‘Ben gidiyorum, elime kına yakın’
Artık gençlik çalışmalarında yer alacağını açıkça belirten Jînda Şerker, eve gelir ve kardeşlerine; ‘Ben gidiyorum, elime kına yakın’ der. Kınayı getirip eline yakan Jînda, sabah evden eli kınalı olarak çıkar.
Artık gençlik çalışmalarında yer alacağını açıkça belirten Jînda Şerker, eve gelir ve kardeşlerine; ‘Ben gidiyorum, elime kına yakın’ der. Kınayı getirip eline yakan Jînda, sabah evden eli kınalı olarak çıkar.

Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından başlayan süreç, yaşanan aksaklıklara rağmen devam ediyor. PKK’nin fesih kongresinde alınan kararlardan biri olan, farklı yer ve tarihlerde şehit düşen ancak savaş koşulları nedeniyle kimlikleri açıklanmayan gerillaların isimleri, ağustos ayının son haftasından itibaren kamuoyuyla paylaşılmaya başlandı.
Yüzlerce şehit gerillanın isminin kısa bir süre içinde açıklanması, Kürt halkı üzerinde derin bir manevi etki yarattı. Açıklanan isimler, yaşanan savaşın ne denli yakıcı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Şehit aileleri başta olmak üzere Kürdistanlılar, şehit düşen yakınlarını sahiplenirken Kürdistan’ın birçok yerinde ve Avrupa'da taziye ve anma etkinlikleri düzenlendi. Etkinliklerde yapılan konuşmalarda, şehit aileleri başta olmak üzere katılanlar, yakınlarıyla onur duyduklarını ve onların mücadelesini sürdüreceklerini dile getirdi.
‘ŞEHİTLERİMİZLE ONUR DUYUYORUZ’
İsviçre’de düzenlenen anmada konuşan Şehit Jînda Şerker’in (Bêrivan Meryem Uzkaş) abisi İdris Uzkaş, “Biz şehitlerimizle onur duyuyoruz. Onların sayesinde bugün başımız dik. Bugün bize düşen de onların uğruna canlarını verdikleri mücadeleye sahip çıkmaktır” dedi.
İdris Uzkaş çok konuşkan ve esprili biri ancak kız kardeşini anlatırken oldukça zorlandı. Bazen duraksadı, karşılıklı sustuk. Telefondaki fotoğrafları bana gönderirken dalıp gitti. Kolay değildi elbette. Eline kına yakarak uğurladıkları kız kardeşinin şehadeti, onu derinden etkilemişti.
‘OKULU ERKEN BIRAKTI’
Jînda, 1989 yılında Mêrdin’in direniş kenti Nisêbîn’de, yurtsever bir ailenin 4’ü erkek, 7’si kız 11 çocuğundan yedincisi olarak dünyaya gelir. Çocukluğu Nîsêbîn’in Abdulkadir Paşa Mahallesi’nde geçer. Toplumsal ahlakın ve ulusal bilincin güçlü olduğu bir atmosferde büyüyen Jînda’nın zihin ve duygu dünyası, ailesinden ve yakın akrabalarından Kürdistan Özgürlük Mücadelesi saflarına katılanların varlığıyla erken yaşlarda şekillenir.
İlkokula Nîsêbîn’de başlayan Jînda, dördüncü sınıftan sonra eğitimine devam etmez. Ailenin yurtsever kimliği nedeniyle devlet baskısı giderek artar. Önce abisi İdris, ardından diğer iki abisi İstanbul’a yerleşir. 2000 yılında ise bütün aile, İstanbul’un Küçükçekmece ilçesine bağlı Kanarya Mahallesi’ne taşınır.
Nîsêbîn'de okula gitmekten vazgeçen Jînda, İstanbul'da bir süre evde kalır. Uzkaş kardeşler, 2008 yılında bir tekstil atölyesi açar. Ailenin tüm fertleri bu atölyede çalışmaya başlar.
