Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin DEM Parti Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
Barış ve Demokratik Toplum Sürecine dair çok fazla bilgi kirliliğinin dolaştığını belirterek, "Herkes bundan sonra ne olacak diye pür dikkat süreç ile ilgili gelişmeleri izliyor. İnanılmaz bir bilgi kirliliği var. Sürecin başından beri dezenformasyonun bu süreçte yaratabileceği riskleri konuştuk. Sürecin başından beri izlenmesi gereken yöntemin şeffaflığının olabildiğince şeffaflığının dünyada ilk kez biz çatışma çözmüyoruz ve Türkiye'nin de çatışma çözümü konusunda çok ciddi bir deneyimi var. Muazzam bir külliyat oluştu ve artısıyla eksisiyle biz hep şunu söyledik; artıları önümüzdeki sürecin bir pusulası haline getirelim. Buradan süzüp bir yol haritası çıkaralım. Eksilerden de hep birlikte tüm taraflar ders çıkarsın" ifadelerini kullandı.
Sürece dair medyaya ve kamuoyuna yansıyan ve farklı tartışmalar yaratan tartışmaların olduğunu söyleyen Ayşegül Doğan, "Yer yer hayal kırıklığına neden olan bazı iddialar görüyoruz. Asılsız haberler görüyoruz ve bunların aslına ilişkin de yetkililerin birebir açıklamalardan kaçındığını görüyoruz. En başta bundan vazgeçmeye çağırıyoruz. Olumlu gelişmelere gelelim, pozitif noktalardan başlayalım: Biz epeydir biliyorsunuz bir yasal çerçeve çağrısı yapıyoruz. Diyoruz ki; Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin halen hukuken güvence altına alınmış bir kurumsal yol haritasının olmaması hem endişe hem de risk yaratır. Bu riskleri minimize etmek için yol haritasını takvimlendirerek ilerleyelim. Bir çırpıda çözülemeyeceğini bildiğimizi hep söyledik.
‘YASAYLA İLGİLİ MUTABAKAT SAĞLANDI’
Gelelim yeni gelişmeye: Son günlerde yapılan açıklamalar oldu. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar var ki biz bu açıklamaları son derece önemli, değerli buluyoruz ve memnuniyet verici karşılıyoruz. Görünen o ki çerçeve yasayla ilgili bir mutabakat sağlandı. Sağlanan mutabakat zamanlamaya dair sevgili arkadaşlar. Takvimine ilişkin henüz sizinle net paylaşabileceğimiz bilgiler yok. Zamanlamaya ilişkin mutabakat için de biz şu çağrıyı yaptık; Çerçeve yasa Meclis çalışmalarına ara vermeden Temmuz ayında Meclis’in gündemine alınmalı dedik. Şu anda yapılan görüşmelerde bu konuda mutabakat sağlandığını sizlerle paylaşabilirim" ifadelerine yer verdi.
Sürecin zamanlamasına dair varılan konsensüsün memnuniyet verici olduğunu ifade eden Ayşegül Doğan, devamla şunları söyledi: "Memnuniyet verici fakat şöyle bir soru belirsiz ortada duruyor; Yasa gelecek ancak ne gelecek? Nasıl gelecek? Bu kritik bir soru. Niye kritik bir soru? Bugün ortada silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan etmiş ve silahlarını kamuoyu önünde yakarak imha etmiş bir örgüt gerçekliği var. Binlerce mensubu olan bir örgüt gerçekliği var. Çatışma çözümünden bahsettiğimizde bunu çatışmalı bir halden alıp çatışmasızlığa kalıcı bir biçimde taşımak istiyoruz. İktidar muhalefetine, herkesin esas yoğunlaşması gereken nokta burası olduğu için buraya pür dikkat bakılıyor. Nasıl kalıcı bir biçimde sağlanacak bu? Demokratik siyaseti güçlendirecek. Dolayısıyla hukuki güvenceler oluşturacak. Toplumsal barışı destekleyecek. Bu zemini güçlendirecek çağrıyı 27 Şubat 2025'de yapan bizzat örgütün lideri Sayın Öcalan yaptı. Çağrısında bu hukuki güvence ihtiyacına dikkat çekti ve sevgili Sırrı Süreyya Önder kendisini şükranla ve özlemle anıyorum bunu 27 Şubat 2025'te ki basın toplantısında açık bir biçimde ifade etti. Dolayısıyla silahsızlandırma yasasının kapsamı, yöntemi ve kategorik bir yaklaşım içermemesi son derece hayati bir konu. Kategorik yaklaşım içeren yasal Türkiye'ye kaybettirdiklerini biliyoruz.
