DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Murat Mıhçı, Demokratik Toplum ve Barış Süreci kapsamında gündeme gelen çerçeve yasanın yalnızca Kürtler ile Türkler arasındaki barış başlığıyla ele alınmaması gerektiğini belirtti. Yasanın Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından tarihi bir fırsat olduğunu söyleyen Mıhçı, ilk aşamada hasta tutsakların tahliye edilmesi ve siyasi aktörlerin yurt içinde ve dışında özgürce siyaset yapabileceği koşulların oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Mıhçı, ana dil, eşit yurttaşlık, yerel yönetimler, sivil toplum ve siyasal alanın genişletilmesinin demokratik dönüşümün temel başlıkları olduğunu belirtirken, savaş politikalarından vazgeçilmesinin ekonomik ve toplumsal açıdan da önemli kazanımlar yaratacağını söyledi. Sürecin iki-üç yıl içinde olumlu bir noktaya ulaşması gerektiğini belirten Mıhçı, önümüzdeki altı ayın dahi kritik olduğunu vurguladı.
‘ÇERÇEVE YASA TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ AÇISINDAN TARİHİ BİR FIRSAT’
Çerçeve yasayı coğrafyanın tarihi açısından önemli bulduğunu belirten Mıhçı, yasanın geniş bir siyasal mutabakatla ortaya çıkmasının uzun süren bir mücadelenin sonucu olduğunu söyledi.
Yasanın yalnızca Kürtler ile Türkler arasındaki bir barış olarak görülmesini doğru bulmadığını ifade eden Mıhçı, şöyle konuştu:
“Bu yasayı çok önemsiyorum. Bu yasa, coğrafyamızın tarihi açısından çok çok önemli. Geçmişte açıkçası benzer durumlar olsa da böyle net, Türkiye’nin neredeyse yüzde 95’inin imzasını koyduğu bir yasaya, Meclis aritmetiğinde ilk defa böyle bir ortam oluştu. Bunu önemsiyoruz. Bunun oluşması da açıkçası çok büyük bir mücadelenin neticesinde oldu. Bu coğrafyadaki çerçeve yasanın sadece Kürtlerle Türkler arasında bir barış gibi görülmesini de yanlış buluyorum. Bu çerçeve yasası eğer gerçekten başarılı olacak olursa, coğrafyadaki demokratikleşmenin en önemli adımlarını da atmış olacak. Diğer yandan Türkiye’nin konjonktürel olarak coğrafyadaki ve çevresindeki etkisini de ciddi anlamda artıracak. Çünkü kendisiyle iç barışı sağlayan bir ülke, akrabalarının yurt dışında olduğu, diasporası yaşayan kesimleri de bir yanıyla sahiplenmiş olacak. Bu yasadan Türkiye ve Türkiye halkları çok daha yararlı ve güçlü bir şekilde kazanımlar elde edecek.”
‘YASA AYAK OYUNLARI YAPILMADAN UYGULANMALI’
Çerçeve yasanın hayata geçirilmesi açısından ilk adımın metinde yer alan bütün maddelerin samimi biçimde uygulanması olduğunu belirten Mıhçı, özellikle hasta tutsakların tahliye edilmesi ve siyasi aktörlerin özgürce siyaset yapabileceği koşulların oluşturulması gerektiğini söyledi.
Mıhçı, “Çerçeve yasasının ilk aşaması ne olabilir sorusunun cevabı açıkçası öncelikle çerçeve yasada olan tüm maddelerin en içtenlikle, gerçekçi bir şekilde, ayak oyunları yapmadan adımlarının atılmasıdır. Bunların en başında bir kere hasta tutsakların, en başta hasta tutsakların tahliyesinin hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Siyasi aktörlerin yurt dışında ve yurt içinde siyasi faaliyetlerinde hareket edebilecekleri ortamın hazırlanmasıdır. Bu gerçekten hem coğrafyadaki demokratikleşmenin hem de siyasal anlamda güçlenmesini sağlayacaktır” dedi.
‘KÜRTLERİN DEĞİL, TÜRKİYE HALKLARININ DEMOKRATİKLEŞME SORUNU VAR’
Çerçeve yasanın Kürt sorununun demokratik çözümü açısından kapsamının yeterli olmadığını belirten Mıhçı, buna rağmen yasanın yeni bir demokratikleşme zemini oluşturması açısından önemli olduğunu söyledi.
Kürt sorununun çözümünün Türkiye’nin genel demokratikleşme sürecinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade eden Mıhçı, ana dil, eşit yurttaşlık ve yerel yönetimler gibi başlıkların da bu bütünlük içerisinde ele alınması gerektiğini belirtti.