İdris Uzkaş, o dönemi şöyle anlatıyor:
“Büyük kardeşlerim başka tekstil atölyelerinde çalışıyorlardı. Aile buraya gelince bütün birlikte çalışsın diye bir tekstil atölyesi açmaya karar verdik. Ben hariç bütün kardeşlerim orada çalışmaya başladı. Jînda da çocuk yaşında orada çalışmaya başladı. 2014 yılına kadar atölyede çalıştı.”
Jînda’nın çocukluktan gençliğe adım attığı yıllarda bile son derece duyarlı olduğunu anlatan abi Uzkaş, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Kanarya Mahallesi oldukça büyük bir yer. Farklı illerden gelen insanlar, bölge bölge yerleşmişler. Bizim oturduğumuz yer daha çok Mêrdîn ve Şirnexlilerin yaşadığı bir yerdir. Jînda, evimizin kapısının önündeki saksıya çiçek ekmişti. Kendi odasının penceresinin önü de çiçeklerle doluydu. Çiçeklerin bakımıyla hep o ilgilenirdi.
O, sadece çiçeklerle değil, atölyedeki herkesle de ilgilenirdi. Zaman içinde atölyeyi büyüttük. Kardeşlerimin dışında yanımızda 30-40 kişi çalışıyordu. Jînda, her çalışanla yakından ilgilenirdi.”
‘ÖZGÜRLÜK ÇİÇEĞİM ŞARKISINI ARMAĞAN ETTİ’
Jînda artık çocukluktan gençliğe adım atmıştır. Yurtsever bir ortamda yetiştiği için çevresinde yaşanan gelişmelere kayıtsız kalamaz ve gençlik çalışmalarında yer almaya başlar. Bu durum, Jînda ile annesi arasında yaşanan ilk çelişki olur.
Abisi İdris, o dönemi şöyle anlatıyor:
“Ben tekstil işini yapmıyordum. Diğer kardeşlerim atölyeyle ilgileniyordu. Annem çağırdı, eve gittim. Jînda’nın gittiğini söyledi. Meseleyi kardeşlerim anlattı. Jînda, o gün tekstil atölyesinde dinledikleri radyoyu birkaç kez arayıp istek türkü çaldırıyor. O dönem tekstil atölyelerinde radyolarda istek türkü çaldırmak çok modaydı. Radyoyla da Jînda ilgileniyordu. Kardeşleri için de Ahmet Kaya’nın ‘Özgürlük Çiçeğim’ şarkısını armağan ediyor.
ZORLA ELLERİNE KINA YAKTIRIR
Jînda, artık atölyede çalışmayacağını ve gençlik çalışmalarında yer alacağını açıkça belirtiyor. Eve geliyor ve kardeşlerine, ‘Ben gidiyorum, elime kına yakın’ diyor. Annem kızıyor kendisine, ‘Sen daha çocuksun, yapamazsın’ diyor. Ancak Jînda kararlıdır. Kınayı getirip eline yakıyor ve sabah evden eli kınalı olarak çıkıyor.
Gençlik çalışmalarına katılacağını daha önceden de kardeşlerine söylemişti. Annem dışında herkes kararına onay vermişti. Zaten aile olarak hep çalışmalardaydık, partiyle içli dışlıydık. Yani partiyi bilen, tanıyan bir aileyiz biz...”
Jînda’nın gidişine annesinin gönlünün razı olmadığını belirten abisi İdris, o günleri şöyle anlatıyor:
“Annem, Jînda’daki değişimi seziyor. Annemle babam biraz daha farklı bakıyorlardı, biz daha farklı bakıyorduk. Anneler haklı olarak farklı bakar.
Jînda, İstanbul’da aktif olarak çalışmalara katılmaya başladı ve artık eve gelmemeye başladı. Annem sürekli onu sormaya başladı. Ben de onu annemle yüzleştirdim. Bir gün onu alıp eve getirdim. Annem odada oturuyordu. Anneme dedim ki, ‘Bak, sen kızımı kandırdılar diyorsun. Aha da kızın burada. Eğer kızını kandırabiliyorsan kandır da evden çıkmasın.’ İki gün evde kaldı. İki gün boyunca annemle hep birlikteydiler. Sonunda annem de onun kararlılığı karşısında pes etti.”