Buradan iktidar yetkililerine sesleniyoruz: Bu, bu şekilde olmamalı, bu şekilde tartıştırılmamalı. Silah bırakan örgüt mensupları kendileri için nasıl bir hukuk işletileceğini soruyorlar. Bu soruya yanıt vermek gerekir. Bu soruya bugün yanıt verecek olan özellikle Meclis Komisyonu'nun ortak raporundan sonra elbette birebir iktidar yetkilileri ve bu konuyla ilgili, bu konuya dair çalışmalar yürüten yetkililer. Hukuki, siyasi ve toplumsal gelecekleri için nasıl bir yasal çerçeve öngörülüyor? Yine şunu unutmamak gerekiyor; Silahlı örgütün varlığı çözümsüz bırakılmış Kürt meselesinin neticesi. O yüzden de çok önemli bu aralanacak kapının nasıl aralanacağı, hangi adımların atılacağı.
‘UZLAŞI ARAYIŞI OLMALI’
Şimdi nasıl bir yöntem izlenmeli; Uzlaşı arayışı olmalı. Meclis Komisyonu'nun ortak raporu da böyle bir konsensusla geldi komisyona ve ondan sonra komisyonda tartışılarak, oylanarak, şerhler, itirazlar gözetilerek ortaklaşılan bir rapora dönüştü. O komisyondan bir yazım ekibi çıktı. Her siyasi partinin görüşünün aktarılabildiği ve asgari müştereklerde buluşulabilen bir yöntemle ilerlendi. Şimdi aynısını yapmak mümkündür. Müzakere ederek, diyalogla, tarafların hassasiyetleri gözetilerek, hiçbirinin hassasiyetinde farklı davranmayarak, yok saymayarak en kapsayıcı şekilde, en kucaklayıcı şekilde bir yöntem ile dar kapsamlı olmayan bir dönüş yasası içeriğine ihtiyaç var. Çok boyutlu, çok katmanlı tarihsel bir sorunun çözümüne dair yola çıktığınızda yasal düzenlemelerde tabii ki istişareyi, ortak aklı ve ortak iradeyi gözetmeniz gerekir. Bu sürecin, dinamiği açısından baktığınızda da bir kaçınılmaz durum olarak ortada duruyor.
Şimdi tam burada bakınız Meclis başkanı Sayın Kurtulmuş yasal çerçeveye ilişkin konuşurken diyor ki; Bu işin savsaklanmadan, geciktirilmeden ve asla en ufak bir detayı ihmal edilmeden iyi planlanarak yapılması ve Türkiye'nin bu adımı atması şarttır. Buna olduğu gibi katılıyoruz. Türkiye’nin artık bu adımı atmasının neden şart olduğunu anlattı. Bu sözlerine tamamen katılıyoruz. Ancak bakın Sayın Kurtulmuş aynı konuşmanın başında bambaşka bir yaklaşım ortaya koyuyor. Diyor ki; bir kereliğine çıkarılacak. Bir kereliğine çıkarılsın. Mesele kaç defalığına çıkarılacağı meselesi değil. Mesele kaç maddeden oluşacağı meselesi değil, biz böyle magazinel bir yaklaşımla ele almıyoruz bu meseleyi.
