‘Ermenistan’ın bölgesel güç dengeleri nedeniyle güvenlik kaygıları sürüyor’

Dr. Toros Korkmaz, Rusya-Ukrayna savaşının Kafkasya’daki dengeleri değiştirdiğini, Erivan’ın yeni bir savaş riskini azaltmaya çalıştığını ancak güvenlik kaygılarının sürdüğünü belirtti.

TOROS KORKMAZ

Kafkasya’da uzun yıllardır süren dengeler değişiyor. Ermenistan, Rusya’ya dayalı güvenlik politikasını sorgularken Avrupa ve ABD ile ilişkilerini güçlendirmeye yöneliyor. Siyaset bilimci Dr. Toros Korkmaz, bu yönelimin temelinde Rusya’nın Karabağ sürecindeki tutumu ile Ukrayna savaşının yarattığı yeni jeopolitik koşulların bulunduğunu belirterek, bölgedeki dönüşümün Türkiye, Azerbaycan ve Kürt meselesi açısından yaratacağı sonuçları ANF’ye değerlendirdi.

Kafkasya'da son yıllarda yaşanan dönüşümün temelinde Rusya’nın bölgedeki etkisinin zayıflaması olduğunu belirten Korkmaz, 2020 Karabağ savaşının bu sürecin kırılma noktası olduğunu söyledi. Rusya’nın savaş sırasında Ermenistan’ın beklentilerini karşılayamadığını ve etkin bir arabuluculuk rolü üstlenemediğini ifade eden Korkmaz, bunun Azeraycan’ın Dağlık Karabağ’da kontrolü sağlamasının önünü açtığına dikkat çekti.

Korkmaz, Paşinyan hükümetinin de bu nedenle dış politikada Rusya merkezli çizgiden uzaklaşarak Avrupa Birliği, ABD ve diğer Batılı aktörlerle ilişkileri çeşitlendirmeye yöneldiğini kaydetti.

Paşinyan’ın son seçimlerden yeniden güçlenerek çıkmasının bu politikanın toplumda karşılık bulduğunu gösterdiğini ifade eden Korkmaz, Rusya-Ukrayna savaşının uzamasının da Moskova’nın Kafkasya’daki nüfuzunun zayıflattığını belirterek, “Rusya, enerjisinin ve dikkatinin önemli bölümünü Ukrayna cephesine yöneltmek zorunda kaldı. Bu durum Kafkasya’daki etkinliğinin azalmasına yol açtı” dedi. 

‘RUSYA, TÜRKİYE’NİN POLİTİKALARINA GÖZ YUMDU’

Bu süreçte Rusya ile Türkiye arasında oluşan denge ilişkisine dikkat çeken Kormaz, şunları söyledi: “Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Moskova, Türkiye’nin kendisine karşı daha pasif bir tutum almasını istedi. Çünkü Türkiye, NATO üyesi ve Batı Bloğu’nun bir parçası. Rusya, Türkiye’nin Ukrayna’ya tam anlamıyla destek vermemesini ve kendisi açısından bir güvenlik tehdidi oluşturmamasını önemsiyordu.

Bu nedenle Azerbaycan-Ermenistan savaşında Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği desteğe büyük ölçüde göz yumdu. Türk ordusunun subayları Azerbaycan’a teknik ve askeri anlamda ciddi destek sundu ve savaşın sonucunda bunun önemli etkisi oldu. Rusya’nın yaklaşımı, ‘Sen Ukrayna konusunda daha sınırlı bir tutum al, ben de Kafkasya’da politikalarına göz yumayım’ şeklindeydi.

Paşinyan’ın yeniden seçilmesiyle birlikte ise Ermenistan, Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerini daha da geliştirme yönünde bir mesaj verdi. Böylece Batılı aktörlerin Kafkasya’daki etkisinin artacağı yeni bir dönemin kapıları aralanmış oldu.” 

Ermenistan’ın son dönemdeki yönelimlerini değerlendiren Korkmaz, ülkenin hem güvenlik kaygıları hem de bölgesel dengeler nedeniyle normalleşme ve barış arayışını öne çıkardığını söyledi. Korkmaz, şunları kaydetti: “Ermenistan savaşlardan çok yoruldu ve barış istiyor. Aynı zamanda Türkiye ve İsrail tarafından desteklenen Azerbaycan’ın önemli ölçüde güçlendiğinin farkında. Bugün iki ülke arasında yeni bir savaş çıkması halinde Azerbaycan’ın üstün geleceği ve Ermenistan’ın toprak bütünlüğünün tehdit altına girebileceği yönünde ciddi kaygılar taşıyor.

