DEM Parti Merkezi Örgütlenme Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yaşanan gecikmeler, Önder Apo’nun statüsü ve son günlerde en çok konuşulan çerçeve yasaya ilişkin ANF’ye değerlendirmede bulundu.
“SÜRECİN BU KADAR UZAMASI BİR PROBLEM VE KRİZE DÖNÜŞÜYOR”
Sürecin uzamasının toplumda umutsuzluğu artırdığını ifade eden Mahfuz Güleryüz, şunları kaydetti:
“Doğrusu sürecin bu kadar uzamış olması başlı başına bir problem. Yani bu son duraksama meselesini de bir problem olarak değerlendirmek gerekiyor. Zira bütün kamuoyunun da sizlerin de bildiği gibi esasen komisyon çalışmasını bitirdikten hemen sonra Devlet Bahçeli ve Erdoğan’ın açıklamaları olmuştu. Hepsinin ortak sözü şuydu; bu komisyon çalışmasından hemen sonra bir an evvel komisyonun ulaştığı sonuçlara dair bir yasal çerçevenin açığa çıkarılması. Dolayısıyla bu çerçevenin bir an önce Meclis’e sunulması şeklinde bir hemfikirlilik vardı. Toplumsal olarak bütün kesimlerin ortak bir konsensüs halinde durduğu noktaydı. Dolayısıyla kamuoyu, toplum ve bizler hâlen o noktadayız. Yani bir an önce tıpkı kendilerinin ifade ettikleri gibi bu yasanın bir an önce çıkarılması ve pratikleştirilmesidir. Sürecin bugüne kadar sarkmış olması başlı başına büyük bir problem. Bu problem her geçen gün deyim yerinde ise bir krize dönüşüyor.”
“SÜRECİN SÜRÜNCEMEDE BIRAKILMASI TOPLUMSAL BEKLENTİLERİ ZAYIFLATIYOR”
Önder Apo’nun tarihi çağrısı ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımların üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Türk hükümeti tarafından somut bir adım atılmamasının toplumsal beklentileri zayıflattığını belirten Güleryüz, şunları dile getirdi:
“Toplumda umutsuzluğun yaygınlaşmasının ve toplumsal beklentilerin zayıflamasının ana nedeni hükümet tarafından hâlâ gerekli adımların atılmamasındandır. Meclis komisyonunun sonuç raporu üzerinden neredeyse 5-6 ay geçmesine rağmen bu meselenin tabiri caizse bir sürünceme hâline dönüştürülmüş olması toplumda büyük bir kaygı gerekçesine dönüşmüş durumda. Bizde de büyük bir kaygı gerekçesidir.”
“AKP BU KONUYU ÇEŞİTLİ HESAPLARIN MERKEZİNE KOYMUŞ DURUMDA”
AKP’nin Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sürecine dar parti çıkarları ve dar bir çevre çıkarı ekseninde yaklaştığını aktaran Mahfuz Güleryüz, sözlerine şöyle devam etti:
“Özellikle AKP bu konuyu çeşitli hesapların merkezine koymuş durumda. Bu hesaplar Türkiye adına, Türkiye halkları adına, Türkiye’nin gelecek yüzyılı adına yapılan hesaplar değil. Kesinlikle dar bir parti çıkarı, dar bir çevre çıkarı ekseninde yürütülen hesaplardır. Bu hesapların hiçbirinin Türkiye halkına, Türkiye devlet gerçekliğine bir fayda sunmayacağı, bir yarar sunmayacağı hepimizin malumudur. Toplumun malumudur. Dolayısıyla biz bir bütün olarak bu meselenin artık bir an önce doğru bir mimariye kavuşturulup kamuoyunun önünde şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz.”
“SAYIN ÖCALAN’IN ROLÜ DOĞRU OKUNAMIYOR”
Önder Apo’nun sürecin temel muhatabı olduğunu dile getiren Güleryüz, Türk devlet aklı tarafından ya da hükümet tarafından Önder Apo’nun rolünün doğru okunmadığını belirterek şunları kaydetti:
“Sayın Öcalan’ın bu meseledeki rolü ve misyonu Türk devlet aklı tarafından ya da hükümet tarafından doğru okunamıyor. Şimdi kamuoyunun bildiği gibi Sayın Bahçeli’nin çağrısından hemen sonra Sayın Öcalan büyük bir irade aldı ve bu irade neticesinde başta kendi hareketi olmak üzere Kürt özgürlük hareketinin bütün bileşenlerine ve Kürt halkına esasen bir çağrıda bulundu. Peşi sıra Türkiye muhalefetine, Türkiye demokratik kamuoyuna bir çağrıda bulundu. Ve şunu çok rahatlıkla söylemek gerekir ki Sayın Öcalan’ın muhatabı olan bütün kesimler, bu sorumluluğun arkasına dizildi ve büyük iradeye, büyük bir saygıyla karşılık verdi. Sayın Öcalan’ın çağrısı, kendi toplumu tarafından, kendi hareketi tarafından büyük bir karşılık buldu ve bu çağrının gerekleri yerine getirildi.”