KURTULMUŞ'A CEVAP
Ancak Sayın Kurtulmuş diyor ki: 'Bu yasal düzenleme olacak, bir kereliğine mahsus çıkacak bu yasa. Gelenler kapıdan içeri alınacak, gelmeyenler de gelmesinler, kendileri bilirler kapı kapanacak.' Ekim 2024 öncesi ve bugüne kadar hep şu uyarıda bulunduk. Dedik ki Türkiye'nin yeni bir döneme ihtiyacı olduğu gibi bu dönemi oluşturacak, taşıyacak sütunlara da ihtiyacı var ve bunlardan biri de kullandığımız dil, nasıl seslendiğimiz, bu kadar çok bölünmüş, parçalanmış, kutuplaştırılmış bir ülkede nasıl konuştuğumuz da önemli. Meclis Başkanı çok önemli bir sorumluluk makamında oturuyor. Açık kapı ihtiyacımız olan kapı. Kapalı kapı değil ve herkesin gelebileceği toplumsal bir bütünleşmeden bahsediyoruz. O yüzden burada daha yapıcı bir dil kullanabiliriz. Gelen gelir, gelmeyen gelmez gibi bir dil yerine bu kapıyı sonuna kadar açık tutacağız. Ayrıca Meclis komisyonunun da başkanlığını yaptı Sayın Kurtulmuş aylarca çalıştı geçen yaz boyunca Meclis komisyonunda dile gelen görüşler var. Tüm bunlar tutanak altına alındı ve Meclis'in web sitesinde herkesin erişimine açık vaziyette çatışma çözümü literatürlerinden bahsedildi. Karşılaşılabilecek zorlukların nasıl aşıldığı anlatıldı. İşte tüm bunları görmezden gelmek anlamına gelir.
Biraz önce ben de gördüm ve bana da soru olarak yöneltildi. Muhtemelen ekranları başında bizleri izleyen DEM Parti gönüllüleri de merak ediyordur. Sayın Öcalan'la ilgili durum. Bir haber var, mutabakat sağlandığına ilişkin yasal çerçeveye dair Sayın Öcalan'ın onay verdiğine ilişkin. Sayın Öcalan 27 Şubat 2025'te verdiği sözün gereğini yaptı. Bir kez söyledi. Örgütü hemen arkasından açıklama yaptı. Fesih çağrısına yanıt verdi. 'Ateşkes' ilan etti. 'İlk fırsatta kongreyi toplayacaklarını ifade ettiler.' Kongreyi topladılar ve 'Silahlı mücadelenin stratejik bir şekilde bittiğini kamuoyuna ilan ettiler.' Akabinde önümüzdeki günlerde yıldönümü yaklaşıyor. Bakınız birkaç gün sonra bir yıl geride kalmış olacak. 11 Temmuz'da Süleymaniye'de 30 örgüt üyesi ne yaptı? Silahlarını yakarak imha etti. Türkiye'ye dönmek istediklerini söylediler. Siyaset yapmak istediklerini söylediler. Yasal çerçeve beklediklerini söylediler. Ve tüm bunlardan sonra da kendi liderimizle görüşmek istiyoruz dediler.
‘40 GÜNDÜR GÖRÜŞEMİYORUZ’
DEM Parti İmralı Heyeti’nin, İmralı Adası'nda Sayın Öcalan ile görüşmelerinden bilgileri sizlerle paylaştık. Hem toplumsal olarak böyle bir ihtiyaç var hem de Sayın Öcalan toplumun farklı kesimiyle konuşmak, görüşmek istiyor. İletişim kurmak istiyor. Bir araya gelmek istiyor ve mevcut koşulları arasındaki bu çelişkinin bu şekilde sürdürülemez olduğunu da açık açık ifade ettik. Şimdi geldiğimiz aşamada barış çabası yol boyunca karşılaşılması muhtemel risklere dikkat çekmesi ve dahi pek çok zorluğu olağanüstü koşullarda aşmaya çalışması incelikle çözmeye çalışması, gayreti, yapıcı katkıları, tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda sürecin ivme kazanması için yapılması gerekenler ortada. 40 günden bahsediyoruz, bu ikinci bir 40 gün oldu ki görüşme yapılamıyor.
