüğünü söyledi. Yerel kaynakların merkezi yönetimin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmasının beklendiğini belirten Avcı, alternatif bir yerel yönetim anlayışının geliştirilmesinin ise bu anlayışla karşı karşıya geldiğini ifade etti.

Avcı, 2016’dan bu yana uygulanan kayyum politikasının da bu anlayışın sonucu olduğunu belirterek, seçilmiş belediye yönetimlerinin yerine valiler, vali yardımcıları ve kaymakamların görevlendirildiğini hatırlattı. Avcı, “Mademki siz bu yerel kaynakları bizim için kullanamıyorsunuz, seferber etmiyorsunuz, biz de sizi alıp kenara koyarız anlayışı gelişti. Kayyum rejimi dediğimiz uygulamayla illerde valileri, vali yardımcılarını, ilçelerde de kaymakamları görevlendiriyorlar” dedi.

Avcı, yaşanan tabloyu ve kayyum rejimini “Ya bize hizmet edersiniz ya da biz gerekeni yaparız” şeklinde tarif ederek, halk tarafından seçilmiş olmanın merkezi yönetim açısından belirleyici olmaktan çıkarıldığını kaydetti.

‘BELEDİYELER BİZİMDİR’ TARTIŞMASI

Avcı, yerel yönetim anlayışının yalnızca belediye yönetimlerinin devralınması üzerinden tanımlanmasına da karşı çıkarak, “Belediyeler bizimdir” söyleminin mevcut mevzuat ve yasaların dışında bir belediyecilik anlayışı olarak yorumlanmasının yanlış olduğunu belirtti.

Avcı, “Belediyeler bizim değil. Belediyelerimizin olabilmesi için o belediyelerin mevzuatını, yasasını bizim hazırlamamız lazım. Sonuçta sistemin kurumlarıdır. Biz yönetimlerini devralıyoruz” diye konuştu.

Yönetimlerin devralınmasının ardından yerel kaynakların halkın, kentin ve kentlinin çıkarları doğrultusunda kullanılması gerektiğini belirten Avcı, toplumcu, halkçı ve sosyal belediyeciliğin bu temelde ele alınması gerektiğini vurguladı.

“Belediyeler bizimdir” söyleminin toplumda farklı bir beklenti yarattığını belirten Avcı, yürürlükteki yasaların ve mevzuatın bir kenara bırakılarak belediyelerin istenildiği biçimde kullanılabileceği yönündeki anlayışın düzeltilmesi gerektiğinin altını çizdi. Avcı, merkezi yönetimin baskısı, toplumdaki yanlış beklentiler ve alternatif belediyecilik anlayışının yeterince pratikleştirilememesinin seçilmişleri zorladığını söyledi.

‘SANDIKTAN SANDIĞA DEMOKRASİ OLMAZ’

Yerel demokrasinin seçimlerden ibaret olmadığını belirten Avcı, halkın karar alma süreçlerine doğrudan katılması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Sadece sandıktan sandığa oy kullanarak toplum ‘irademi yansıtıyorum, irademi geliştiriyorum’ diyemez. Bizim alternatif belediyecilik anlayışında asıl nokta katılımcı demokrasiyi toplum nezdinde aktarmak, kavratmak ve pratikleştirerek bir yaşam durumuna getirmektir.”

Katılımcı demokrasinin karar alma, planlama, uygulama ve denetleme aşamalarının tamamında hayata geçirilmesi gerektiğini kaydeden Avcı, bunun mevcut yasalar çerçevesinde de mümkün olduğunu belirtti.

Mahallelerde halkın karar alma süreçlerine dahil edilmesinin önünde yasal bir engel bulunmadığını söyleyen Avcı, asıl sorunun belediyelerdeki klasik yönetim anlayışı olduğunu dile getirdi.

Avcı, “Klasik belediyecilik anlayışında seçimden seçime vatandaş oy kullanıyor ve seçilen kişi ‘Ben seçildim, beş yıllığına kadar bu halkı ben yönetirim. Onlar adına ben karar alırım, ben uygularım, bütçeyi ben planlarım’ diyor. Bizim belediyecilik anlayışımız bunu reddediyor” tespitinde bulundu.

‘HALKLA BİRLİKTE YÖNETELİM’

Avcı, alternatif belediyecilik anlayışının temelinde halkın belediye yönetiminin her aşamasına katılması gerektiğini belirterek, “Halkla birlikte yönetelim, halkla birlikte karar alalım, halkla birlikte planlayalım, halkla birlikte uygulayalım ve yapılan her neyse, üretilen hizmet her neyse halkla birlikte denetleyelim” dedi.

