Kürt Hukukçular Konferansı: Direniş yeni bir aşamaya evrildi

Demokratik Kürt Hukukçular Konferansında Önder Apo'nun yeni paradigmasıyla direnişin yeni bir aşamaya evrildiği vurgulanarak, Önder Apo ile müzakere edilmesi gerektiği belirtildi. Konferansta Önder Apo'nun statüsünü belirleyecek kanun çıkarılması istendi.

Birçok hukuk kurumunun çağrısıyla “Özgürlük, statü ve barış için demokratik hukuk” şiarıyla Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı gerçekleştirdi. ÇandAmed Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansa, çok sayıda baro başkanı, akademisyen ve hukuk örgütü temsilcileri katıldı.

İlk olarak konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak, Kürdistan dört parça olduktan sonra Kürtler arasında dağılımın olduğuna dikkat çekti. Hukukçular olarak hukuksuzluk içinde olduklarını dile getiren Çakmak, “Hukukçuyuz ama halkımız bu hukuk içinde kabul edilmiyor. Bir kimlik olarak kabul edilmedi. Bu paradoksu içimizde tartışmalıyız. Sırtımıza koyduğumuz yükle hem kendimize bir yol belirlemeliyiz hem de halkımıza öncü olmalıyız. Baro, dernek, kurumlar olarak kendi içimize ekoloji, kadın, insan hakkı üzerine farklı farklı çalışmalar yürütüyoruz. Ama görünen o ki beraber yetirince çalışmamışız. Bu 2 günde kendi içimizde tartışmalıyız. Nasıl daha fazla birlikte konuşabiliriz, çalışma yapabiliriz, sesimizi nasıl daha fazla yükseltebiliriz? Bizim için siz bu toplumun öncüsüsünüz diyorlar. Madem öyle Türkiye’de 4 parça Kürdistan için bu öncülük rol ve misyonumuzu yerine getirmemiz gerekiyor. Bu içimizdeki dağılımı bitirip; siyasi parti, kurumlar, sivil çalışmalar, demokrasi çalışmaları için öncü olmalıyız. Üzerimizde sorumluluk görüyorum, öncülük yapmalıyız” şeklinde konuştu. 

'ABDULLAH ÖCALAN'IN PARADİGMASIYLA DİRENİŞ YENİ AŞAMAYA GEÇTİ'

Sonrasında söz alan ÖHD Eş Genel Başkanı Ekin Yeter, sözlerine yaşamını yitiren hukukçuları anarak ve tutsak hukukçulara selam göndererek başladı. Buluşmalarının tarihi olduğunu belirten Ekin Yeter, Kürt halkının tarihsel direnişlerine dikkat çekerek, “Kürt halkının tarihsel direnişleri, yalnızca askeri ya da siyasal başkaldırılar değil, aynı zamanda bir hakikat ve hukuk arayışı olarak değerlendirilmelidir” dedi. Kürdistan’da yaşanan mücadeleleri sıralayan Ekin Yeter, “Belirttiğimiz tüm bu mücadele süreçleri, tüm farklılıklarına rağmen ortak bir gerçeği ortaya koymaktadır; Kürtler artık yalnızca hak talep eden değil, aynı zamanda hukuk ve yönetim üreten bir toplumsal özne haline gelmiştir. Kürdistan tarihindeki direnişler, birbirinden kopuk olaylar değil; aksine birbirini tamamlayan ve bugüne taşınan bir süreklilik arz eden özgürlük çizgisi ve mücadele hattıdır. Bu tarihsel direniş çizgisi, günümüze gelindiğinde Sayın Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik toplum paradigması ile yeni bir aşamaya evrilmiştir. Artık mücadele, inkara karşı var olma değil; aynı zamanda demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir hukukun inşası mücadelesi olarak tanımlanmaktadır. Bu yeni aşamada direniş, silahlı ya da klasik isyan biçimlerinden ziyade, demokratik siyaset ve hukuk alanında yürütülen çok boyutlu bir mücadeleye dönüşmüştür” ifadelerini kullandı.