Sayın Öcalan'la görüşme kapılarını kapatmak mı yoksa ardına kadar açmak mı? Elbette ardına kadar açmak. Barış için çaba sarf eden herkese kapı açılmalı. Demokratik çözüm için çaba sarf eden herkese kapı açılmalı ve en başta Sayın Öcalan'la toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelmesi sağlanmalı. Süreçteki konumu kadar belirleyici bir özellik taşıyor. Ancak iletişim koşullarını oluşturmuyorsunuz. Bu paradoks devam edemez, etmemeli. Yani kendisi dışında hiç kimse böyle bir silahsızlanma çağrısı yapamazdı. Yine demokratik çözüm paradigmasının çerçevesinin hem teorik hem de pratik olarak önderi olan bir kişiden bahsediyoruz. Böyle bir liderlik etkisi ve gücü var. Bunu yok sayamayız. Bunu yok sayarak sorun çözülmedi. 27 yıldır kah tecrit, kah mutlak iletişimsizlik, kah yarı açılıp kapanan koşullara rağmen yani belirsiz görüşmelere rağmen bu çabasından, bu paradigmasından, bu demokratik çözüm çerçevesinden vazgeçmedi. Milyonlarca insanı bu anlamda bu kadar zor koşullarda inandırdı, anlatıcısı oldu bunun. Bu kapı niye açılmaz? Bu kapının açılmaması ancak süreç karşıtlarının elini güçlendirebilir. Mesela DEM Parti İmralı Heyeti neden 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşmüyor?
Asılsız haberler diyoruz çünkü heyetimizin yaptığı görüşmelerin neticesinde bizimle paylaşılan bir taslak yok. Biz yasal çerçevenin kapsamını bilmiyoruz. İçeriğini bilmiyoruz. Israrlarımıza rağmen henüz bizimle paylaşılan bir taslak yok. Sayın Öcalan'la taslağın görüşüldüğü ve Sayın Öcalan'ın bu taslağa onay verdiği söyleniyor. Bunu nasıl teyit edebiliriz? Kamuoyu bu bilgiye nasıl erişebilir? Hadi geçiniz DEM Parti’yi bu bilgiden mahrum bırakın isterseniz ki bu kadar önemli bir siyasal geleneği temsil eden ve yıllardır Barış ve Demokrasi için mücadele eden bir siyasi partiyi nasıl görmezden gelebilirsiniz? Ancak kamuoyunda da bu bilgi yok. Biz şu anda bunu bilmiyoruz. Çünkü heyetimiz Sayın Öcalan'la 40 gündür görüşmedi. Bu konuda yapılan görüşme başvurularına ne yazık ki olumlu bir şekilde dönülmüyor. Keza avukatları görüşmüyor. Ailesi görüşmedi bu süre boyunca. Zaten toplumun farklı kesimleri görüşemiyor. Zaten siz gazeteciler gidemiyorsunuz. Zaten bunun dışında başvuru yapan sivil toplum örgütleri var, gazeteciler var. Biliyoruz kamuoyuna açıktan söyleyenler de var. Onlar da görüşmüyor.
O halde nasıl bilebiliriz bu taslağın Öcalan'la paylaşılıp paylaşılmadığını, paylaşıldıysa da onay verip vermediğini biz ancak mayıs ayında son yapılan görüşme sonrası bilgilendirmeyi ki bu sizinle yazılı olarak da paylaşıldı. Biz de paylaştık; Öcalan'ın önerileri olduğunu söyledik, bir yol haritası olduğunu söyledik. Tüm bunları ifade ettik. Örgütün lideri böylesi kritik bir yasal çerçeveyle ilgili görüşlerini ve önerilerini paylaşabilecek olanaklara sahip olmalı. Nefretin karşısına ortak yaşam iradesini, korkunun karşısına cesaret toplumsal bölünmenin ve kutuplaşmanın karşısına ortak bir demokratik gelecek ufkunu koyan bir gerçeklikten, bir hakikatten bahsediyoruz. Bu hakikate, bu gerçekliğe layıkıyla sürecin gerekleri gözetilerek yaklaşılmalı.