Bunun yanında Ermenistan, 2020 ve 2023 yıllarında Rusya’dan beklediği desteği alamadı. Uzun yıllar dış politikasını ve güvenlik stratejisini büyük ölçüde Rusya’ya dayandırmıştı. Ancak bu beklentilerin karşılanmaması nedeniyle dış politikada çeşitliliğe yöneldi. Avrupa Birliği ve ABD’yi bölgeye daha fazla dahil ederek hem Azerbaycan hem de Türkiye üzerinde barışın sağlanması yönünde baskı oluşturmayı hedefliyor. Paşinyan yönetimi, Avrupa ve ABD ile ilişkileri geliştirerek Rusya’dan boşalan güvenlik alanını farklı aktörlerle dengelemeye çalışıyor.” 

‘RUSYA’NIN ERMENİSTAN’DAKİ NÜFUSU TAMAMEN ORTADAN KALKMADI’

Rusya’nın bölgedeki etkisinin sona erdiği yönündeki değerlendirmelere katılmadığını belirten Toros Korkmaz, Ermenistan ile Rusya arasındaki bağların hâlâ güçlü olduğunu ifade ederek, şunlara dikkat çekti: “Rusya'nın bölgedeki nüfuzunun tamamen ortadan kalktığını söylemek doğru değil. Öncelikle Ermenistan ekonomik açıdan hâlâ Rusya'ya bağımlı. Ülkenin doğal gaz ihtiyacının büyük bölümü Rusya tarafından karşılanıyor. Bunun yanında Rusya'da yaşayan ve çalışan çok sayıda Ermeni bulunuyor. Bu diaspora, Ermenistan ekonomisine önemli miktarda döviz girdisi sağlıyor. Ayrıca Rusya'nın Ermenistan'da askeri varlığı devam ediyor ve ülkede hâlâ bir Rus askeri üssü bulunuyor.

Ermenistan yönetimi de tarihsel deneyimlerden dolayı güvenliğini yalnızca Batı'ya dayandırmak istemiyor. Paşinyan, Rusya ile bağları tamamen koparmak yerine dış politikayı çeşitlendirmeyi hedefliyor. Nitekim Avrasya Ekonomik Birliği'nden çıkmayacaklarını açıklaması da bunun göstergesi. Dolayısıyla Ermenistan'ın yönelimi Rusya'dan kopuş değil, farklı güç merkezleri arasında daha dengeli bir dış politika kurma arayışıdır.” 

 ‘ERMENİSTAN İÇİNDE RUSYA YANLISI GÜÇLÜ BİR MUHALEFET VAR’

Ermenistan iç siyasetindeki dengelere de dikkat çeken Korkmaz, Rusya'nın etkisinin tamamen ortadan kalktığı yönündeki değerlendirmelerin gerçekçi olmadığını belirtti. Paşinyan'ın seçimlerden birinci çıkmasına rağmen istediği düzeyde bir destek alamadığını ifade eden Korkmaz, şöyle devam etti:

“Ermenistan'ın içinde hâlâ Rusya yanlısı ciddi bir muhalefet var. Paşinyan seçimlerde yaklaşık yüzde 49 oy aldı. Muhalefet birleşebilseydi yüzde 35-40 bandında bir destek elde edebilirdi. Dolayısıyla dengeler değişebilir. Ermeni Kilisesi, Rusya'yla iş yapan iş çevreleri ve bazı ekonomik çevreler hâlâ Rusya'ya yakın bir çizgide duruyor. Ayrıca Avrupa ve Amerika'daki Ermeni diasporasının önemli bir bölümü de Paşinyan'ı desteklemiyor. Bunlar Ermenistan'a ekonomik katkı sağlayan önemli çevreler.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Ermenistan ile Rusya arasında tam bir kopuş yaşanacağını düşünmüyorum.” 

Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin bölgesel etkilerine değinen Korkmaz, diplomatik ilişkilerin gelişmesiyle birlikte sınır kapılarının açılması ve demiryolu hatlarının yeniden işler hale gelmesinin beklendiğini söyledi. Normalleşmenin ekonomik açıdan her iki taraf için de önemli fırsatlar yaratacağını belirten Korkmaz, "Ticari ilişkiler canlanacaktır. Türkiye, Ermenistan için önemli bir pazar. Aynı şekilde Türkiye de Ermenistan üzerinden Orta Asya'ya daha rahat ulaşma imkanı elde edebilir. Özellikle sınır hattındaki Kars, Iğdır, Ağrı ve Doğubayazıt gibi kentlerde ekonomik hareketlilik yaşanabilir. Ağrı Dağı çevresinde turizmin canlanması da bu sürecin olası sonuçlarından biridir" dedi.