İdris Uzkaş, kız kardeşinin kararlılığını anlatırken onun seçtiği yola duyduğu inanca da dikkat çekiyor. Jînda’nın ilk karar alıp gittiği dönemde İstanbul’da olduğunu belirten Uzkaş, aralarında geçen konuşmayı şöyle aktarıyor:
“Bir gün onu gördüm. Bayağı da konuştuk. Ona, ‘Herkes bunun ağırlığını kaldıramaz. Sen bu ağırlığı kaldırabilecek misin? Eğer kendine inanıyorsan yolun açık olsun. Yok, yapamayacaksan bu onurlu işin yükünü senin omuzlarından alırım’ dedim.
Bana sarıldı ve ‘Abi, ben zaten yürüdüğüm yolun ne kadar onurlu olduğunu biliyorum. Ben ailemin, halkımın onurunu yaşatmak için bu yola çıkmışım. Siz de bana güvenin’ dedi.”
‘O BİZİM İÇİN HEP BÊRÎVAN’DI’
Jînda, metropol çalışmalarına katılarak İstanbul’da faaliyet yürütmeye başlar. Bu süreçte nerede, hangi eylemde ya da etkinlikte görülse, tanıdıkları aileye haber verir. Jînda zaman zaman eve gelip gitse de üzerindeki takip giderek artar.
Abi Uzkaş, o dönemi, “Ailede ve arkadaşları arasında herkes onun adını Bêrîvan diye biliyordu. Ancak kimlikteki adı Meryem’di. Çalışmalarda gerçek adını kullanmaya başladı. Bizim çevremizde kimse Meryem adını kullanmazdı. Artık takipler iyice artmıştı” diye anlatıyor.
BOTAN’A DÖNÜŞ
Takvimler 2014 yılını gösterirken Kürdistan’ın hem Rojava hem de Bakur bölgelerinde yoğun bir mücadele yaşanıyordu. Kobanê’de DAİŞ çetelerinin saldırılarına karşı ölümüne bir direniş sürerken, Kuzey Kürdistan’da Türk devleti ile Kürt Halk Önderi arasında görüşmeler devam ediyordu. Çözüm Süreci olarak adlandırılan dönemde beklenen gelişmeler olmazken Kürdistan’da yeni bir direnişin işaretleri ortaya çıkmaya başlamıştı.
Tam da bu dönemde aileye, Jînda’nın Şirnex'te olduğuna dair bazı bilgiler ulaşır. Abi İdris, o günleri şöyle anlatıyor:
“Jînda en son eylül ayında eve geldi, sonra bağlantı kurmadı. Tanıdıklarımız, onun Cizre’de olduğunu haber verdiler. Sonra bize bir mektup ve iki fotoğraf yolladı. Ben kalkıp Cizre’ye gittim. O dönemde daha özyönetim direnişi tam başlamamıştı. Heval Mehmet Tunç’la görüştüm. Zaten daha önce de onunla tanışıyorduk. Jînda’nın Şırnak’ta çalışma yaptığını söyledi ancak yüz yüze görüşemedik.
Cizre’deki sokağa çıkma yasağından bir hafta önce o bölgedeydim. Mehmet Heval bana, ‘Buradaki, yani Botan’daki çalışmalarda yer alıyor. Ama şu an Silopi’de mi, Nusaybin’de mi, Cizre’de mi, nerededir bilmiyoruz’ dedi.
Sonra özyönetim direnişleri başladı. Yasaklar başlayınca artık bütün ilişki kesildi. Başûr'dan bir iki arkadaş, bir dönem Kerkük'te çalışma yürüttüğünü ve sonra oradan eğitime gittiğini söyledi. Artık ondan sonra haber almadık. Devlet süreç masasını yıkınca şiddetli bir çatışma dönemine girildi. O koşullarda da haber almak imkansız hale geldi.