Son olarak şunu özellikle söylemek istiyorum: Silahların ve savaşın ördüğü ağlarla değil hayatı demokrasinin ve hukukun kurduğu bağlarla inşa etmek istiyoruz. Bu konuda kararlıyız. Her şeye rağmen de kararlı bir biçimde 50 yıldır süren ve hepimiz için yalnızca felaketler üreten bu savaşın onurlu, adil, eşit ve kalıcı bir biçimde sonlanması ve demokratik bir çözüm imkanının kalıcı bir hale gelmesi için de gayretimizi sürdüreceğiz. Bu dönemde barışı başardığımızda neleri kazanabileceğimizi de DEM Parti olarak gayet iyi biliyoruz ve görüyoruz. Nefretle lekelenmiş bir geçmişin baskısından kurtulmamız gerekiyor artık. Hep birlikte 100 yıllık bir meselenin yalnızca çözümünü demokratik bir biçimde konuşmak, tartışmak yetmiyor. Bunu getirin hukuki güvencelerle dayanıklı hale getirelim diyoruz. Bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. Kimsenin tehdit olarak görülmediği, kimsenin tehdit edilmediği eşit koşullarda tartışabilmek, konuşabilmek ve bu hukuki güvenceleri oluşturmak istiyoruz.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni fiilen tıkamış algısı yaratacak her türlü yaklaşımdan uzak durmak gerekiyor. Tüm tarafları dahil ederek söylüyorum bunu. Hiç kimse böyle bir algı yaratmamalı. Siz Sayın Öcalan ile görüşmeleri bir periyodik takvim içerisinde ilerletmez ve işletmezseniz bu fiilen bir tıkanıklık ortaya çıkıyormuş algısı yaratır. Bunu yapmamak gerekiyor. Yine ben Öcalan'ın önemli bir uyarısıyla bu basın toplantısını sonlandırmak istiyorum. En son yine yaptığımız bir açıklamada sizlerle paylaşmıştım. Sayın Öcalan 'Beklenti halinde kalmak sadece risk üretir' diyor. Kaybedecek zamanımız yok. O yüzden beklenti haline son vermek, İmralı'ya erişim olanaklarını heyet ve avukat görüşmeleri başta olmak üzere sağlamak gerekiyor.
DEM PARTİ KONGRESİ
Biliyorsunuz bir yandan heyecanla yeni kongremize hazırlanıyoruz tabii ki bu kongrenin hazırlıkları da kesintisiz bir biçimde devam ediyor. 20 Eylül'de 5'inci Olağan Büyük Kongremizi gerçekleştireceğimizi Ankara Arena Spor Salonu'nda daha önce sizlerle paylaşmıştık. Kongreye giderken gerçekleştireceğimiz konferanslar olacağını da söylemiştik. Konferanslarımızın mottosu belirlendi. 'Ji bo komara Demokratik Civaka Azad Ureyhişten Kiri' bu Kürtçesi ve Türkçesi, 'Demokratik Cumhuriyet için özgür ve örgütlü toplum.' Tüm toplumsal dinamiklere ulaşmayı hedefliyoruz bu konferans sürecinde.
Farklı inançlar, halklar, emekçiler, kadınlar, gençler olmazsa olmaz. Toplumsal hareketler, oluşumlar ve inisiyatiflerle buluşabileceğimiz önemli zeminler olarak görüyoruz bu konferansları. Yine tabii ki biz de bir değişim ve dönüşüm hazırlığı yapıyoruz aynı zamanda. Dolayısıyla bunun yolunu, yöntemlerini de tartışacağız, konuşacağız. Eksiklerimizi gözden geçireceğiz. Bunları nasıl tamamlayabileceğimize bakacağız. Nasıl güçlenebileceğimize, nasıl daha örgütlü bir hale gelebileceğimize ve nasıl genişleyebileceğimize de tabii. Partimizin yeni programı hazırlanıyor. Bu program çoğulcu ve demokratik bir örgüt yapısı her zaman olduğu gibi ama bunu arttırarak ilerleyeceğiz. Kolektif bir yönetim anlayışını esas alacak ve yerelden başlayan yatay örgütlenme modelini yeniden konuşacağız. Konferanslarda yürüteceğimiz tartışmalar bu ihtiyacı gözeten bir anlayışla hazırlanıyor."