Kürtlerin ana dil ve kimlik hakları konusunda uzun yıllardır mücadele yürüttüğünü söyleyen Mıhçı, Kürt hareketi ve DEM Parti’nin yalnızca Kürtçenin değil, coğrafyada yaşayan tüm halkların ve dillerin haklarının savunulmasından yana olduğunu belirtti.
Mıhçı, şöyle konuştu:
“Basında geçen Kürt sorunu etrafında yaşanan tartışmaların içi boşaltıldığını düşünüyorum. Kürtlerin sorunu ile birlikte Türkiye’de yaşayan diğer tüm halkların sorunu var. Bu ülkenin demokratikleşmesi, ana dil konusuysa bu coğrafyanın tüm ana dilleri açısından çok büyük bir sıkıntı. Kürtler bu konuda daha baskın ve büyük bir mücadele verdiler ve bu mücadelenin nihayetinde bugün bunlar tartışılır oldu. Ama biz biliyoruz ki başta Kürt hareketi olmak üzere DEM Parti bütün dillerin değerini savunuyor ve esas alıyor. Yerel yönetimlerin varlığının güçlendirilmiş olması açıkçası, ülkeyi daha iyi yönetilir hale getirir, demokratikleşmesinin önünü açar daha güçlü bir ülke ortaya çıkar. Çerçeve yasa yeterli midir? Kapsamı açısından tabii ki yeterli değil. Detaylarına baktığımız zaman yeterli olmadığı bölümleri görüyoruz. Ama bunun bir başlangıç olabilmesi açısından değerli bulmak gerek. Evet, yerel yönetimler, ana dil konusu, eşit yurttaşlık hakkı gibi birçok konuda çerçeve metin çok net cevaplar vermiyor gibi gözükebilir. Ama bunun oluşabilme ihtimalinin oluşmasına da vesile olan bir yasa olduğunu söylemekten çekinmemek lazım.”
‘BARIŞIN EŞİĞİ OLMAK, BARIŞIN HAMALI OLMAK GEREKİYOR’
Demokratikleşme taleplerinin yalnızca Kürtlerin talepleriyle sınırlı değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Mıhçı, Türkiye’de yaşayan bütün halkların ve inançların sürece güçlü bir iradeyle dahil olması gerektiğini söyledi.
Yasal düzenlemelerin yanı sıra toplumsal algının da değişmesi gerektiğini ifade eden Mıhçı, Hrant Dink’in sözlerine atıfta bulunarak şöyle konuştu:
“Bizim bu taleplerimiz varsa bu sadece Kürtlerin değil, Türkiye’deki tüm halkların bu demokratikleşme mücadelesinde çerçeve yasayla oluşacak ortamda güçlü bir irade koymasının ve yasanın devamının oluşmasına da vesile olmasının gerekliliği var. Hrant Abi’nin söylediği gibi, barışın eşiği olmak, barışın hamalı olmak şu günlerde en önemli durum. Evet, yasa tamamıyla yerel yönetimler konusunda bazı şeyler söylemiyor ama yasalardan öte insanların algılarının da bir şekilde bunun oluşabilmesi açısından ülkenin demokratik koşullara geçişinin yapılması gerekliliği elzemdir.”
‘SAVAŞ POLİTİKALARINDAN VAZGEÇMEK EKONOMİYİ DE GÜÇLENDİRECEKTİR’
Türkiye’nin kronik sorunlarının demokratikleşme sürecinden ayrı ele alınamayacağını belirten Mıhçı, savaş politikalarının ekonomik sonuçlarına dikkat çekti.
İç barışın sağlanmasının yatırım ortamını güçlendireceğini belirten Mıhçı, eşit yurttaşlık ve demokratikleşme yönünde atılacak adımların ekonomik kazanımlar da yaratacağını söyledi:
“Bir kere şuradan düşünmek lazım. Bulunduğu yerde savaş siyasetini benimseyen bir yönetim şekliyle ekonominin zaten iyi gitmesi beklenemez. Bu koşulların oluşabilmesi için bir kere savaş politikalarından vazgeçilmesi lazım. Bu büyük bir ekonomik getiri olacaktır. İkincisi, çevresiyle ve iç halkıyla barışmış bir ülke daha huzurlu, daha demokratik bir ortam ve yatırımların daha fazla oluşabileceği bir yer haline dönüşecek. Eşit yurttaşlık hakkı, Kürt sorunu ve benzer birçok konuda düzenlemelerin oluşması kendiliğinden ekonominin de güçlenmesine vesile olacaktır.”
