Düşünmez: Geçmişin ‘pişmanlık’ dayatmaları çözüm getirmez

Meclis gündemine getirilmesi beklenen düzenlemeleri değerlendiren Onur Düşünmez, “pişmanlık” eksenli yaklaşımların çözüm üretmediğini belirterek, sürecin hukuki güvence, toplumsal örgütlenme ve eşit yurttaşlık temelinde ilerlemesi gerektiğini vurguladı.

ONUR DÜŞÜNMEZ

“Demokratik Toplum ve Barış Süreci” kapsamında Meclis gündemine gelmesi beklenen yasal düzenleme tartışmalarını değerlendiren DEM Parti Milletvekili Onur Düşünmez, ortada henüz uzlaşılmış bir metin olmadığını belirtti.

Basına yansıyan “pişmanlık yasası” benzeri düzenlemelerin tartışılmasının sürecin ruhuna aykırı olduğuna dikkat çeken Düşünmez, kalıcı bir barışın ancak hakların tanınması ve topyekün bir demokratik mücadeleyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Sürecin mevcut seyrine ilişkin somut bir taslağın henüz kamuoyuna yansımadığını dile getiren Onur Düşünmez, iktidar medyasında yürütülen tartışmaların geçmiş dönemlerde akamete uğramış yöntemleri çağrıştırdığını ifade etti.

Düşünmez, şunları söyledi: “Basındaki tartışmalara baktığımızda, geçmiş dönemde gündeme getirilmek istenen, ‘pişmanlık beyanı’ gibi düzenlemeler içeren bir taslağın yeniden ısıtılıp gündeme getirilebileceği yönünde bir izlenim oluşuyor. Ancak bizim beklentimiz, bu sürecin artık gerçek ve kalıcı bir yasal çerçeveye kavuşmasıdır.

Çünkü hem silah bırakan PKK mensupları hem de yaşamlarını yurt dışında, sürgünde sürdürmek zorunda kalan yüzlerce insan bulunmaktadır. Ayrıca cezaevlerinde haksız ve hukuksuz biçimde rehin tutulan siyasi tutsaklar vardır. Bu durumların artık radikal bir çözüme kavuşması, bu insanların geri dönerek legal siyaset yapabilmeleri ve demokratik toplum mücadelesine katılabilmeleri için güçlü bir hukuki zeminin oluşturulması şarttır.” 

‘YASA SADECE BAŞLANGIÇTIR, ASIL OLAN DEMOKRATİK ÖRGÜTLENMEDİR’

Yasal bir çerçevenin Meclis’ten geçmesinin her şeyin tamamlandığı anlamına gelmeyeceğini hatırlatan Düşünmez, devlet kanadında hâlâ eski güvenlikçi kodların ve tasfiye dilinin korunduğuna dikkat çekti. Barışın toplumsallaşması için alanlarda yürütülen mücadelenin önemine değinen Düşünmez, şöyle devam etti:

“Devlet tarafında hâlâ süreci farklı kavramlarla tanımlayan ve eski güvenlikçi, kriminalize edici dili sürdüren yaklaşımlar mevcut. Son dönemde bölgede ve metropollerde düzenlediğimiz mitinglerde yüz binlerce insanın katılımıyla verilen mesaj, tam da bu dilin değişmesi gerektiğiydi. Eğer gerçek bir barış sağlanacaksa, bu yeni dayatmalarla değil; Kürt halkının yıllardır tartıştığı, bedel ödediği hakların tanınması ve demokratik çözüm yollarının geliştirilmesiyle mümkündür. Devletten bir adım beklemenin ya da mücadele etmeden hak elde etmenin mümkün olmadığını tarihsel deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz.

Yasal çerçeve yalnızca bu sürece hukuki bir temel kazandıracaktır. Asıl mücadele; hukuk, siyaset ve demokratik örgütlenme alanlarında kesintisiz devam edecektir. Eğer siyasal ve hukuki zeminde mücadeleyi büyütemez ve toplumsal örgütlülüğü geliştiremezsek, bu süreç kazanımdan çok kayıplara yol açabilir. Bu nedenle daha fazla çalışmak, daha fazla okumak ve daha fazla örgütlenmek zorundayız.”

‘SÜREÇ KAMUOYU YOKLAMALARINA SIKIŞTIRILAMAZ’

Hükümet çevrelerinden sızan ‘süreli’ veya ‘tek seferlik’ düzenleme iddialarını eleştiren Düşünmez, bu yaklaşımın uzun yıllardır uygulanan taktiksel bir siyasal yöntem olduğunu söyledi. Kürt meselesinin ve barış arayışının dönemsel anketlerin malzemesi olamayacağını vurgulayan Düşünmez, “Bugün gelinen noktada, barış ve demokratik toplum sürecinin yalnızca kamuoyu yoklamalarına, seçim hesaplarına göre şekillendirilemeyeceği açıktır. İçinde bulunduğumuz dönem, uluslararası gelişmelerin de bu süreci doğrudan zorladığı ve etkilediği bir konjonktürdür” ifadesini kullandı. 