'DEMOKRATİK TOPLUM SOSYALİZMİ' MESAJI

“Kürt hukukçular olarak bizlerin önündeki görev, tüm bu mücadele çizgisini karşıtlık içinde değil; birbirini tamamlayan tarihsel birikimler olarak ele almak ve demokratik toplum hukuku perspektifi ile sentezleyebilmektir” diyen Ekin Yeter, “İçerisinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum sürecinde temel strateji demokratik siyaset ise, temel taktik de demokratik hukukun inşasıdır. Demokratik hukukun inşası, demokratik toplumun varlık, kimlik ve gelişiminin demokratik entegrasyon kapsamında güvenceye alınması ile mümkündür. Bunun için yasal, anayasal ve sözleşmesel düzeyde demokratik entegrasyona imkan veren yeni düzenlemeler zaruridir” dedi.

Demokratik toplumun inşasının aynı zamanda bir arınma süreci olduğunu vurgulayan Ekin Yeter, konuşmasına şu şekilde devam etti: “Arınma hem zihniyet boyutuyla hem de sistem boyutuyla ancak hakikatlerle yüzleşme ile mümkün olabilir. Bu temelde hukuki mevzuatın da ayrımcı ve istisnai düzenlemelerden arındırılması gerekmektedir. Güvenlikçi, cinsiyetçi, milliyetçi, dinci kodların terk edilerek kadın özgürlüğünü ve eşitliğini esas alan, demokrasi ve ekolojiye duyarlı yeni bir hukuksal biçimin oluşturulması önceliklidir. Demokratik toplum sosyalizmi temelinde örgütlenmenin önünü açacak yasal sınırlamaların tespiti ile halkın komünal örgütlenmesinin hukuki zemininin oluşturulması da temel görevler olarak önümüzde durmaktadır. Kürtlerin anadilde eğitim ve öğretim hakkı, Kürt halkının statü sorunu, Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan tüm halkların ve inançların kolektif varlık ve gelişim hakkının tanınması da temel hukuki taleplerimizden olmalıdır.”

ULUSAL BİRLİK   

Ekin Yeter, “Özgürlükçü politik/hukuki çerçeveyi en geniş hukuk yapımızla birlikte tartışmak ve inşası için çalışma yürütmek istiyoruz. Aynı zamanda gerçekleştireceğimiz konferans ile hukuk yapımızın bugüne kadar yürüttüğü çalışmalara ve genel işleyişine dair de kolektif bir değerlendirme sağlamak ve yol haritası oluşturmak istiyoruz. Konferansımız, ileri tarihte yapılacak olan 4 Parça Kürt Hukukçular Konferansı’nın da bir parçasını oluşturacak olup, bu anlamı ile aynı zamanda Ulusal Birlik çalışmalarının da doğal bir parçasını oluşturmaktadır” diye kaydetti.

Amed Baro Başkanı Abdulkadir Güleç, Kürt sorunun sadece siyasi bir sorun olmadığına dikkat çekerek, “Bu sorun Kürt halkının haklarıdır, dilsel, kültürel, demokratik haklar sorunudur. O yüzden çözümü de sadece siyasetle olmaz. Hukuka, demokrasiye, özgürlüğe ihtiyacı var. Kürt halkının özgürlüğü, statüsü ve barışı tartışacağız. Kürt halkının statüsü üzerine konuştuğumuz zaman bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Kürt halkı devletsiz bir halk. Bir halk devletsiz olsa bile statü, dil, kültür, tarih hakkı var. Ama bugün Kürtler yüz yıldır haksız, büyük bir zulüm altında yaşıyor. Ama biz Kürt hukukçular olarak Kürt halkının statüsünü açık etmemiz gerekiyor. Toplumumuz için de dilimizle konuşmamız gerekiyor. Bu sistem içinde eğitim hakkını da dile getirmemiz gerekiyor, kendi kendimizi temsil edelim. Hukukçular olarak bu hakları savunmak zorundayız. Bu haklar için mücadele etmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.  

