GÖRÜNTÜLÜ

Hişyar Özsoy’dan AK’ye çağrı: Umut hakkı konusunda sorumluluk alın

AK'nin “umut hakkının” uygulanması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Hişyar Özsoy, “Umut hakkının tanınması, Sayın Öcalan’ın kişisel özgürlüğünün ötesinde bir anlam taşıyor ve sürece önemli katkı sağlayacaktır" dedi.

HİŞYAR ÖZSOY

Önder Apo’nun özgürlüğünü talep etmek amacıyla uluslararası alanda yürütülen kampanya ve çalışmalar devam ediyor. Uzun yıllardır süren bu çalışmalar, son dönemde yalnızca siyasi bir talep olmanın ötesine geçerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014 yılında ortaya koyduğu “umut hakkı” ilkesinin uygulanması ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin bu doğrultuda gerekli adımları atması çağrısı etrafında yoğunlaşmış durumda.

AK Bakanlar Komitesi’nin 9 Haziran’da başlayan ve 12 Haziran’a kadar sürecek toplantılarında Önder Apo’ya ilişkin “umut hakkı” konusunu yeniden ele alması beklenirken, Kürt siyasetçiler komitenin atacağı bir adımın Kürt sorununun demokratik çözümü için devam eden sürecin geleceği açısından hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Akademisyen ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyesi Hişyar Özsoy, konuya ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

‘TÜRKİYE’NİN BİR EYLEM PLANI YOK’

AK Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa Konseyi kararlarının uygulanabilmesi için yürütme görevi üstlendiğini ifade eden Özsoy, “AİHM’nin 2014 yılında Sayın Abdullah Öcalan’ın durumuna, yani ‘umut hakkı’na ilişkin verdiği bir karar zaten var.

Ancak aradan geçen 12 yıla rağmen Türkiye bu kararı ısrarla uygulamıyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi en son 2025 yılında Türkiye’den, bu kararın uygulanması için bir eylem planı ortaya koymasını istemişti. Maalesef Türkiye tarafından bugüne kadar umut hakkının nasıl uygulanacağına dair ortaya konulmuş bir eylem planı bulunmuyor” dedi.

‘UMUT HAKKI SAYIN ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ AŞAN BİR DURUM’

Kürt siyasetçiler ve seçilmişler olarak 9 Haziran’da Avrupa Konseyi önünde yaptıkları açıklamayı hatırlatan Özsoy, şunları söyledi: “Yaptığımız açıklamada umut hakkının derhal hayata geçirilmesini talep ettik. Umut hakkı meselesi, açıklamada da ifade ettiğimiz gibi, sadece Sayın Abdullah Öcalan’ın şahsi özgürlüğüyle ilgili bir mesele değildir.

Hiçbir zaman da böyle olmadı. Nihayetinde Sayın Abdullah Öcalan, Türkiye’de ağır aksak da olsa, sıkıntılı da olsa devam eden bir sürecin en önemli aktörlerinden biridir. Bir tarafta Devlet Bahçeli ve Erdoğan varsa, Kürt tarafında da Sayın Abdullah Öcalan var.

 

Hem hareket hem de Kürtler kendisini bir barış müzakerecisi olarak görüyor. Ancak kendisi hâlâ esaret koşulları altında bulunuyor. Umut hakkı mevcut olmasına rağmen uygulanmıyor. Hatırlanacağı üzere Devlet Bahçeli, bu sürece müdahil olduğu dönemde ilk olarak silahların sustuğu bir ortamda siyasetin gelişeceğini ve Sayın Abdullah Öcalan’ın da umut hakkından yararlanacağını söylemişti.

Eğer ortada bir devlet ciddiyeti varsa, bunun verilmiş bir söz ve taahhüt olarak değerlendirilmesi gerekir. Ancak o günden bugüne Kürt tarafı, süreci rahatlatmak amacıyla PKK’nin fesih kararı, silah yakma ve Türkiye’den çekilme gibi 3-4 tek taraflı adım attı. Buna rağmen devlet, bu konudaki taahhütlerini yerine getirme noktasında maalesef ayak diretiyor.”

‘AK VE KURUMLARI ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMALI’

Avrupa Birliği ülkeleri ve kurumlarının bugüne kadar Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü konusunda üzerlerine düşen görevi yerine getirmediğini belirten Özsoy, bu ülke ve kurumların Kürt meselesine ilişkin tutarlı bir politikalarının bulunmadığını söyledi.

Özsoy, şöyle devam etti: “Kürt meselesinin çözümüne aktif katkı sunmadıkları gibi, bugün Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümü için küçük de olsa bir ihtimal, bir fırsat var. En azından devlet ile Öcalan arasında resmi görüşmeler sürerken üzerlerine düşeni yapmalı ve umut hakkının uygulanmasını sağlamalılar.

Avrupa Konseyi’nin sadece umut hakkına ilişkin değil, aynı zamanda HDP’li siyasetçilere yönelik kararları da bulunuyor. Bu kararların hayata geçirilmesi, devam eden sürece büyük destek sağlayacaktır.

Avrupa Birliği’nden gelecek teşvik ve ısrarlı takip, Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü kolaylaştıracağı gibi çözüm sürecine de ivme kazandıracaktır. Bu meselelerin aşılması, Türkiye’nin insan hakları karnesinde önemli bir gelişme sağlayacaktır.

Nihayetinde Türkiye’nin hukuk, demokrasi ve insan hakları alanındaki sorunlarının önemli bir kısmı, Kürt meselesinin çözülememesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de şu an ağır aksak da olsa devam eden süreç, Avrupa Konseyi’ne hem bir zemin sunmakta hem de üzerine düşen sorumlulukları hatırlatmaktadır.”