“DEVLET ÜZERİNE DÜŞENİ HÂLÂ YERİNE GETİRMEDİ”
Kürt Özgürlük Hareketi’nin aldığı kararlar ve attığı adımlara işaret eden Güleryüz, buna karşılık devletin gerekli hukuki altyapıyı oluşturmadığını dile getirerek şunları kaydetti:
“Sayın Öcalan büyük bir irade alarak hareketine fesih kongresi çağrısı yaptı. Silahların bırakılması çağrısını yaptı. Ve örgütü de buna icabet etti. Şimdi sonuç ne oldu? Evet, PKK kendini feshetme kararı aldı bir kongreyle ve silahlarını bırakma kararı aldı. Ama silahlarını bırakma kararı alırken şunu söyledi;
‘Benim silahlarımı bırakabilmem için devletin bir zemin sunması gerekiyor. Yasal bir zemin.’ Şimdi esasen komisyon da bunun hazırlığını yaptı. Yani komisyon silahların nasıl bırakılacağına dair bir yol haritası, bir perspektif çizdi. Şimdi devlet bu sorumluluğunu yerine getirmiş değil. PKK hem kendini feshetme kararı aldı. Silahları bırakma kararının yanında bir de iyi niyet göstergesi olarak çeşitli alanlardan çekildi ve bir törenle silahlarını yaktı. Şimdi burada verilen mesaj neydi? Biz hazırız mesajı verildi. Ama devlet bu konuda gerekeni yerine getirebilmiş değil henüz. Bu yasanın çıkmasını sağlayabilmiş değil.”
“AKP SÜREKLİ ‘TESPİT VE TESCİL’ DEMAGOJİSİ YAPIYOR”
“AKP sözcüleri çıkıp sürekli kamuoyunda ‘tespit ve tescil’ demagojisi yapıyor” diyen DEM Partili Güleryüz, şunları belirtti:
“Şimdi PKK bu konuda kararını aldı. Bunu bütün dünya kamuoyuna, Türkiye kamuoyuna ifade etti. Ve bunun için yasal adımların atılması gerektiğini ifade etti. Bunun yapılabilmesinin tek koşulunun yasal zeminin hazır hâle getirilmesinden bahsetti. Peki buna dair bir adım atılabilmiş mi? Atılmamış. Şimdi silahlar nereye bırakılacak? Kime bırakılacak? Silahı bırakılanlar ne olacak? İşte bıraktılar, yaktılar silahlarını. 30 kişilik bir ekip silahlarını bıraktı. Yaktı hatta. Şimdi bu ekibin Türkiye’ye dönebilme koşulları var mı? Hepimiz biliyoruz ki yok. Sayın Bahçeli de ifade etti. ‘Bu koşul henüz yok. Keşke silahlarını yakanlar Türkiye’ye gelebilseydi’ dedi. O da bunun farkında. Şimdi bütün toplum bunun farkında. Yasa çıkarılmadan insanların gelebilme ihtimali koşulları yok. Bunu AKP sözcüleri demagojik bir söylemle sürekli toplumun karşısına çıkıp işte tespit ve tescil diyor.
Neyin tespitini ve tescilini yapacaksınız? İnsanlar silah bırakma kararı aldılar. Peki silahları nereye bırakacaklar? Buna ilişkin bu devletin bir hazırlığı bir mekanizması var mı? Kime bırakacaklar? Bırakanlar ne olacak? Bırakıp dağda kalmaya devam edecekler. Ne yapacaklar? Yani şimdi buna ilişkin bu devletin vermiş olduğu bir şey var mı? Bir karar var mı? Bir yanıt var mı? Yok.”
“SAYIN ÖCALAN’IN YASAL STATÜSÜ NETLEŞTİRİLMEDEN BU İŞ NASIL YÜRÜYECEK?”
