İran’da 2022’de Jîna Emîni’nin gözaltına alındıktan sonra işkenceyle katledilmesiyle başlayan ve kısa sürede ülke geneline yayılan “Jin, Jiyan, Azadî” serhildanı, halkın yıllardır rejime karşı biriktirdiği öfkeyi açığa çıkardı. Protestoların şiddetle bastırılmasıyla ortaya çıkan yeni süreç, kadınların eğitimden çalışma yaşamına, dijital alandan aile yapısına kadar uzanan geniş haklarını yok saydı, yasakladı ve sansürledi.
Bu süreçte rejimin saldırıları sonucu yüzlerce protestocu katledildi, on binlerce kişi gözaltına alındı ve aralarında çocuklar ile genç kadınların da bulunduğu birçok kişi işkence, cinsel şiddet ve keyfi tutuklamalara maruz kaldı. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, özellikle 2023 sonrası dönemde kadınlara yönelik denetim politikalarının yeniden yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Amnesty International, Human Rights Watch, Birleşmiş Milletler İran Gerçekleri Araştırma Misyonu (FFM Iran), ve çeşitli bağımsız izleme kuruluşlarının değerlendirmelerinde, kamusal alanın giderek daha fazla gözetim mekanizmalarıyla denetlendiği belirtiliyor. İran rejiminin özellikle büyük kentlerde güvenlik kameraları, dijital takip sistemleri ve idari yaptırımlar üzerinden yeni bir kontrol ağı geliştirdiğine ilişkin değerlendirmeler uluslararası basında da geniş yer buldu. BM Fact-Finding Mission raporları, protestoların bastırılmasında işkence, tecavüz ve cinayet gibi saldırıların insanlığa karşı suç niteliği taşıyabileceğini ortaya koydu.
FİZİKİ DENETİME DİJİTAL DE EKLENDİ
2024 yılı boyunca Tahran, Meşhed, İsfahan, Şiraz ve Tebriz gibi büyük şehirlerde kadınlara yönelik kıyafet denetimlerin yeniden sıkılaştırıldı. “Başörtüsü” dayatmalarına uymayan kadın sürücüler mesajla tehdit edildi ve bazı işletmeler geçici olarak mühürlendi. Dolayısıyla rejim, fiziki denetim ve baskıyı, dijital gözetimle birleştirerek kadınların iradesini kırmayı hedefi haline getirdi. Bu bağlamda “Nazer” adlı mobil uygulama üzerinden vatandaşlar kadınların araç plakalarını, konum ve saat bilgilerini bildirerek ihbar edebiliyor; İHA’lar, yüz tanıma sistemleri ve yol kenarı kameraları da yaygın şekilde devreye sokuldu. Amirkabir Üniversitesi gibi kampüslerde yüz tanıma yazılımları girişlerde aktif hale getirildi, taksi ve ambulanslardaki kadınlar dahi bu denetim ağından muaf tutulmadı.
ÜNİVERSİTELERDE ÖĞRENCİ AVI
Kadınların en aktif olduğu alanlardan biri olan üniversiteler de bu süreçte güvenlik politikalarının doğrudan hissedildiği yerler arasında yer aldı. Tahran Üniversitesi, Şerif Teknoloji Üniversitesi, Allameh Tabataba’i Üniversitesi ve Beheşti Üniversitesi’nde protestolar sonrası disiplin soruşturmaları, uzaklaştırmalar ve kampüs içi güvenlik uygulamaları gündeme geldi. Scholars at Risk ve çeşitli akademik özgürlük kuruluşlarının raporlarında, özellikle kadın öğrencilerin protestolara katılımı nedeniyle baskı gördüğüne ilişkin değerlendirmeler yer aldı. Üniversiteler uzun süredir İran’daki toplumsal hareketlerin en görünür alanlarından biri olduğu için, rejimin “güvenlik refleksleri” de ilk olarak bu alanlara yansıyor. Yüz tanıma sistemleri kampüs kapılarında kadın öğrencileri hedef alacak şekilde konumlandırıldı ve protestolara katılan birçok genç kadın eğitim hakkından mahrum bırakıldı.
NİLÜFER, ELAHE, NERGİS…
Öte yandan, kadın gazeteciler, avukatlar, insan hakları savunucuları ve sanatçılar da rejimin hedefiydi. Jîna Emînî’nin katledilmesini kamuoyuna taşıyan gazeteciler Nilüfer Hamedi ve Elahe Muhammedi uzun bir süre tutuklu kaldı. Nobel Barış Ödülü sahibi insan hakları savunucusu Nergis Muhammedi hakkında devam eden yargı süreçleri ise İran’daki kadın hakları mücadelesinin uluslararası ölçekte görünür hale gelen en önemli örneklerinden biri oldu. Bunun yanında çok sayıda kadın aktivist, sanal medya paylaşımları veya protesto bağlantılı faaliyetler nedeniyle soruşturma süreçleriyle karşı karşıya kaldı. Hamedi ve Muhammedi’nin duruşmaları ve geçici tahliyelerine rağmen baskılar sürmüş, Nergis Muhammedi ise ciddi sağlık sorunlarına rağmen tedavi hakkına erişemedi.
