1985’te “geçici” denilerek kurulan koruculuk sistemi, 41 yıldır devam ediyor. 2019 yılındaki verilere göre korucuların sayısı 54 bini bulurken, 2026 yılı itibarıyla bu sayı, emeklilikler ve yeni alımların yapılmaması nedeniyle 47-48 bin dolaylarına düştü.
26 Mart 1985’te Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesinde yapılan değişiklikle 22 ilde başlatılan “geçici köy koruculuğu”, PKK’ye karşı yürütülen operasyonların sivil ayağı olarak kuruldu. Meclis kürsüsünde yöntemin kökeni Hamidiye Alayları’na kadar götürüldü. Sistem 1987’de OHAL ile pekişti, 1992’de koruculara maaş bağlandı, 1993’te uygulama 35 kente yayıldı. Korucu sayısı 1995’te 62 bine, 2000’e doğru ise 90 bine çıktı. 1985-2009 yılları arasında toplam 123 bin 476 kişi bu görevde bulundu.
“Geçicilik” 2007’de fiilen sona erdi. 5673 sayılı Kanun Meclis’ten oy birliğiyle geçti. 55 yaşında görevden ayrılan ve 15 yıl hizmeti bulunanlara aylık hakkı tanındı. Üst sınır 40 bin olarak belirlenirken, Bakanlar Kurulu’na bunu yüzde 50 artırma yetkisi verildi. Uygulamayı düzenleyen yönetmelik ise kamuoyundan gizli tutuldu.
Bugün de rakamlar tam olarak net değil. İçişleri Bakanlığı’nın Meclis’e sunduğu verilere göre 31 Ekim 2025 itibarıyla 48 bin 365 güvenlik korucusu görev yapıyordu. Ancak emekliliklerle birlikte bu sayı değişkenlik gösterirken, hâlihazırda 47 ila 48 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.
İHLALLER VE CEZASIZLIK
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 1990-Mart 2009 dönemini kapsayan raporuna göre korucular 183 kişinin ölümünden, 259 kişinin yaralanmasından sorumlu tutuldu. Raporda 38 köy yakma, 14 köy boşaltma, 70 gasp ve 454 işkence ve kötü muamele vakası kayda geçti.
Asıl dikkat çekici olan ise bu ihlallerin büyük bölümünün cezasız kalmasıydı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre 1985-2006 yılları arasında 5 bin 139 korucunun suç işlediği kayda geçti. Bunlardan 853’ü tutuklandı ancak yalnızca 264’ü hüküm giydi. Bu sayı, suç işlediği kayda geçen korucuların yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor.
Devletin verdiği silahlar kişisel husumetlerde de kullanıldı. 2009’da Ergani’de korucu iki aile arasındaki husumet, karakol çıkışında dört kişinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Savcı, devletin verdiği Kalaşnikoflarla işlendiği belirtilen cinayet nedeniyle beş korucu hakkında dörder kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi.
Aynı yıl Mêrdîn’de bir nişan töreninde 44 kişinin öldürüldüğü Bilge Köyü Katliamı, koruculuk sistemini Meclis gündemine taşıdı.
Meclis komisyonu ise tek tek olaylar üzerinden bütün sistemi suçlamayı doğru bulmayarak, eğitim ve disiplin yoluyla “yeniden yapılandırma” önerisinde bulundu. Dönemin BDP Milletvekili Akın Birdal, raporun devletin sorumluluğunu hafiflettiğini savundu.
Cezasızlığın arkasında kurumsal ilişkiler de bulunuyordu. İHD, 2009 yılında koruculuk sistemi ile JİTEM arasındaki ilişkilerin açığa çıkarılmasını talep etti.
KÖYLER YAKILDI, DÖNÜŞLER ENGELLENDİ
Meclis’in “Boşaltılan Köyler” raporuna göre 20 ilde 905 köy ve 2 bin 523 mezra olmak üzere toplam 3 bin 428 yerleşim yeri boşaltıldı.
İçişleri Bakanlığı, 378 bin 335 kişinin yerinden edildiğini açıklarken, sivil toplum örgütleri bu sayının 1 ila 3 milyon arasında olduğunu belirtiyor.
Akdeniz Göç-Der’in 2011 yılında yaptığı araştırmada, yerinden edilenlerin yüzde 65,9’u göçün birincil nedeni olarak koruculuk baskısını gösterdi.
Köylere dönüş sürecinde de silahlı baskılar devam etti. 2002 yılında Bismil’in Uğrak köyüne mahkeme kararıyla dönen altı aile silahlı saldırıya uğradı. Aralarında altı yaşında bir çocuğun da bulunduğu üç kişi yaşamını yitirdi.
2004 yılında ise Uluköy ve Altınsu’da köylere dönüş, korucu olma şartına bağlandı.