Bu anlayışın yalnızca belediye içerisindeki mekanizmalarla sınırlı kalmaması gerektiğini aktaran Avcı, yerel yönetimlerin mahallelerde danışma örgütleri, kooperatifler ve farklı toplumsal örgütlenmelerin geliştirilmesine öncülük edebileceğini söyledi.

Mevcut pratiğin bu hedefin gerisinde kaldığını belirten Avcı, DEM Parti olarak kendi yerel yönetim yapılarına yönelik de açık bir özeleştirel yaklaşımın önemli olduğunu vurguladı.

‘ALTERNATİF BELEDİYECİLİKTE SINIFTA KALDIK’

Avcı, yıllardır alternatif belediyecilik anlayışıyla belediyelerde inisiyatif aldıklarını ancak bu anlayışın yeterince geliştirilemediğine işaret ederek, “Kaç dönemdir biz bu alternatif belediyecilik anlayışıyla, yerel yönetim anlayışıyla inisiyatifleri devralıyoruz ama maalesef şu noktada ‘biz bu modeli geliştirdik’ diye bir durumumuz yoktur. Somut olarak yoktur. Burada biz sınıfta kalmışız, açık ve net söylüyorum” dedi.

Belediyelerin demokrasi kültürünün geliştirilmesinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Avcı, bunun toplumun örgütlenmesiyle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

‘KENDİ KENDİNE YETEN TOPLUM’

Kürt kentlerinin geleceğine ilişkin temel hedefin toplumun dışarıdan gelecek desteğe bağımlılığını ortadan kaldırmak olduğunu belirten Avcı, son dönemde toplumun ekonomik ve sosyal açıdan “muhtaç” hale getirildiğine dikkat çekti.

Avcı, “Hiçbir dış güçten beklentisi olmadan toplumun kendi kendisine yetebilecek duruma gelmesi lazım” dedi.

Bu hedefin toplumsal dayanışma ve ortak üretim kültürünün yeniden canlandırılmasıyla mümkün olabileceğini belirten Avcı, Mezopotamya’nın tarihsel toplumsal yapısındaki imece, dayanışma, yardımlaşma ve üretim kültürünün yerel yönetimlerin katkısıyla yeniden canlandırılması gerektiğinin altını çizdi.

Avcı, toplumun kendi toprağı ve yaylası üzerinde üretim yaparak kendisine yetebilmesinin yanı sıra ortaya çıkan fazlayı da paylaşabileceği bir ekonomik ve toplumsal yapının yeniden kurulması gerektiğini kaydetti.

‘KIRDAN KENTE GÖÇ TERSİNE ÇEVRİLMELİ’

Kürt kentlerindeki mevcut nüfus yoğunluğunun önemli nedenlerinden birinin kırdan kente göç olduğunu belirten Avcı, köylerin yakılması ve boşaltılması, yaylaların yasaklanması ve daha sonraki dönemde tarımsal üretim maliyetlerinin yükselmesinin kırsal nüfusu üretimden kopardığını söyledi.

Üretimden kopan nüfusun kentlere yöneldiğini belirten Avcı, iş bulamayan insanların sosyal yardımlara, kredilere ve güvencesiz işlere yönlendirildiğini ifade ederek, “Şu anda muhtaç duruma gelmiş bir toplum var ve o muhtaçlık üzerinden itaate zorlanan bir toplum var. Şehirlerde ciddi bir yığılma var. Artık altyapı olarak kaldırmıyor” dedi.

Bu sorunların tespitiyle birlikte belediyelerin kır ile kent arasındaki yaşam koşullarını yeniden ele alması gerektiğini belirten Avcı, kırsal yaşamın ekonomik ve sosyal açıdan yeniden cazip hale getirilmesinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Göçün önce durdurulması, şehir yaşamıyla kır yaşamı arasındaki o açığın kapatılması lazım. Kırdaki yaşamı da şehir yaşamı kadar, hatta daha fazlasıyla cazip duruma getirmek gerekir. Bunun için belediyelerin proje üretmesi gerekiyor. İnsan kaynağı oluşturması ve bütçe ayırması gerekiyor. Bütün bunların halkın yeniden toprağıyla, yaylasıyla buluşturulması hedefiyle yapılması önemlidir.”