KOOPERATİFLER VE ORTAK TARIM POLİTİKASI ÖNERİSİ
Ekonomik dönüşümün yalnızca büyük yatırımlar üzerinden düşünülmemesi gerektiğini belirten Mıhçı, yerel üretim, komünal tarım ve kooperatifleşme imkanlarına dikkat çekti.
Türkiye’nin gıda ve tarım konusunda gerçekçi politikalar geliştiremediğini söyleyen Mıhçı, şöyle konuştu:
“Düşünün, bugün coğrafyanın tamamında komünler şeklinde tarım yapılabilmesi, birlikte kooperatiflerin oluşturulması mümkün. Bugün en önemli konunun gıda konusunu konuşuyoruz. Ama gıda konusuna baktığımızda coğrafyanın tamamını kapsayan gerçekçi bir tarım politikası başta olmak üzere oluşturamadığımızı görüyoruz. Bunun sebebi aslında çok net.”
‘BEYİN GÖÇÜNÜN TERSİNE DÖNMESİ TÜRKİYE’Yİ GÜÇLENDİRECEKTİR’
Türkiye’nin nitelikli insan kaynağının demokratikleşme süreciyle birlikte yeniden ülkeye kazandırılabileceğini belirten Mıhçı, beyin göçüne işaret etti.
Yurt dışında yaşayan insanların Türkiye ile bağlarının güçlendirilmesinin ekonomik ve demokratik açıdan önemli olduğunu belirten Mıhçı, şunları söyledi:
“Diğer yandan nitelikli ve nicelikli insanların görev alacağı kurumlarda çalışma koşulları oluşmadığından, ülkedeki birçok alanda entelektüel birikimin, bilimin birçok konuda ilerlemediğini görüyoruz. Düşünebiliyor musunuz, coğrafyanın dışına gitmiş birçok beyin göçü var ve bu beyin göçleri bulundukları yerde aslında coğrafyanın bir yanıyla temsilcisi gibidir. Hem o beyin göçlerinin bir bölümünün demokratikleşmenin oluşmasıyla coğrafyaya gelmiş olması hem de bulundukları yerdeki projelerin bağlantılarının Türkiye’nin ekonomisi, demokratikleşmesi ve güçlenmesi açısından çok daha önemli olacaktır. Keşke bu hattı oluşturabilsek, barışı birlikte kurabilsek. Umut ediyorum burada bu işin oluşabilmesi için bir şans var. Evet, bu şansı başta iktidar ve devlet anlayışı gerçekleştirecek mi bilemiyoruz. Ama bunun güçlü oluşabilmesi açısından gerçekten siyasilerin dışında halkların, inançların ve tüm sınıfların güçlü bir şekilde talepte bulunması gerektiğini düşünüyorum.”
‘DEMOKRATİK STK’LAR BİTME NOKTASINA GETİRİLDİ’
Türkiye’de demokratik siyasetin önündeki önemli engellerden birinin sivil toplum alanına yönelik baskılar olduğunu belirten Mıhçı, demokratik STK’ların işlevsizleştirildiğini söyledi.
Meclis’in siyaset üretme kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Mıhçı, yerel yönetimlerde kayyum uygulamalarının da demokratikleşmenin önünde ciddi bir engel olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Ne kadar sıkıntılı olduğunu görüyoruz. Bugün evet Meclis’in durumunu konuşuyoruz, eleştiriyoruz bu konuda. Meclis’in siyasi yaptırımlar noktasında eleştirilerimiz var. Ama esas bunun yüzdüşümü, demokratik STK’ların artık neredeyse bitme noktasında, baskılar neticesinde bitme noktasına geldiği. Siyasilere bağlantılı STK’lar oluşturuldu. Ciddi anlamda sendikalar başta olmak üzere birçok STK artık kendi amacı doğrultusunda işlevli görevlerini yapamamakta. Bu bir kere Türkiye’nin en önemli sorunu. Başta bu STK’ların çalışması ve bunun desteklenmesi çok çok önemli. Diğer yandan Meclis’in gerçekten siyaset üretmesi ve demokratik siyaset üretmesi ortamının açılmış olması çok önemli. Siyasette vekillerin, özellikle iktidar vekillerinin kendi siyasi görüşlerinin dışında alınan kararlara bile müdahil olamama hali, aslında kendi iktidar siyasetçilerinin bile ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor. Bırakın muhalif yapıları.”
KAYYUM VE ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALAR KALDIRILMALI
Yerel yönetimlere yönelik kayyum uygulamalarının yanı sıra KHK’liler ve barış akademisyenlerine yönelik uygulamaların da sona erdirilmesi gerektiğini belirten Mıhçı, belediyelerin eşit koşullarda kaynaklara erişebilmesi gerektiğini söyledi.