Bundan iki yıl önce Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde polisler, benden dolayı kardeşimi, annemi, babamı çağırıyor. Onlara hem beni hem Jinda’yı soruyorlar. ‘İşte, biz bir mağarada belgelerine ulaşmışız’ diye. Birkaç tane resmini onların önüne koyuyorlar. ‘Şu resimler ona ait. Bu belgeler de büyük silah eğitimine alındığını gösteriyor. Sizin haberiniz, bilginiz var mı?’ gibi işte.
BÊRÎTAN FİLMİ
Jinda’nın şehadetinin ardından paylaşılan videoda, partiye katılmasında izlediği Bêrîtan filminin temel bir dönüm noktası olduğunu dile getirdiği görülüyor. Yönetmenliğini dağ sinemasının unutulmaz ismi olan Halil Dağ’ın (Halil Uysal) yaptığı film, dağ koşullarında çekilmiş ve şehit Bêrîtan’ın (Gülnaz Karataş) yaşamını konu almıştı. Bêrîtan filmi, toplum üzerinde ciddi bir etki bıraktı.
Abi İdris Uzkaş, filmin aile üzerindeki etkisini ve Jînda’nın filmle kurduğu bağı şöyle anlatıyor:
“Kardeşimin o röportajını izledim. ‘Bêrîtan filmi’ diyor ya. Film yeni çıkmıştı. Ben filmi getirmiştim. Bütün aile, yani bizim sadece çekirdek aile değil, bütün aileyi toplamıştım. Hemen bu istasyonun orada büyük bir odamız vardı. Adım atılacak yer yoktu. Herkes pür dikkat filmi izledi. Jînda da izliyordu. Berîtan filmi hakikaten hepimizi etkiledi. Hâlâ da her izlediğimde etki ediyor. Jînda da konuşmasında bundan bahsediyor.”
JÎNDA’NIN ŞEHADETİ
Jînda için Şehitler Komitesi tarafından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Avaşîn Eyaleti’nde devrimci görevlerini ve fedaice yürüyüşünü büyük bir kararlılıkla sürdürürken, 3 Temmuz 2018 tarihinde Avaşîn’e bağlı Aris Faris alanında gerçekleşen hava saldırısı sonucunda şehadete ulaşarak ölümsüzler kervanına katıldı.
Mêrdîn’in asil yurtseverlik kültürünü metropollerden alıp Qendîl, Cîlo ve Avaşîn siperlerine taşıyan, duruşuyla fedaileşen öncü YJA Star gerillası Jînda Şerker yoldaşımızı saygı, minnet ve sarsılmaz bir bağlılıkla anıyoruz. Başta kahraman yoldaşımızın değerli yurtsever ailesi ve Mêrdîn halkı olmak üzere tüm Kürdistan halkımıza başsağlığı diliyoruz.”
HER EVDE BİR ŞEHİT VAR
Jînda’nın yaşamına yön veren temel etkenlerden biri de ailesinin şehitleri ve içinde büyüdüğü yurtsever çevre olur. Ailenin ilk şehidi, Jînda’nın dayı olarak bildiği, annesinin amcasının oğlu Celal Acar’dır. Özgürlük mücadelesinin henüz yeni geliştiği yıllarda milis olarak çalışmalara katılan Acar, deşifre olmasının ardından artık eve dönmez. Kardeşinin cenazesi için köye geldiğinde şikayet edilir ve askerler tarafından yakalanarak köyün ortasında katledilir. Jînda da abisi İdris de annelerinden sık sık dayıları Celal’in hikayesini sık sık dinler.
Ailenin bir diğer şehidi Ahmet Uzkaş da ilk milisler arasında yer alır. Mersin’de çalışmalara katılan Ahmet Uzkaş, bir süre Manisa’da kaldıktan sonra İstanbul’a gönderilir. Ancak o, dağlara gitmekte diretir. Ahmet, 1990’da Cizîr ile Nisêbîn arasında bir aracın çarpması sonucu şehadete ulaşır.