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çeken Güleç, “Barış sadece silahların susması değil. Bu halkın haklarının, adaletin sağlanmasıdır, toplumun eşit görülmesidir. Ülkenin demokratikleşmesi için ciddi bir şekilde çalışmalıyız. Biz Kürtler fikrimiz ne olursa olsun, bir birimizi sevmeliyiz ve Kürt halkının birliği için çalışmalıyız. Birinci eksikliğimiz; çok fazla bir araya gelmiyoruz, birliğimizi güçlendirmiyoruz. 20 yıldan fazla süredir ulusal kongre için çalışma yürütülüyor. Sayın Abdullah Öcalan bir görüşmede ‘Sadece Kürt partileri, Kürt temsiliyetini kendi partisi üzerinden veremez. Ulusal kongre sağlanmalı. Ben ulusal kongre için Barzani ve Leyla Zana’yı eşbaşkan olarak öneriyorum’ demişti. 17 yıl geçti üzerinden ama ulusal kongre sağlanmadı. Kürt halkı bir araya gelmeli. Biz hukukçularda olarak bir araya gelip, birliğimizi; Kürt Hukukçular Birliği’ni sağlamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Son olarak Kürt halkının mücadelesi içinde Kürt kadınların bütün toplumsal mücadelelerde büyük roller üstlendiğine dikkat çeken Güleç, “Zekiya Alkan, Beritan gibi birçok kahraman kadın bu mücadelede yaşamını yitirdi.  Bu yüzden demokratik toplum kadınların özgürlüğü olmadan olmaz. Bunun için çalışma yürütmemiz gerekiyor. İnanıyorum ki bu konferansın sonuçları sadece hukukçular için değil; bütün Kürt halkı ve Türkiye halkları için umut olur” diye belirtti.

Mûş Baro Başkanı Kadir Karaçelik, Kürt halkının sistem dışında bırakıldığını, sistemin Kürtlerin hukuki ve siyasi haklarına karşı büyük bir kuşatma gerçekleştirdiğini belirterek, “Tarihsel gerçeklik ve hak dediğimiz değerle çatışma içinde olan bu tutum, demokratik değerlerle olan ilişkisi son derece sorunlu bir şekilde ilerleyecekti. Herkesi kapsamayan toplumsal sözleşme, temel hakları tanımayan bir hukuksal sistem olarak karşımıza çıkacaktı. Bu kuşatma karşısında hayatta kalmak elbette kolay değildi. Kürtlük bulduğu her çatlaktan sızıp filizlenmeye çalışırken, sürekli ağır müdahalelere maruz kaldı. Bu aynı zamanda hukukla ve adaletle hiçbir alakasının olmadığı yerdir. Kürt halkı yüzünü barıştan ve demokrasiden çevirmeyen bir mücadele ortaya koydu, koymaya devam ediyor. Bu yorucu ve ölümcül ilkimde Kürt hak hareketi öncüleri de tarihsel mevzide yerini almaktan geri durmayacaktı. Kürtler savunmasız bir halktı ama savunulmayan bir halk değildi. Kıymetli öncülerimiz vardı. Var olma hikayesini tamamlayan Kürt hareketi, barış ve demokratik toplum şiarıyla mücadele hattında yeni bir aşamaya geçmiştir. Bizler hukuk ve kurum ve insanları olarak toplumsal barış sürecine katkı sunmak, inşa sürecindeki hukuksal formları tartışmak ve rasyonel önerilerde bulunmak gibi tarihsel hükümlülükle karşı karşıyayız” diye belirtti.

Ardından söz alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Kürtlerin yakın dönemde hukuk dışına itildiği belirterek, eşit yurttaşlık talebine işaret etti. Aydın, “Bu paradigma diğer etnik kimliklerin kendi diliyle, inançlarıyla özgür şekilde cumhuriyete entegre olmasıdır. Cumhuriyetin tekçiliğinden kurtulduğu, tüm kimliklerin kendini içinde bulduğu Demokratik toplum paradigmasına ihtiyaç duyulmaktadır” diye konuştu. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin tek hedefinin silahsızlanma olmaması gerektiğini vurgulayan Aydın, “Silahların susması sürecin başarısı açısından çok önemlidir. Hedef sorunun çıkış nedenini odaklanarak, ülkede yaşayan tüm inanç, grup, kültürlerin birlikte yaşamasının yollarına ulaşmaktır” diye kaydetti.  