CEZAEVLERİNDE DURUM VAHİM
Cezaevlerinde de hak ihlalleri korkunç boyutlara ulaştı. 2008 yılından bu yana cezaevinde rehin alınan Zeynep Celaliyan, KJAR üyesi Werişe Muradi ve hakkında idam cezası verilen aktivist Pexşan Ezîzî’ye yönelik baskılar içerideki hak ihlallerinin en somut örnekleri. Kadınların tutuklanması ve idam cezalarına çarptırılması ayrıca muhalefete de açık mesaj niteliği taşıyor. Zeynep Celaliyan, yıllardır ağır sağlık sorunları yaşamasına rağmen yeterli tedavi engellenerek Yazd Cezaevi gibi uzak yerlerde tutuluyor. Celaliyan ayrıca en uzun süre tutuklu bulunan kadınlardan.
EKONOMİK BASKI, DERİN YOKSULLAŞTIRMA
Kadınların hem rejimin hem de erkeklerin “insafına” bırakılıp iradelerini teslim almaya çalışıldığı alanlardan biri de kuşkusuz ekonomi oldu. İran’da son yıllarda yüksek enflasyon, para birimindeki değer kaybı ve alım gücündeki düşüş, özellikle düşük gelirli ailelerde kadınların omuzlarındaki ekonomik yükü artırdı. Dünya Bankası ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) değerlendirmelerinde, İran’da kadınların iş gücüne katılım oranının uzun süredir düşük seviyelerde kaldığı belirtilirken, ekonomik kriz ile birlikte kayıt dışı çalışma biçimlerinin daha da yaygınlaştığı ifade ediliyor. Ev içi üretim, geçici işler ve güvencesiz çalışma biçimleri özellikle büyük şehirlerin çevresindeki yoksul mahallelerde daha görünür hale geldi.
ROJHİLAT DAHA YOKSULLAŞTIRILMIŞ
Bu tablo Rojhilat’ta daha ağır hissediliyor. Urmiye, Sinê, Kirmanşan ve Merîwan çevresinde sınır ekonomisine bağlı yaşam biçimi, kadınların gündelik hayatını doğrudan etkiliyor. Örneğin; rejim elemanlarını açtığı ateş sonucu katledilen veya yaralanan kolberlerin ailelerinde ekonomik yük çoğu zaman kadınların omuzlarına kalıyor. İnsan hakları izleme kuruluşlarının raporlarında, sınır bölgelerinde yaşayan kadınların yalnızca ekonomik krizle değil, aynı zamanda güvenlik baskısıyla da mücadele ettiği belirtiliyor. Kadın kolberler, yoksulluk ve işsizlik nedeniyle dağlık sınır hatlarında ağır yükler taşıyarak geçim sağlamaya çalışıyor. Bu durum hem cinsiyet hem de etnik kimlik temelli kesişimsel ayrımcılığın somut bir yansıması olarak öne çıkıyor.
TEMEL HAKLARINA ERİŞEMİYOR
Benzer bir durum Sistan-Belucistan hattında da görülüyor. Ekonomik yoksulluk, sınırlı kamu hizmetleri ve güvenlik politikaları iç içe geçmiş durumda. Kadınlar çoğu zaman sağlık ve eğitim haklarına erişemiyor. Bu da kadınların yapısal eşitsizliklerden daha yoğun etkilendiğini gözler önüne seriyor. Bölgede kamu yatırımlarının yetersizliği, etnik ayrımcılık ve çatışma ortamı, kadınların temel hizmetlere ulaşımını daha da zorlaştırıyor.
DİJİTAL ALAN YASAKLANDI
Öte yandan, halk protestoları sonrası dijital alanın yasaklanması ve sansür hem bilgi dolaşımını engelledi hem de kadınların ekonomik ve sosyal görünürlüğünü etkiledi. Ülkede çok sayıda kadın küçük ölçekli dijital işletmeler, çevrim içi satış ağları ve sosyal medya üzerinden gelir elde ederken, internet erişimindeki kısıtlamalar doğrudan ekonomik yaşamı da etkileyen bir unsur haline geldi. Özellikle moda, tasarım, eğitim ve dijital hizmet alanlarında çalışan kadınlar için sosyal medya yalnızca iletişim alanı değil, aynı zamanda temel ekonomik faaliyet alanlarından biri durumundaydı. Rejim, bu platformları da hedef alarak kadınların bağımsız gelir kaynaklarını daralttı.
SESLERİ HER ALANDA KISITLANIYOR
Tüm bu bilgiler, İran’da kadınlara yönelik baskıların sadece bireysel özgürlük veya kıyafet tartışmasıyla açıklanamayacak kadar geniş bir toplumsal alana yayıldığını gösteriyor. Kadınların yaşamı bugün güvenlik politikaları, ekonomik kriz, dijital gözetim, eğitim alanındaki baskılar, yargı süreçleri, toplumsal hareketler ve bölgesel savaş atmosferiyle doğrudan bağlantılı hale gelmiş durumda.
Yarın: Savaşın gölgesinde İran ve Rojhilatê Kurdistan-IV