‘27 ŞUBAT’TAN SONRA TOPLUMSAL ÖRGÜTLENME İÇİN ALAN AÇILDI’

27 Şubat 2025’te Önder Apo’nun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bu anlamda yarattığı fırsatlara dikkat çeken Avcı, sürecin yalnızca siyasi aktörler arasındaki görüşmelerle sınırlı ele alınmaması, toplumun kendi örgütlenmesini geliştirmesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Aradan geçen süreye rağmen bu imkânların yeterince değerlendirilemediğini belirten Avcı, 27 Şubat sonrasında ortaya çıkan imkânların özellikle belediyeler ve diğer toplumsal kurumlar tarafından daha etkin kullanılması gerektiğini ifade ederek mevcut pratiğe ilişkin açık bir özeleştiri yaptı:

“27 Şubat müthiş derecede bir alan açtı toplumsal örgütlenme için. Ama üzerinden iki yıla yakın bir zaman geçti. Biz hâlâ o olanakları gereği gibi değerlendirememişiz. Bunu açık ve net söylemek gerekir. Bu, tüm kurum ve kuruluşlarımız için bir özeleştiri durumudur. Belediyelerimiz de 27 Şubat’tan sonra çok daha aktif olabilirlerdi. Kendi kendine yeten bir toplumun inşası için toplumun örgütlenmesine öncülük edebilirlerdi.”

Alternatif belediyecilik alanında çalışmalar yürütüldüğünü ancak bu çalışmaların yeni süreçle aynı düzeyde ilerlemediğini ifade eden Avcı, belediyelerde ortaya konulan emeği yok saymadan temel eksikliğin sürece paralel bir örgütlenmenin geliştirilememesi olduğunu belirtti.

Avcı, “Hiçbir şey yapılmadı değil. Alternatif belediyecilik anlayışımız uygulandı. Arkadaşlarımız ciddi emek sarf ediyor. Ciddi, bazı noktalarda ciddi projeler var. Ama yeterli değildi. Süreçle paralel olarak gelişen bir durum ortada yok. Benim eleştirim bu noktadadır” dedi.

VARTO’DA KATILIMCI BÜTÇE, YENİ BELEDİYELERE YAYGINLAŞTIRILIYOR

Avcı, yeni süreçte yerel yönetimlerin toplumun doğrudan karar alma mekanizmalarına katılmasını sağlayacak uygulamalara ağırlık verilmesi gerektiğini belirterek, katılımcı demokrasi ve katılımcı bütçe uygulamalarını örnek gösterdi.

Geçen yıl Varto Belediyesi’nde uygulanan programla halkın karar alma, planlama, uygulama ve denetleme süreçlerine dahil edildiğini belirten Avcı, aynı modelin bu yıl farklı belediyelerde uygulanmaya başlandığını söyledi.

Avcı şöyle devam etti:

“Serhat bölgesinde geçen yıl katılımcı demokrasi ve katılımcı bütçe programının uygulamasıyla Varto Belediyemiz dünyada 188 ülke arasında belediyeler arasında ikinci sıraya geldi. Jüri belki ilk beşin içine girdi ama halk oylamasında ikinci sırada. Bu önemli bir mesafedir. Arkadaşlarımız büyük emek harcadılar. Halk, hem karar alırken hem planlama yaparken, hem uygulama sürecinde hem de denetleme sürecinde Varto halkı geçen yıl belediye yönetimimizle birlikte çalıştı.”

Aynı uygulamanın bu yıl Ağrı, Bazît ve Digor’un da aralarında bulunduğu belediyelerde sürdürüldüğünü belirten Avcı, katılımcı bütçe ve demokrasi uygulamalarının önümüzdeki dönemde daha fazla belediyeye yaygınlaştırılacağını söyledi.

Avcı, “Bu yıl Ağrı’da da uyguluyoruz aynı programı, Bazît’te de uyguluyoruz, Özgür Koçhaber’de de uyguluyoruz, Digor’da da uyguluyoruz. Önümüzdeki yıl biz bu katılımcı demokrasi ve katılımcı bütçe meselesini biraz daha diğer belediyelerimize de yaygınlaştıracağız. Bu noktada ciddi bir çabamız olacak” dedi.

Katılımcı demokrasi mekanizmalarının yalnızca idari bir uygulama olmadığını, toplumda yeni bir yönetim kültürünün oluşmasını sağlayacağını belirten Avcı, halkın seçimden seçime oy veren konumdan çıkarak yönetimin doğrudan öznesi olması gerektiğini kaydetti.