Küresel ölçekte yaşanan krizlerin bölgesel barış süreçleriyle bağını kuran Düşünmez, NATO’nun savunma harcamalarını artırma kararlarına ve emperyalist güç mücadelelerine dikkat çekerek, toplumsal bir mücadelenin gerekliliğini şu sözlerle ifade etti:

“NATO’nun savunma harcamalarına ilişkin kararları, bölgesel çatışmalar ve küresel güç mücadeleleri yeni bir dönemin işaretlerini vermektedir. İran, İsrail, ABD, Rusya ve Ukrayna eksenindeki gelişmeler başta olmak üzere, dünyanın birçok bölgesinde yaşanan krizler, militarizmin ve güvenlik politikalarının daha fazla öne çıkmasına neden olmaktadır.

Biz, NATO’ya kökten eleştirel yaklaşan bir çizgide duruyoruz. NATO’nun halkların yararına çalışan bir yapı değil, aksine, güvenlik ve güç dengeleri temelinde hareket eden küresel bir savaş organizasyonu olduğunu biliyoruz. Bu nedenle mücadelemizin hedeflerinden biri, Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğu kadar, Ortadoğu başta olmak üzere halkların kendi geleceklerini belirleyebilecekleri daha özgür, sınıfsız ve eşitlikçi bir ortamın oluşmasıdır. Halkların yararına bir ortaklaşmanın, dayanışmanın ve enternasyonalist bir yaklaşımın gelişmesini stratejik önemde görüyoruz.” 

‘OTORİTERLEŞEN TÜRKİYE’Yİ ANCAK TOPLUMSAL MUHALEFET DEĞİŞTİRİR’

Türkiye’nin dış politikadaki sıkışmışlığına ve içerdeki antidemokratik uygulamalara değinen Onur Düşünmez, bölgesel etkisini yitiren ve komşularıyla kriz yaşayan bir Türkiye gerçekliğiyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.

Ülke içinde giderek tahkim edilen otoriter eğilimlere rağmen yılgınlığa yer olmadığını ifade eden Düşünmez, “Geçmişte bu gidişatı kökten değiştirebilecek toplumsal koşulların oluştuğunu görsek de çeşitli yapısal nedenlerle siyasi iktidar değişmedi. Ancak siyaseti, rejimi ve statükoyu değiştirecek tek gücün halk ve toplumsal direniş olduğu yönündeki inancımızı ve mücadelemizi sürdürüyoruz” diye konuştu.  

‘DİL HAKLARI KONUSUNDA HÂLÂ YASAKÇI SORUNLAR YAŞIYORUZ’

Kürt siyaseti olarak özeleştiri vermekten de geri durmamaları gerektiğini belirten Düşünmez, daha fazla insana ulaşma ve mücadeleyi toplumsallaştırma noktasındaki eksikliklerin farkında olduklarını söyledi. Özellikle anadil hakkı üzerindeki asimilasyon kıskacına ve Meclis’teki engellemelere dikkat çeken Düşünmez, asıl çözümün ve değişimin zihniyette başlayacağını belirterek, şunları vurguladı:

“Örneğin dil hakları konusunda hâlâ çok ciddi asimilasyonist ve yasakçı sorunlar yaşıyoruz. Parlamentoda ‘bilinmeyen dil’ pratiklerinde ve kamusal yaşamın her alanında ırkçı uygulamalarla karşılaşılabilmektedir. Bu meselelerin köklü çözümü yalnızca kağıt üzerindeki hukuki düzenlemelerle değil, eş zamanlı olarak topyekün bir zihniyet dönüşümüyle mümkündür.

Kürt halkının temsilcileri ve evlatları olarak bu coğrafyada mücadeleyi büyütebilirsek, bütün halklar için geçerli olduğuna inandığımız temel hakların daha güçlü biçimde tanınmasını sağlayabiliriz. Türkiye’de yürüttüğümüz mücadelenin temel harcı eşitlik talebidir. Herkesin kendi diliyle, kültürüyle, hafızasıyla ve kimliğiyle eşit yurttaş olarak yaşayabildiği bir düzenin kurulmasını savunuyoruz.”

‘YARGIDAKİ BÖLGESEL VE SİYASAL ÇİFTE STANDART BİTMELİDİR’

Hukuk sistemindeki ikili yapıya ve ceza politikasındaki ayrımcılığa değinen Onur Düşünmez, adaletin kişilere, coğrafyaya veya siyasi aidiyetlere göre esnetilemeyeceğini vurguladı. Kürdistan’da uygulanan özel savaş hukuku ile batıdaki hukuk pratikleri arasındaki uçuruma işaret eden Düşünmez, şöyle konuştu:

“Ülkenin her yerinde eşit, adil ve tutarlı hukuk uygulamalarının olması zorunludur. Toplumsal kutuplaşmanın, körüklenen düşmanlıkların ortadan kalktığı, radikal eşit yurttaşlığın güçlendiği bir zemin hem parlamentodaki hem de sokaktaki toplumsal mücadeleyi ileriye taşıyacaktır.

Önümüzde çetin ve zorlu bir süreç bulunduğunu biliyoruz. Ancak bu tarihsel sürecin üstesinden gelebilecek ideolojik netliğe, imkanlara, onlarca yıllık ağır deneyime ve devasa bir toplumsal birikime sahibiz. Kürt halkının ve dostlarının uzun yıllara dayanan siyasal tecrübesi ve bu toprakların binlerce yıllık kültürel mirası var. Bu tarihsel birikimi günümüzün güncel ve devrimci ihtiyaçlarıyla buluşturabilirsek; demokratik, eşitlikçi ve üçüncü yolu esas alan barışçıl bir geleceğe mutlaka ulaşacağız.”