Jînda’nın amcasının torunu İdris Uzkaş (Tekoşer Cûdî), Mart 2018’de Hezo’da şehit düşer.
Halasının kızı Zakire Doğalay (Viyan Rûken), 2012’de Çelê'de çıkan bir çatışmada yaralanır. Arkadaşlarından kopmasına rağmen yaralı haliyle Metîna’ya geçer. Burada hastanede şehit düşer.
Teyzesinin oğlu Rıdvan Acar (Dilxwaz Kerboran) ise 2015’te Kobanê’de şehit düşer.
AİLELER BARIŞ İSTİYOR
Abi İdris Uzkaş, Önder Apo'nun çağrısıyla başlayan sürece dair de şunları dile getiriyor:
“Açık konuşacağım. Biz halk olarak savaşa karşıyız, barış istiyoruz. Bir şehit abisi, ayrıca bir sürü şehidi olan bir ailenin mensubu olarak bunu söylüyorum. Ciddi bir bedel ödedik ama artık barış olsun istiyoruz. Bugün baktığımızda, özellikle bu süreci sahiplenen ve bu sürecin başarıya ulaşması noktasında mücadele etmek isteyenler genelde ya şehit aileleridir ya gerilla aileleridir ya da tutsak aileleridir. Yani bedel ödeyen, emek veren, çalışmalarda bir şekilde ucundan tutan arkadaşlardır.
2015 Haziran seçimi sonrasında bir darbe seçimi yapıldı ve Kürt siyasi hareketi ve PKK adı altında, topyekün Kürtler üzerinde bir yok etme savaşı başlatıldı. Belki bir kesim bu savaşı çok uzaktan görmüyor olabilir ama bunun içinde olan insanlar, iliklerine kadar hissedebiliyor. Yani savaşın kirliliğini, sınırsız ve kuralsız bir savaş olduğunu hepimiz yaşayarak gördük.
Bugün bu sürecin başlatılabileceği bir noktaya gelindiyse bu, şehitlerin verdiği mücadele ve bedeller sayesinde olmuştur.
Önder Apo'nun üzerinde beş yıla yakın bir tecrit uygulandı. Bu tecrit sürecinde hiçbir haber alınamadı; sağlığı konusunda bile kimsenin haberi yoktu. Kürtler bu süreci sahiplendi. En zor dönemlerde bile sürekli bir eylemsellik içindeydi.
Bu sürece sahip çıkmak, başta biz şehit ailelerinin görevidir. Mücadelenin bu noktadan sonrasını taşımak da bizim görevimizdir. Özellikle şehit ailelerinin görevidir. Özellikle yurtseverlerin ve kendine Kürdüm diyen, Kürt kimliğine sahip çıkan insanların üzerinde bir borç olduğunu düşünüyorum.
Kimse bu saatten sonra Kürtlerin hakkını hukukunu yok sayamaz. Kürt halkı bu yola Önder Apo ile çıktı. Sonunu da yine Önder Apo ile getirecektir. Bunu sadece çalışma yapan biri olarak ben değil; anneme de sorsan, babama da sorsan aynı şeyi söyleyecek.
Belirttiğim gibi, bu mücadelede az buçuk bedel ödeyen insanlar bunu söyleyecek. Ama bedel ödemeyenler, her gün sosyal medyalarda olsun ya da değişik mecralarda sanki bugüne kadar mücadeleyi veren onlarmış gibi bu mücadeleyi baltalamak için bir sürü şeyler söylüyor. Ben o insanların Kürtlüğünden, insanlığından, düşüncesinden şüphe ediyorum. Çünkü eğer sen bu mücadeleye sahip çıkmak istiyorsan, bu mücadelenin başarıya ulaşmasını istiyorsan, bu kahramanların ve bu şehitlerin bayrağına sahip çıkacaksın ve bu sürecin etrafında çember olacaksın.”