Avcı, “Bu bir demokrasi kültürünü oturtacaktır. Yeniden burada mesela halk kendi kendini yönetebilecek kültürüne, bir yaşam alışkanlığı kazanacak. ‘Ben beni yöneteceğim. Ben beş yılda bir sadece oy vererek biri beni yönetsin diye değil, adım adım birlikte yönetmek için’ bir kültür oturacak bu şekliyle” değerlendirmesinde bulundu.

‘REHAVET YENİDEN YAŞANMAMALI’

Geçmiş deneyimlerin yeni süreç açısından rehavet yarattığını belirten Avcı, 27 Şubat sonrasında ortaya çıkan imkânların beklemek yerine doğrudan örgütlenme ve çalışma konusu haline getirilmesi gerektiğini söyledi.

Avcı, belediyeler başta olmak üzere tüm kurumların süreçte kendi sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini belirterek, “yapılmalı, edilmeli” biçimindeki genel çağrıların artık yeterli olmadığını vurguladı:

“Geçmiş pratikler özellikle bu rehaveti yaşattı. Biz bu dönemde yeniden aynı rehavetin yaşanmasını istemiyoruz. O yüzden diyoruz ki herkes sorumluluğunu yerine getirmeli. Dolayısıyla bu süreç iyi değerlendirilmeli. Kendi kendine yeten bir toplumun inşasında başta belediyeler ve seçilmiş arkadaşlarımız olmak üzere diğer kurumlarımızın da topyekûn olarak bu süreçte sorumlulukları gereği aktif rol üstlenmeleri gerekir.”

Avcı, sürecin yalnızca üçüncü kişiler üzerinden tarif edilmesine karşı çıkarak, kurumların doğrudan sorumluluk alan bir siyasal ve toplumsal pratik geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

“Üçüncü şahıs gibi artık kürsülerde konuşma zamanı bitmiştir. ‘Yapılmalı, edilmeli’ demek doğru değil. Bizim de bu konuda 27 Şubat’tan sonra sorumluluğumuz budur. Buna ilişkin Barış ve Demokratik Toplum inşası için projemiz budur. Uyguluyoruz, uygulamaya devam ediyoruz demek gerekiyor. Bu noktada üslup değişmeli.”

Mücadelenin sona ermediğini, mücadele araç ve yöntemlerinin değiştiğini belirten Avcı, demokratik siyasi mücadelenin örgütlenmesi gerektiği çağrısında bulunarak şunları söyledi:

“Mücadelenin aracı, yöntemi değişti ama mücadele bitmedi. Demokratik siyasi mücadeleyle biz demokrasi ve özgürlük noktasında bir hak neyse, o mücadele örgütlenecek, boyutlandırılacak ve dolayısıyla o hakkı biz elde edeceğiz. Kimse bize bu hakları peşkeş çekmez.”

‘ÖNDERLİĞE YÖNELİK YÖNELİMLERE KARŞI HALK DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMALI’

Avcı, sürecin yalnızca yerel yönetimler ve toplumsal örgütlenme açısından değil, Kürt halkının sahip olduğu değerlerin korunması bakımından da ele alınması gerektiğini söyledi.

Geçmişte yaşanan komplo sürecinde Kürt halkının Önder Apo’ya yönelik sahiplenmesine dikkat çeken Avcı, yeni süreçte de benzer bir sahiplenmenin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Avcı, “Komplo sürecinde yurtsever Kürt halkı örgütü, önderliğe nasıl sahip çıktıysa bu süreçte de aynı şekilde önderliğe ciddi bir şekilde sahiplenmenin gelişmesi gerekir. Çünkü ciddi bir yönelim var” diye konuştu.

Kürt halkının Newroz ve sonraki süreçlerde ortaya koyduğu sahiplenmeye dikkat çeken Avcı, halkın değerlerine yönelik farklı müdahalelere karşı duyarlı olunması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

“Örgüt gerekeni yaptı. Önderlikle örgüt bütünleşti. Halk da geçen Newroz’da olduğu gibi ve sonraki süreçlerde olduğu gibi ciddi bir sahiplenme var. Duygusal olarak müthiş derecede önderliğe bağlı. Ama halkın endişelerini tespit eden, duygularına hitap eden bazı klavye silahşörleri var. Kime hizmet ettikleri de açıkça ortada. Bunlara karşı da halkımızın duyarlı olması gerekir. Bir bütün olarak değerlere, başta da önderliğe sahip çıkmak da bu sürecin önemli görev ve sorumluluklarındandır.”