Avukat Şahin: Cezaevlerindeki hak ihlalleri sistematik biçimde sürüyor

ÖHD Amed Şube Yöneticisi Avukat Şemdin Şahin, cezaevlerinde hak ihlallerinin sistematik biçimde sürdüğünü belirterek, hasta tutsakların tahliye edilmemesi, infaz yakmaları ve tecrit uygulamalarının sürece rağmen devam ettiğine dikkat çekti.

ŞEMDİN ŞAHİN

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte siyasi tutsaklara ilişkin herhangi bir adım atılmazken, cezaevlerinde birçok ihlali ise yaşanmaya devam ediyor.  Sağlık hakkından eğitim hakkına, beslenmeden sosyal aktiviteye kadar birçok alanda hak ihlallerinin sürdüğü cezaevlerinde, tahliyeler erteleniyor ve infazlar yakılıyor. 

Cezaevlerinde artan hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Yöneticisi Avukat Şemdin Şahin ANF’ye konuştu.


‘CEZAEVLERİNDE HAK İHLALLERİ SÜRÜYOR’

Türk cezaevlerinde uzun yıllardır ağır hak ihlalleri yaşandığını belirten Şahin, özellikle son yıllarda inşa edilen Y Tipi, S Tipi ve yüksek güvenlikli cezaevlerinin başlı başına bir tecrit mekanizması olarak tasarlandığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Barış ve Demokratik Toplum Süreci sonrasında hem toplum genelinde hem de cezaevlerinde ihlallerin yoğunluğunda bir miktar azalma olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu, ihlallerin sona erdiği anlamına gelmiyor. Sistematik hak ihlalleri halen devam ediyor. Özellikle yeni tip cezaevlerinin fiziki yapısı bile başlı başına bir izolasyon ve tecrit politikası olarak karşımıza çıkıyor. Havalandırma alanları yetersiz, güneş alma imkanları sınırlı, iletişim ve görüş hakları kısıtlı. Bu yapılar daha inşa edilirken hak ihlallerini üretecek şekilde planlandı. 

Bugün cezaevlerinde yemek, sağlık, haberleşme, kitap, gazete, dergi, görüş ve sosyal faaliyetler dahil hemen her konuda hak ihlalleri yaşanıyor. Bu sorunların sona erdiğini söylemek mümkün değil.”

‘SİYASİ TUTSAKLAR İZOLASYON VE TECRİT ALTINDA’

Siyasi tutsakların en fazla maruz kaldığı uygulamanın izolasyon ve tecrit olduğuna işaret eden Şahin, siyasi tutsaklar arasındaki iletişimin bilinçli bir biçimde engellenmeye çalışıldığını belirterek şöyle devam etti:  “Bu cezaevlerinin temel amacı, siyasi tutsakların birbirleriyle olan ilişkilerini koparmak. Havalandırmaya çıkmaları engelleniyor, atölye ve sosyal faaliyet hakları kullandırılmıyor. Kitap sınırlaması getiriliyor. Belirlenen kota aşıldığında yeni kitap verilmiyor. Talep edilen gazete ve dergiler çoğu zaman teslim edilmiyor. Muhalif televizyon kanallarına erişim de engelleniyor. Tutsakların en çok şikayet ettiği konuların başında bunlar geliyor.

Bazı tutsaklar günün 22 saatinden fazlasını tek başına hücrelerde geçirmek zorunda bırakılıyor. Güneş görmeyen, havalandırmaya erişimin son derece sınırlı olduğu bu koşullar halen devam ediyor. Bu durum hem fiziksel hem de psikolojik açıdan ciddi sonuçlar doğuruyor.”

‘HASTA TUTSAKLARIN DURUMU AĞIRLAŞIYOR’

Cezaevlerindeki en yakıcı sorunlardan birinin hasta tutsakların durumu olduğuna dikkat çeken Şahin, yaklaşık 200 ağır hasta tutsağın bulunduğunu, toplam hasta tutsak sayısının ise 700 civarında olduğunu söyledi.

Avukat Şahin, devamında şu bilgileri paylaştı: “Birçok tutsak tek başına yaşamını sürdüremeyecek durumda olmasına rağmen tahliye edilmiyor. Birçok ağır hasta siyasi tutsak günlük ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayamıyor. Yaşamlarını koğuş arkadaşlarının desteğiyle sürdürebiliyorlar. Buna rağmen Adli Tıp Kurumu tarafından ‘cezaevinde kalabilir’ raporları veriliyor ve bu insanlar içeride tutulmaya devam ediliyor.

Sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşanıyor. Revire çıkışlar ve hastane sevkleri uzun süre bekletiliyor. Sevklerde ise çıplak arama ve ağız içi araması gibi uygulamalar hasta tutsaklara dayatılıyor.Bu uygulamalar insan onuruna aykırı olduğu için birçok tutsak tedaviye gitmekten vazgeçiyor.

Tahliye edildikten bir ay, iki ay ya da birkaç ay sonra yaşamını yitiren birçok ağır hasta tutsak oldu. Bunun yanında cezaevinde yaşamını yitiren tutsaklar da var. Buna rağmen çok ağır durumda olan hasta tutsaklar halen serbest bırakılmıyor.”

‘İNFAZ YAKMALARI VE TAHLİYE ENGELLERİ SÜRÜYOR’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında cezaevlerine ilişkin somut adımların atılması gerektiğini vurgulayan Şahin, mevcut yasaların uygulanmasının bile birçok sorunu çözebileceğine işaret etti.

Özellikle 30 yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan siyasi tutsakların tahliyelerinin çeşitli gerekçelerle engellendiğini belirten Şahin, İdare ve Gözlem Kurullarının siyasi tutsaklar üzerinde baskı aracına dönüştüğünü ifade ederek şunları söyledi:  “Tahliye aşamasına gelen siyasi tutsaklara pişmanlık dayatılıyor. Dışarı çıktığında ne yapacağına ilişkin sorular soruluyor. Bu değerlendirmeler sonucunda ‘iyi halli olmadığı’ yönünde rapor hazırlanarak tahliyeler erteleniyor. Bugün 30 yılı aşkın süredir cezaevinde kalan siyasi tutsaklardan, koşullu salıverilme hakkı engellenmeden tahliye edilen neredeyse yok denecek kadar azdır.

Bazı tutsakların tahliyeleri üç ay, altı ay erteleniyor. Bir yıl, altı yıl hatta yedi yıla kadar uzatılan infaz yakmaları söz konusu. Bu uygulamalar tamamen keyfi bir biçimde sürdürülüyor”

‘SİYASİ TUTSAKLAR SÜRECİN AKTİF ÖZNELERİDİR’

Siyasi tutsakların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin önemli aktörleri olduğunu vurgulayan Şemdin Şahin, devletin ve hükümetin gerekli yasal düzenlemeleri yaparak tutsakların toplumsal yaşama katılımının önünü açması gerektiğini söyledi.

Şahin, “Siyasi tutsaklar bu sürecin öznesidir. İnandıkları bir yaşam felsefesi ve mücadeleleri var. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin en aktif aktörleri arasında yer alıyorlar. Bu nedenle bugüne kadar tek taraflı yürütülen sürecin somut adımlarla desteklenmesi gerekiyor. Devletin ve hükümetin gerekli yasal düzenlemeleri yaparak siyasi tutsakların topluma ve sürece aktif biçimde katılmalarının önünü açması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.