TASFİYE KONUŞULDU, SİSTEM KALDI
Koruculuk sisteminin tasfiye edilmesi daha önce de gündeme geldi.
Haziran 2009’da Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, koruculuğun kademeli olarak tasfiye edilmesini ve korucuların hayvancılık ile tarım gibi alanlarda istihdam edilmesini önerdi.
Mayıs 2013’te dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler, korucuların PKK tamamen silah bırakana kadar görevde kalacağını, sonrasında ise sistemin tasfiye edileceğini söyledi.
Aralık 2015’te ise çözüm süreci sona ermişken İçişleri Bakanlığı tarafından 22 kente 5 bin yeni geçici korucu kadrosu tahsis edildi.
2007’de kalıcılaştırılan, 2015’te genişletilen sistemin kaldırılması her defasında “güvenlik koşullarına” bağlandı.
İçinden geçilen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hedefine ulaşması durumunda, koruculuğun tasfiyesi için öne sürülen güvenlik koşullarının da değişmesi bekleniyor.
PKK’nin geçtiğimiz hafta tüm güçlerini Türkiye sınırlarının dışına çektiği yönündeki açıklamasının ardından gözler Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) vereceği karara çevrildi.
Bu kararın ardından koruculuk sisteminin kaldırılmasının da gündeme gelmesi olası görülüyor. Ancak çerçeve yasada yer almayan bu konunun siyasi diyalog yoluyla ele alınarak çözüme kavuşturulması, özellikle kırsal alanlarda yaşayanlar açısından önemli bir beklenti olarak duruyor.
KORUCULUK SİSTEMİNİN KRONOLOJİK KARNESİ
1985 yılında Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesinde yapılan değişiklikle 22 kentte kurulan koruculuk sisteminde, 1985-2009 yılları arasında toplam 123 bin 476 kişi görev yaptı.
2026 yılı itibarıyla 47 ila 48 bin arasında korucunun aktif olarak görev yaptığı tahmin ediliyor.
İHD verilerine göre korucuların saldırıları sonucunda 1990-Mart 2009 döneminde 183 kişi yaşamını yitirdi, 259 kişi yaralandı.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre 1985-2006 yılları arasında 5 bin 139 korucunun suç işlediği kayda geçti. Bunlardan 853’ü tutuklandı, 264’ü ise hüküm giydi.
Meclis raporuna göre 3 bin 428 yerleşim yeri boşaltıldı. Yerinden edilenlerin sayısı resmî rakamlara göre 378 bin 335 olurken, sivil toplum örgütlerinin tahminleri 1 ila 3 milyon arasında değişiyor.
SİLAHLI SİVİL YAPILAR NASIL LAĞVEDİLİR?
Koruculuk sisteminin geleceğine ilişkin tartışmalar, dünyadaki çatışma sonrası silahsızlanma ve sivilleşme deneyimlerini de gündeme getiriyor.
Nepal’de iç savaşın ardından paramiliter yapıların ve devlet bünyesindeki silahlı sivil yapılanmaların sivilleştirilmesine yönelik süreç, bu alandaki örneklerden biri olarak gösteriliyor.
Barış Vakfı’nın konuya ilişkin deklarasyonunda ise silahsızlanmanın Birleşmiş Milletler’in DDR (Disarmament, Demobilization, Reintegration - Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Deklarasyonda, sürecin ayrımcılığa ve kayırmacılığa yol açmadan hazırlanması, yalnızca güvenlik bürokrasisine bırakılmaması ve bağımsız sivil gözlemcilerin de sürece katılması talep ediliyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca silahların nasıl bırakılacağı değil, bu sürecin kimlerin gözetiminde ve hangi mekanizmalarla yürütüleceği olarak öne çıkıyor.
BARIŞIN SİMETRİSİ
PKK’nin silah bırakma sürecinin MGK denetiminde bir “tespit” mekanizmasına bağlanmasına gösterilen titizliğin, devletin silahlı sivil yapıları açısından da gösterilmesi gerektiği belirtiliyor.
Hak örgütlerinin ve Kürt siyasetinin talepleri dört temel başlıkta birleşiyor: Koruculuk sisteminin kaldırılmasının yasal düzenleme ve takvime bağlanması; silahların kayıt altına alındığı, bağımsız sivil izlemenin yer aldığı şeffaf bir DDR programının oluşturulması; ağır insan hakları ihlallerinde bireysel sorumluluğun belirlenerek yargılama yapılması; boşaltılan köylere dönüşün sağlanması, güncel değerler üzerinden tazminat ödenmesi ve el konulan arazilerin sahiplerine iade edilmesi.
Bu taleplerin karşılanması, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yalnızca silahlı çatışmanın sona erdirilmesiyle sınırlı kalmayıp, geçmişte yaşanan hak ihlallerinin giderilmesi ve toplumsal güvenin yeniden oluşturulması açısından da önem taşıyor.