Uzun süredir tartışılan çerçeve yasaya dair de konuşan Aydın, “Muhataplarıyla müzakere edilmeyen, mütabakata varılmayan bir çerçeve yasa ve onun getireceği düzenlemelerin sorunun ihtiyaçlarına cevap verme ihtimali yok. Onun için mutlak suretle bu yasanın muhataplarıyla, özellikle Sayın Öcalan’la müzakere edildikten sonra meclise gelmesinin hayati önemde olduğunu düşünüyoruz. Uygulama kabiliyeti olmayan bir yasa, meclisin gündemine gelir ve yasalaşırsa, uygulanmazsa sürecin çökme riski var” diye kaydetti.   

Hukuki Araştırma ve Eğitim (DADSAZ) Eşbaşkanı Sipan Gökan ise, yaptıkları dil çalışmalarına dair aktarımlarda bulunarak, iki ay içinde bir Kürtçe hukuk terminolojisi sözlüğünün yayımlanacağını duyurdu. Son olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çeken Gökan, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın rolünü ve misyonunu yerine getirebilmesi adına kendisinin içinde bulunduğu koşullar ele alınmalıdır. Statüsünü belirleyecek kanun çıkarılarak, meclise gelmeli. Bizler Kürt hukukçular olarak bu onurlu çalışmayı Kürtçe diliyle yürütmeliyiz" dedi.

Ardından Başur ve Rojava’dan Kürt hukukçuların gönderdiği görüntülü ve yazılı mesajlar okundu. Sonrasında Abdullah Öcalan’ın avukatı ve İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol konuşarak,  Abdullah Öcalan’la 2024’te görüşmeler başladığını hatırlatan Erol, “Sayın Öcalan’ın durumuna ilişkin olarak, tecridin çözüm ve diyaloğun önünde bir engel teşkil ettiğini sıklıkla dile getirdik. Bu süreçte ayrıca, Kürt hukuk ilkeleri bağlamında demokratik bir hukuki çerçeve üzerinde de durmalıyız” dedi. Kürt halkının cumhuriyetten bu yana kollektif bir şekilde cezalandırıldığını, ,ötekileştirildiğini belirten Erol, “Kollektif olarak cezalandırılan, ötekileştirilen bir sorun ancak toplumsal tanımayla giderilir, Kürdün hukukun ve entegrasyonu toplumsal tanımayla gerçekleştirilebilir. Kürtlerin haklarının tanınması ve yasallık kazanması gerekir. Bu nedenle bizim payımızı düşende Kürtlerin kollektif varlığı için mücadele etmek”  diye konuştu.

Faik Erol, 24 Mayıs’tan bu yanadır İmralı’da görüşme gerçekleştirmediklerini hatırlatarak, “Başkan Öcalan’ın bütünlüklü bir mesajını iletmek isterdik. Ama yaklaşık 40 günlük süredir adaya gidemedik. Bu tuhaf bir durum. Bu denli önemli bir eşikteyken, doğal olarak bizim her hafta İmralı’da haber alabilmemiz gerekir. Bu sürecin en önemli gerekliliklerinden biridir. Bu heyet olur, avukat, aile, gazeteciler olur ama bu mevcut durumun aşılması gerekir. 24 Mayıs’taki görüşmemizde kısa bir çerçeveyle görüşmüştük. Sayın Öcalan’ın konferansın tüm katılımcılarına başarı dileklerini, saygı ve sevgilerini gönderdiğini iletmekten onur duyarım” aktarımında bulundu. 

Mesajların ardından konferans basına kapalı şekilde devam etti.