‘DEMOKRATİK KÜRT HAREKETİ SON 15 YILDA AÇILIM SAĞLADI’

Normalleşmenin yalnızca ekonomik değil toplumsal sonuçlar da doğuracağını ifade eden Korkmaz, halklar arasındaki ilişkilerin gelişmesinin önemine dikkat çekti. Korkmaz, şöyle konuştu: “Sınırların açılması halkların birbirini daha yakından tanımasına katkı sunacaktır. Özellikle demokratik Kürt hareketinin son 15 yılda Ermeni meselesi konusunda önemli açılımlar geliştirdiğini görüyoruz. 2013 yılında Sebahat Tuncel'in Meclis'te bu konuda verdiği önerge ve daha sonra HDP çevrelerinden gelen açıklamalar bunun örnekleridir.

Bölgedeki Kürtlerin önemli bir bölümü Ermenilere sempatiyle bakıyor. Bu durum, halklar arasındaki diyaloğun ve karşılıklı temasın gelişmesi açısından olumlu bir zemin oluşturabilir.”

‘PAŞİNYAN AZINLIKLARIN KÜLTÜREL HAKLARI KONUSUNDA DAHA AÇIK BİR ÇİZGİDE’

Ermenistan'daki iç dönüşüme de değinen Korkmaz, Paşinyan yönetiminin azınlık hakları konusunda önceki dönemlere göre daha liberal bir yaklaşım benimsediğini belirterek şunları söyledi: “Paşinyan yönetimi, sayıları az da olsa ülkedeki azınlıkların kimliklerini koruması ve kültürel haklarını geliştirmesi yönünde daha fazla özgürlük alanı açtı. Çünkü Paşinyan daha liberal ve demokrat bir siyasal çizgiyi temsil ediyor. Türkiye ile normalleşme sürecinin olumlu sonuçlanması halinde bunun yalnızca ekonomik değil, kültürel ve toplumsal sonuçları da olacaktır.

Halklar arasındaki temasların artması, kültürel etkileşimin gelişmesi, çoğulculuğun güçlenmesi ve uzun vadede karşılıklı güvensizliklerin azalması mümkün olabilir.” 

‘ERMENİSTAN’IN GÜVENLİK KAYGILARI DEVAM EDECEK’

Ancak normalleşme sürecine rağmen Ermenistan'ın güvenlik kaygılarının tamamen ortadan kalkmayacağını vurgulayan Korkmaz, Azerbaycan ve Türkiye'nin sürece daha pragmatik yaklaştığına işaret ederek, “Ermenistan bu sürece daha çok kalıcı bir barış ve güvenlik arayışıyla yaklaşıyor. Çünkü yeni bir savaşın yaratacağı sonuçların farkında. Buna karşılık Türkiye ve Azerbaycan'ın meseleye daha pragmatik ve jeopolitik çıkarlar temelinde baktığını görüyoruz. Bu nedenle normalleşme adımları atılsa bile Ermenistan'ın güvenlik kaygılarının tamamen sona erdiğini söylemek mümkün değil” diye konuştu.

‘İKTİDAR BLOKLARI BARIŞI TURAN İDEOLOJİSİYLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİYOR’

Türkiye'deki iktidar çevrelerinin konuya yaklaşımını da eleştiren Toros Korkmaz, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Resmi devlet ideolojisi ve iktidar bloklarının konuya yaklaşımı farklı bir boyut taşıyor. Devlet Bahçeli'nin kısa süre önce Zengezur Koridoru'nu 'Turan Koridoru' olarak tanımlaması bunun bir göstergesidir. Turancılık, Türk devlet geleneğinde etkisini sürdüren ideolojik akımlardan biridir. Bugünkü iktidar bloğu içerisinde de bu yaklaşımın izlerini görmek mümkün.

Bu nedenle Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin bazı çevreler tarafından yalnızca barış ve iş birliği perspektifiyle değil, daha geniş jeopolitik hedefler ve Turan ideali çerçevesinde de değerlendirildiğini düşünüyorum.”