Yazılı bir açıklama yapan iki kurum, “15 Kasım 1937, Dersim’in siyasal, toplumsal ve inançsal tarihinde derin izler bırakan önemli bir tarihsel dönüm noktasıdır. Bu tarih, Dersim Tertelesi sürecinde yaşatılan devlet şiddetinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak kolektif hafızadaki yerini korumaktadır” dedi.
FEDA ve DAKB, “Elazığ Buğday Meydanı’nda kurulan darağaçları, yalnızca yedi dava önderinin idamını değil; bir halkın iradesini, kadim inancını ve ortak yaşam kültürünü ortadan kaldırmayı amaçlayan bir soykırım olarak hafızalara kazınmıştır” diye ekledi.
Açıklamada devamla şunlar ifade edildi: “Buğday meydanında yalnızca bir infaz değil; aynı zamanda Türk devletinin halkımıza karşı işlediği ve insanlık tarihinde unutulması mümkün olmayan derin izler bırakan bir soykırım gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle 15 Kasım 1937, Dersim halkının tarihsel hafızasında acı, yas ve direnişin iç içe geçtiği bir gün olarak anılmaya devam etmektedir.
DEVLETİ GERÇEK YÜZÜNÜ BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ
Geçtiğimiz günlerde tarihçi Sedat Ulugana tarafından kamuoyuyla paylaşılan, Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının idamına ait fotoğraflar, ilk kez Stêrk TV aracılığıyla yayımlandı. Kısa sürede geniş kitlelere ulaşan bu tarihsel görüntüler, kamuoyunda çeşitli tartışmalara yol açtı.
Bu fotoğraflar sadece geçmişe ait sıradan görüntüler değil; halkımızın belleğinde derin izler bırakan tarihsel travmanın sessiz tanıklarıdır.
Her kare, idam edilen yol önderlerini değil, aynı zamana kendi suçunu gizleyen, failleri saklayan Türk devletinin gerçek yüzünü bir kez daha halkımıza göstermiştir.”
Açıklamada, “Tarihsel adaletin sağlanabilmesi, yalnızca yaşananların belgelenmesiyle değil, aynı zamanda hakikatin bütün boyutlarıyla açığa çıkartılması ve mağdurların hafızasına saygı gösterilmesiyle mümkündür. Bu nedenle Dersim 1937–1938’e ilişkin cevaplanmamış sorular ve açıklanmamış mezar yerleri, toplumun ortak vicdanında yaşamaya devam eden tarihsel bir meseledir” diye belirtildi.
FOTOĞRAFLAR SIRADAN DEĞİL, SOYKIRIMIN SESSİZ TANIKLARI
Bu nedenle bu görüntülerin orijinalliği, nasıl ortaya çıktığı ve hangi teknik koşullarda çekildiği uzmanlık konusu olan sorunlar olduğunu ifade eden FEDA ve DAKB, “Esas mesele, bu görüntülerin hangi tarihsel gerçeğe tanıklık ettiğidir. Ortaya çıkan bu görüntüler, her ne şekilde elde edilmiş olursa olsun, Kürdistan ve Alevi toplumunun tarihsel hafızasında derin yaralar açan Dersim Soykırımına ve yaşatılan acılara, sızdırılan bilgi gibi gizli yöntemlerle ve sıradan bir habermiş gibi yaklaşılması toplumumuzda büyük bir üzüntü yaratmıştır. Çünkü bu kareler geçmişten kalan sıradan fotoğraflar değil, 1937–38 sürecinde yaşanan soykırımın derin acılarının sessiz tanıklarıdır.” dedi.
MEZAR YERLERİ AÇIKLANMALI
Ortaya çıkan her yeni belge, her tanıklık ve her fotoğrafın yıllardır inkâr edilen tarihsel gerçekleri yeniden görünür kıldığını belirten Alevi kurumları, şu çağrılarda bulundu:
“Toplumumuzun beklentisi; idam edilen Pirimiz Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı; Dersim’in kayıp kızlarına ve sürgün edilen ailelere ilişkin kayıtlar dahil Dersim 1937–38 sürecine ilişkin tüm devlet arşivleri kamuoyuyla ve araştırmacılarla paylaşılmalıdır. Ayrıca toplu mezarların tespit edilip araştırılması, yaşanan tarihsel acılarla yüzleşilmesi ve mağdurların torunlarından resmî olarak özür dilenmesi, tarihsel gerçeklerin hiçbir sansür ve gizleme olmaksızın açıklanmalı ve mağdur halkların adalet talebi karşılanmalıdır.
Bu taleplerin karşılanması toplumsal barışın ve ortak vicdanın tesisi açısından tarihsel bir önem taşımaktadır.”
Açıklama şu ifadelerle son buldu: “15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Pirimiz Seyit Rıza’yı; oğlu Resik (Hüseyin), Fındık Ağa, Hasan Ağa, Hasan, Ali Ağa ve dava arkadaşı Usenê Seyd’i anıları önünde saygıyla hürmetle anıyoruz. Onların temsil ettiği hakikat, adalet ve özgürlük mücadelesi yolumuza ışık olsun.”