Yazar Ali Bayramoğlu, Meclis Genel Kurulu’ndan geçen ‘Çerçeve Yasa’nın Kürt sorununun çözümünü tek başına ortaya koymadığını, ancak silahlı mücadele döneminden siyasal mücadele dönemine geçiş açısından tarihi bir eşik oluşturduğunu belirtti.
Yasanın uygulanması, silah bırakmanın teyidi ve tutuklu ile hükümlülerin durumuna ilişkin oluşturulacak mekanizmaların önümüzdeki dönemin kritik başlıkları olacağına dikkat çeken Bayramoğlu, ANF’ye yaptığı değerlendirmede asıl tartışmanın Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması aşamasında başlayacağını ifade etti.
Çerçeve Yasa ile başlayan yeni sürecin Kürt sorununun tarihi açısından önemli bir dönemeç olduğunu belirten Bayramoğlu, düzenlemenin yalnızca silah bırakılması ya da hukuki bir düzenleme olarak ele alınmaması gerektiğini söyledi.
Türkiye’de 1830’lardan, II. Mahmut döneminden itibaren politikleşen bir Kürt meselesinin bulunduğunu hatırlatan Bayramoğlu, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan ayaklanma ve itirazların ardından yaklaşık 40-50 yıl önce PKK ile başlayan silahlı mücadelenin Kürt meselesinin siyasallaşmasını daha geniş bir alana taşıdığını ifade etti.
Çerçeve Yasa’nın yaklaşık yarım asırlık silahlı mücadele evresinin yerini siyasal mücadeleye bırakmaya başladığını gösteren kritik bir eşik olduğunu belirten Bayramoğlu, düzenlemenin Kürt sorununun çözümünü tek başına ifade etmediğini, ancak çözüm arayışının siyasal zemine taşınması bakımından tarihi bir anlam taşıdığını vurguladı.
‘KRİTİK, HAYATİ BİR KİLOMETRE TAŞI’
Çerçeve Yasa’nın Kürt meselesi ve Türkiye’nin Kürt meselesiyle ilişkisi açısından “kritik, hayati bir kilometre taşı” olduğunu dile getiren Bayramoğlu, henüz bunun bir paradigma değişikliği olarak adlandırılamayacağını belirtti. Paradigma değişikliğinden söz edebilmek için Kürt meselesinde daha keskin adımların atılması gerektiğini söyledi. Mevcut aşamada asıl değişimin, Kürt sorununun çözümünden ziyade çözüm arayışında kullanılan yolların siyasileşmesi olduğunu belirten Bayramoğlu, şiddet ve silahın karşılıklı bir mutabakatla devre dışı bırakılmasının başlı başına önemli olduğunu ifade etti.
Bayramoğlu, sürecin yalnızca silah bırakılması anlamına gelmediğini belirterek Önder Apo’nun açıklamalarına da dikkat çekti. Önder Apo’nun metinleri ve açıklamalarının, silahlı mücadeleyle alınabilecek yolun Kürtler bakımından bir sınıra ulaşıldığı ve bundan sonra siyasi yolun daha fazla kazanım sağlayacağı yönünde okunabileceğini söyleyen Bayramoğlu, Ortadoğu’da da silahlı mücadeleyle gidilebilecek alanın giderek daraldığına dikkat çekti.
Buna karşılık Kürtlerin yaşadığı ülkelerde siyasi yollarla farklılıkların, hakların ve kimliğin tanınmasının; kültür, edebiyat ve şiir alanlarında daha geniş bir sürecin önünü açabileceğini belirten Bayramoğlu, bu nedenle mevcut aşamayı tarihi bir dönem olarak değerlendirdi.
‘ÇETREFİLLİ VE MAYINLI BİR YOL’
Gelinen sürecin nasıl ilerleyeceğinin önceden kesin biçimde öngörülemeyeceğini belirten Bayramoğlu, önümüzdeki dönemde aksiliklerin ve geri dönüşlerin yaşanabileceği risklerin de göz ardı edilemeyeceğine işaret etti. Bayramoğlu, buna rağmen genel yönelimin Kürt Hareketi ve devlet açısından siyasal bir zemine doğru ilerlediğini belirterek tarafların hedefleri arasında halen önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekti.