Mıhçı, şöyle devam etti:
“Yerel yönetimlerde başta kayyum uygulamaları olmak üzere olan baskılar, halihazırda da süren bu baskılar açıkçası gerçekten yasaların da sadece yasa olarak kalmış olabilme korkusunu yaşatıyor. Bizler için demokratik ortamın oluşmasıyla bu çerçeve yasa gibi birçok konu aslında ilerleyecektir. Yerel yönetimlerde halihazırdaki eşit bir şekilde belediyelere pay alamamaları, orada çalışanlara ve başta geçmişte KHK’lılar, barış akademisyenlerine uygulanan antidemokratik uygulamaların kaldırılması, gerçekçi bir demokratik adım olabilir ve topluma bunu gösterebilir. Bu anlamda önemli.”
‘BARIŞIN KALICILAŞMASI İÇİN HALKLARIN GÜÇLÜ TALEBİ GEREKİYOR’
Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumuna dikkat çeken Mıhçı, bölgedeki gelişmeler karşısında Türkiye’nin kendi iç demokratik yapısını güçlendirmesinin önemine işaret etti.
Kürtler, Araplar ve farklı inanç gruplarıyla kurulabilecek ilişkilerin eşit yurttaşlık ve eşit demokrasi temelinde güçlendirilebileceğini belirten Mıhçı, şunları söyledi:
“Ben bu adımların yapılabileceği ihtimalinin var olduğunu ve bunun için umut ettiğimi düşünüyorum. Çünkü bu işi bu hale getirenler aslında şunu da gördü: Artık bu noktada iktidarların, bu tarz siyasetçilerinin ciddi anlamda kendileri açısından da sorun olduğunu gördü. Ortadoğu’nun kaynadığı bir noktada bu coğrafyanın evlatları olan ve akrabaları olan başta Kürtlerin, orada bulunan, bu coğrafyada bulunan Arapların, diğer inançtan olan kesimlerle kurulabilecek bağın açıkça eşit yurttaşlık ve eşit demokrasi anlayışıyla içeride sağlandığı gün başarılabileceğinin de farkındalığının olduğunu inanıyorum. Gelecek açısından amalarımız, fakatlarımız olacaktır. Hepimizin var, bunu biliyoruz. Ama bunun için bu barışın limanına gelebilmek adına mücadeleyi de birlikte oluşturmamız lazım. Bizler de bu amaçla mücadelemizi siyasi alanda yapmaya çalışıyoruz.”
‘BARIŞ SADECE MECLİS ARİTMETİĞİYLE OLUŞMAYACAKTIR’
Sürecin toplumsallaştırılması gerektiğini vurgulayan Mıhçı, komisyonlarda yapılan çalışmaların tarafların görüşmesi açısından önemli olduğunu ancak sürecin Türkiye halklarına ve inançlarına yeterince anlatılamadığını söyledi.
Mıhçı, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Komisyonlarda, ön komisyonlarda yapılan toplantılarda kısmi olarak bu yapılmak istendi. Ama açıkçası tarafların görüşmesi açısından önemli bir çalışma yapıldı. Fakat Türkiye halklarına ve inançlarına bunun doğru anlatılması noktasında gerçekten yeterli olduğunu söylersek bu doğru olmayacaktır. Katılımın artması çok çok önemli. Belki de en önemli şu anki sorun bunun doğru şekilde anlatılabiliyor olması. Acıların büyüklüğünün nasıl çözüleceğine dair birlikte karar verebilme, bu sadece Meclis aritmetiğiyle oluşmayacaktır. Bunun oluşabilmesi açısından başta söylediğimiz gibi STK’lara önemli görevler düşüyor, sivil toplumlara önemli görevler düşüyor. Bu alanın hem basın alanında hem de STK’lar alanında büyük bir çalışma alanının oluşturulması lazım. Diğer yandan siyasilerin sadece bu konuyu önlerine alan, gündemlerini alanlara taşıması lazım.”
‘SADECE ERDOĞAN KARŞITLIĞIYLA ÇÖZÜM ÜRETİLEMEZ’
Muhalefetin de sürece ilişkin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Mıhçı, iktidara muhalefet etmenin yalnızca Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurulamayacağını ve çözüm üreten bir muhalefet anlayışının Türkiye’nin geleceği açısından gerekli olduğunu söyledi.