Devletin temel beklentisinin silahların bırakılması ve örgütün silahlı yapı olmaktan çıkması olduğunu belirten Bayramoğlu, Kürt Hareketinin ise daha önce yürüttüğü mücadelenin siyasal yollarla devam etmesini istediğini söyledi. Mevcut dönemin bu iki farklı yaklaşım arasındaki ortak zeminin bulunmaya çalışıldığı bir evre olacağının altını çizdi.
‘YASANIN UYGULANMASI İLK KRİTİK EŞİK’
Çerçeve Yasa’nın anlamının yalnızca silah bırakma süreciyle sınırlı olarak değerlendirilemeyeceğini ekleyen Bayramoğlu, düzenlemenin uygulanma aşamasında önemli belirsizlikler bulunduğuna da dikkat çekti. Yasanın öngördüğü mekanizmaların nasıl işletileceğinin ve silah bırakma sürecinin nasıl teyit edileceğinin önümüzdeki dönemin ilk kritik eşiği olduğunu belirten Bayramoğlu, bu aşamaya ilişkin değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
“Yasanın çok olumlu tarafları var. Birincisi, yasanın kendisi olumlu. Bir silah bırakma ve entegrasyon sürecini öngörüyor. Tam olarak değil, hâlâ bazı örgüt yöneticileri, Abdullah Öcalan işin içinde gözükmüyor. Fakat bunun bir süreç olduğunu kabul edecek olursak, şu an cezaevinde bulunan 4 bin 600 civarında tutuklu ve hükümlü PKK’liden yaklaşık 3 bini, hatta biraz daha fazlası, koşullar yerine geldiği takdirde serbest kalacak. Bu açıdan pozitif.
Ama bazı sorunlar var. Nedir o sorunlar? Bunun teyit mekanizması bir tartışma konusu. Diyor ki yasa, silahın tam bırakıldığı teyit edildikten sonra MİT, Milli Güvenlik Kurulu ya da kurulacak bir kurul, ‘Evet, bırakılmıştır silahlar’ dedikten sonra bu mekanizma başlayacaktır. Şimdi bu nasıl olacak? Teyit zaman alır mı, almaz mı? Yoksa her şey hazır mı? Bunları bilmiyorum açıkçası. Belki de MİT’le yapılan temaslar bunları çok hızlı bir şekilde devreye sokacaktır. Belki de çok kolay olmayacaktır. Devlet de ayak sürüyebilir, örgüt de ayak sürüyebilir. Dolayısıyla bu süreç uzayabilir.
Birinci muğlaklık burada. İkinci muğlaklık şurada: Kişiler hakkında kim karar verecek? Yargı mı karar verecek, kurul mu karar verecek? Mesela Terörle Mücadele Kanunu’ndan soruşturulanların durumu, yorumun yargıya bırakıldığı, savcılıklara bırakıldığı bir durum var. Yani bu da ortada bir muğlaklığı ifade ediyor.
Benim için sorun şudur: Bundan sonra bu yasanın hükümleri ve gereği ne kadar kararlılıkla ve hızla yerine getirilecektir? Şu aşamadaki sorunumuz budur. Bu arada sorunlar çıkarsa geri dönüşler bile yaşanabilir. Sorunlar çıkmazsa işte o zaman asıl meseleye, Kürt sorununun çözümü meselesine veya Kürt taleplerinin tatmini meselesine geçilecektir. Ama şu aşamada, dediğim gibi, mesele yasanın uygulanması. Bunda örgütün de tabii katkısı olacak, silah bırakma açısından. Ama teyit mekanizması veya savcılıkların yorumları açısından Türk devletinin de bu konuda pozitif olması lazım. Yoksa sıkıntılar çıkar ve süreç sekteye uğrar.”
‘BU ADIMLAR TEK BAŞINA KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ DEĞİL’
Çerçeve Yasa’yı, Kürt sorununun çözümüne giden yolun ilk adımlarından biri olarak değerlendiren Bayramoğlu, atılan adımların tek başına çözüm anlamına gelmediğini ancak sonraki adımların atılabilmesi açısından gerekli olduğunu söyledi.
Bayramoğlu, süreci bir mesafe üzerinden değerlendirerek, “Hadi diyelim ki bir kilometre gidiyorsun, iki üç tane adım atılmış durumda, yani oraya doğru gitmek için. Bu adımlar tek başına hiçbir şey ifade etmez. Kürt sorununun çözümünü ifade etmez. Ama bu adımlar atılmadan da sorunun çözümüne dair diğer hamleler gelmez” dedi.
Silah bırakmanın aynı zamanda iki tarafın birbirini siyasal bir aktör olarak görmeye başlaması anlamına geldiğini belirten Bayramoğlu, Kürtlerin devleti zaten gördüğünü ancak devletin de artık Kürtleri, Kürt Hareketi’ni ve onların taleplerini daha açık biçimde gördüğünü söyledi.
Bayramoğlu, özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği Türk milliyetçiliği açısından yaşanan değişime dikkat çekerek Kürtlerin varlığının, Kürt meselesinin öneminin ve bu meselenin siyasal sistem içerisinde demokratik biçimde kuşatılmasının artık bir ‘milli gerek’ ve ‘milli çıkar’ olarak görülmesinin önemli olduğunun altını çizdi.
Bu açıdan bakıldığında yasanın öneminin daha iyi anlaşılabileceğini belirten Bayramoğlu, ancak düzenlemenin Kürtlerin talepleri bakımından henüz herhangi bir kapsamlı öngörü içermediğini vurguladı.
‘DEMOKRATİKLEŞME, ANADİLDE EĞİTİM VE YEREL YÖNETİMLER GÜNDEME GELECEK’
Çerçeve Yasa’da demokratikleşme, anadil ve yerel yönetimler gibi Kürtlerin temel taleplerine ilişkin düzenlemelerin bulunmadığını da belirten Bayramoğlu, bundan sonraki dönemde yeni bir siyasal mücadele evresinin başlayacağını söyledi.
Bu mücadelenin siyasal yollarla yürütülmesinin esas olması gerektiğini vurgulayan Bayramoğlu, Kürtlerin taleplerini sistem içerisinde hayata geçirmek için muhataplar, ortaklar ve ittifaklar arayacağına, yasal değişiklikler için siyasal mücadele yürüteceğine de dikkat çekti. Bayramoğlu, bunun yanında devletin de Kürt meselesini büyük bir sorun olarak gördüğü noktada kendi sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini belirtti.
Kürt meselesinin demokratik gerilemeye, insan ve kaynak kaybına, işkence ve kayıplara yol açtığını belirten Bayramoğlu, devletin de bu sorunların ortadan kaldırılması yönünde adımlar atması gerektiğini söyledi. Bu kapsamda yerel yönetimler ve Kürtlerin kendilerini yönetmesi, anadil ve benzeri başlıkların gündeme gelmesi gerektiğini ifade eden Bayramoğlu, “Bu iki siyaset kapısı henüz açılmadı. Bundan sonraki evre açılma evresidir” dedi.
Bu kapıların açılıp açılmayacağı konusunda farklı değerlendirmelerin bulunduğunu belirten Bayramoğlu, kendisinin olumlu bir yaklaşım taşıdığını ve bu alanların açılacağını düşündüğünü söyledi. “En zor zamanlarda bile mücadele ufku açar” diyen Bayramoğlu, sürecin yönünü de mücadelenin belirleyeceğini işaret etti.
ÖNDER APO’NUN ROLÜ: ‘KÜRT HAREKETİNİN LİDERİ VE BİRLEŞTİRİCİSİ’
Bayramoğlu, yeni süreçte Önder Apo’nun rolünün de kritik başlıklardan biri olduğuna dikkat çekerek, Kürt Hareketi içerisindeki farklı parçalar arasında birleştirici ve yönlendirici bir rol oynadığını söyledi. Önder Apo’nun Kürt Hareketinin lideri konumunda bulunduğunu ifade eden Bayramoğlu, Kürt Hareketinin farklı parçaları ve Suriye ile Kandil gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren yapıları bulunduğunu, Önder Apo’nun da bu farklı yapılar arasında birleştirici ve yönlendirici bir rol oynadığını belirtti.