Mıhçı, “Hepimiz şunu görüyoruz. İktidara muhalefet yapma şekliyle şu anki yasalarla bağ kuran bazı muhalif yapılar var. Bunun evet iktidarla olan sorunların başında olabilirler ama daha gerçekçi bu konuya baktıkları zaman çözüme dair adım attıkları zaman kendilerinin muhalif olmaktan iktidara çıkabileceklerinin bir yolu olduğunun da farkında olmaları gereklidir. Yani siyasette de Erdoğan düşmanlığıyla bunu muhalefetin çözebileceğini düşünmüyoruz ve bu alanın da bu şekilde kapatılmasını kabul etmiyoruz” diye konuştu.
‘BASIN VE MEDYA ÖZGÜRLEŞMEDEN TOPLUMSAL KATILIM SAĞLANAMAZ’
Son dönemde yaşanan provokasyon girişimlerine de değinen Mıhçı, savaş politikalarından beslenen yapıların sürecin önünü kesebileceğini belirtti.
İktidar ve muhalefetin birlikte hareket etmesi, sivil toplumun ve medyanın özgürleşmesi gerektiğini kaydeden Mıhçı, şöyle konuştu:
“Görüyoruz son zamanlarda ciddi provokasyonlar oluşuyor ve bunu da çok yakın, yakınımızda olan insanlar üzerinden kurmaya çalıştıklarını görüyoruz. Çünkü bu ülkede savaş politikalarından beslenen birçok yapı var ve onları da kullanan bazı maşalar olduğunu söylemem gerekir. Biz de inatla mücadeleyi büyütebilmemiz açısından, topluma ulaşabilmemiz açısından başta iktidar yapısının olmak üzere diğer muhalif alanların birlikte buna adım atması gerektiğini düşünüyorum. Bunun da en başta STK’ların özgürleşmesi, basının, medyanın da özgürleşmesiyle mümkün olacağını düşünüyorum.”
‘ÖNÜMÜZDEKİ 6 AY ÇOK ÖNEMLİ’
Çerçeve yasa sonrasında Türkiye’nin nasıl bir siyasal geleceğe evrileceğine ilişkin değerlendirmesinde Ortadoğu’daki gelişmelere dikkat çeken Mıhçı, bölgedeki koşulların hızlı biçimde değişebildiğini ve Türkiye’nin kendi iç barışını ve demokratikleşmesini hızlı biçimde sağlamasının önem taşıdığını söyledi.
Mıhçı, “Ben açıkçası Ortadoğu’nun bazı olumsuz yanlarının olduğu kadar bazı olumlu yanlarını da söylemek gerektiğini düşünüyorum. Coğrafyamızda, Ortadoğu’da bazı şeyler çok çabuk bozulabilir ama bazı şeyler de eğer gerçekten niyet edilirse, bürokratik engellere takılmadan çok çabuk düzelebileceğine inanıyorum. Mümkün mü? Evet, mümkün. Kolay mı? Hayır, hiç değil. Böyle bir sürecin Türkiye halkları açısından, Türkiye’nin siyasi aktörleri açısından, konjonktürü ve bölgedeki durumu açısından birlikte gerçekleşmesi gerek. Bugün emperyalist saldırılar, siyasi saldırılar, Ortadoğu’da cirit atan çeşitli iyi niyette olmayan ülkelerin tavırlarını görüyoruz. Eğer siz bunu başaramazsanız, hızlı bir şekilde bu coğrafyaya kötü niyetli şeyler olmaz diye bir tutum alamazsınız. Görüyoruz bunu. Ben bugün ne kadar çabuk olabilmesi açısından o kadar da önemli olduğunu düşünüyorum.”
‘ÖCALAN, TÜRKİYE VE ORTADOĞU’DA ÇÖZÜM İÇİN ÖNEMLİ BİR AKTÖR”
Sürecin en önemli aktörlerinden birinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu belirten Mıhçı, Öcalan’ın hem Türkiye hem de Ortadoğu açısından önemli bir aktör olduğunu ve süreçte aktif biçimde yer alabileceği koşulların oluşturulması gerektiğini söyledi.
Mıhçı, değerlendirmesini şöyle tamamladı:
“Bir gerçeklik var. Bunun aktörlerle konuşmak gerekiyor. Başta Sayın Öcalan şu anda gerçekten ciddi anlamda da bir mücadelenin yürütücü ve en önemli aktörlerindendir. Bu süreci sadece Türkiye açısından değil, Ortadoğu açısından da şekillendirebilir aktör pozisyonunda. Ama bu sürecin hızlı bir şekilde demokratikleşmesi açısından, bu işin demokratikleşmesi açısından altı ay bile çok önemli olduğunu düşünüyorum. Altı ayda gerçekten büyük adımların atılması hepimizin, Türkiye halklarının ve tüm inançların, tüm sınıfların ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.”