Bayramoğlu, “Dolayısıyla, o olmadan Kürt Hareketinin şekillenmesinin çok kolay olduğunu düşünmüyorum” dedi.
Devletin de Kürt Hareketinin de Önder Apo’nun bu rolünün farkında olduğunu düşündüğünü belirten Bayramoğlu, bundan sonraki dönem açısından üç farklı ihtimal bulunduğunu ifade etti. İlk ihtimalin Önder Apo’nun serbest bırakılması ve umut hakkından yararlandırılması olduğunu belirten Bayramoğlu, ikinci ihtimalin Önder Apo’nun cezaevinde tutulmaya devam edilmesi ancak siyaset yapabilme imkanlarının genişletilmesi olduğunu söyledi. Üçüncü ihtimalin ise mevcut koşulların devam etmesi olduğunu belirten Bayramoğlu, bunun sürece katkı sunmayacağına dikkat çekti.
Önder Apo’nun özgürlüğü ve umut hakkının Kürt Hareketi açısından temel bir talep olabileceğini vurgulayan Bayramoğlu, kendi açısından ise daha önemli meselenin “Öcalan’ın siyaset yapabilmesi” olduğunu söyledi.
“Özellikle önünün açılması, yani umut hakkı, Türkiye koşulları ve iktidar açısından bana biraz erken geliyor. Ama burada benim açımdan daha önemli olan, Abdullah Öcalan’ın siyaseti yönetebilmesidir” diyen Bayramoğlu, Önder Apo’nun cezaevinde olsa dahi ziyaretçiler kabul etmesi, görüşlerini aktarması ve siyasal sürece müdahil olabilmesinin önemli olduğunu belirtti.
‘BÖLGESEL REKABET SÜRECİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK TEHLİKELERDEN BİRİ’
Kürt meselesinde başlayan yeni sürecin Ortadoğu’daki güç mücadelelerinin bir aracına dönüşmesinin en büyük tehlikelerden biri olduğuna işaret eden Ali Bayramoğlu, sürecin bölgesel gelişmelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini kaydetti. Bugün itibarıyla Önder Apo’nun bu tehlikenin farkında olduğunu ve sürecin Ortadoğu’daki hakimiyet mücadelelerinin bir parçası haline gelmesine izin verecek bir yaklaşım içerisinde görünmediğini belirtti.
Türk devletinin de böyle bir çözüm sürecine girerken söz konusu tehlikenin farkında olduğunu söyleyen Bayramoğlu, Kürtlerin farklı aktörlerle ve bölgesel güçlerle ittifak kurarak Türkiye üzerinde baskı oluşturmasının önüne geçilmesinin de devlet açısından sürecin nedenlerinden biri olabileceğini ifade etti.
Bu noktada Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin de önemli bir çatışma kaynağı oluşturabileceğini belirten Bayramoğlu, İsrail’in bölgedeki çeşitli grupları kullanma ihtimaline dikkat çekti. Ancak mevcut aşamada sürecin bu açıdan ciddi bir krizle karşı karşıya olmadığını belirten Bayramoğlu, bölgesel gelişmelerin ilerleyen dönemde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ali Bayramoğlu, çerçeve yasa, Kürt sorununu çözen nihai bir düzenleme olmaktan uzak olsa da yaklaşık yarım yüzyıllık silahlı mücadele döneminin ardından siyasal mücadelenin önünü açan tarihi bir eşik olduğunun altını çizdi. Bundan sonraki temel meselenin ise yasanın ne kadar hızlı ve kararlı uygulanacağı, silah bırakma sürecinin nasıl işletileceği ve bunun ardından Kürtlerin demokratik taleplerinin siyasal sistem içerisinde nasıl karşılanacağı olduğunu vurguladı.