Önder Apo’nun yasal statüsü netleştirilmeden, özgür yaşar ve çalışır koşulları ortaya konulmadan sürecin yürütülmesinin mümkün olamayacağını aktaran Güleryüz, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu sürecin baş müzakerecisi Sayın Öcalan’dır. Örgütü de diyor, toplum da bunun böyle olduğunu biliyor. Devletin de birinci elden muhatap aldığı kişi Sayın Öcalan. Bunu hepimiz biliyoruz. Peki Sayın Öcalan bütün bu süreci yürütürken nasıl yürütüyor? Bunun yasal zemini nedir? Yasal ve hukuki karşılığı nedir? Sayın Öcalan 12 metrekarelik bir hücrede bu işi nasıl yürütecek? Toplumla buluşmadan, toplumla buluşma imkânları sağlanmadan Sayın Öcalan’ın yasal statüsü netleştirilmeden, özgür yaşar ve çalışır koşulları ortaya konulmadan bu iş nasıl yürüyecek? Şimdi bu açıdan evet toplum hazır, kamuoyu hazır ama AKP hükümeti hazır değil. Bunu anlıyoruz.”
“AKP BU MESELEYE GÖZÜNÜ KAPATARAK YAKLAŞAMAZ”
DEM Parti olarak iki yılı aşkın sürede binlerce toplantı ve dört büyük miting gerçekleştirdiklerini ifade eden Güleryüz, AKP’nin meydanlardaki taleplere kulak vermesi gerektiğini belirterek şunları dile getirdi:
“Biz sürecin başından bugüne kadar 2 bin 500’den fazla toplantı yaptık, buluşma gerçekleştirdik. 3.000’i aşan bir toplantı ve yüz binlerce insanla yüz yüze gelip bu meseleyi anlatmışız. Toplumsallaştırılması için her türlü yolu yöntemi devreye koymuşuz. Ve gittiğimiz her yerde toplumumuzun bu işin arkasında olduğunu görmüşüz. Tespit etmişiz, tescil etmişiz onların deyimiyle. Gelip bir baksalardı. Şimdi en son dört kente yaptığımız mitingler ortada. Oradaki fotoğrafa bir baksınlar. Bir kez daha şapkalarını önlerine koysunlar. Bakın, 2015’ten bu yana bizim yaptığımız en görkemli mitingler oldu. İstasyon Meydanı’nda Amed’de bir araya gelen kitlemize bir baksınlar. Orada dillendirilen sloganlara bir baksınlar. Kitle ne istiyor? Halk ne istiyor? Toplum ne istiyor? Neyin arkasında? Neyin peşinde? Şimdi bütün bunlar aşikâr ve açık bir şekilde toplumumuzun gözü önünde cereyan eden olgular. Dolayısıyla AKP bu meseleye gözünü kapatarak yaklaşamaz, yaklaşmamalı. Eğer gerçekten Türkiye’nin geleceğini doğru okuyorlarsa, doğru okumak istiyorlarsa ve Türkiye’nin hayrına bir iş yapmak istiyorlarsa, geleceğini düşünüyorlarsa evet bu fotoğrafa bir kez daha baksınlar. Doğru baksınlar. Şapkalarını önlerine koyup baksınlar.”
“BİRKAÇ KÜÇÜK MARJİNAL PARTİ DIŞINDA TOPLUM ÇÖZÜMDEN YANA”
Türkiye’deki küçük birkaç marjinal parti dışında toplumdaki herkesin çözümden yana irade beyan ettiğini söyleyen Mahfuz Güleryüz, şu ifadelerde bulundu:
“Toplum ne istiyor? Türkiye demokratik kamuoyunda muazzam bir konsensüs var. Kürt sorununun demokratik teamüller çerçevesinde çözümü konusunda ben belki de hiç olmadığı kadar büyük bir ittifak var. Yani birkaç tane küçük partiyi, marjinal partiyi çıkarırsak bütün büyük partiler başta olmak üzere emek meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri hepsi bu konudaki iradelerini beyan ettiler. Bizim yaptığımız görüşmelerde bu sürece karşı çıkan hangi büyük toplumsal dinamik var? Aleviler istiyor, emek meslek örgütleri istiyor, kadınlar istiyor, gençler istiyor, ekolojistler istiyor. İstemeyen kim? İstemeyen AKP hükümeti.”
“TÜRKİYE HALKLARININ YAŞAMINI GARANTİ EDECEK BİR SÜREÇTEN BAHSEDİYORUZ”
Önder Apo tarafından başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın Türkiye halklarının yaşamını garantiye alacak bir süreç olduğunu dile getiren Güleryüz, “Bu süreç yine bir seçime kurban edilecek bir süreç değil. Bu açıdan bir kez daha yetkililerimiz, eş genel başkanlarımız sürekli bu konuyu gündemde tutuyorlar. Öyle basit hesaplarla, küçük hesaplarla ele alacağımız bir meseleden bahsetmiyoruz. Türkiye’nin bir bütün olarak geleceğini, bekasını, adına ne diyeceksek diyelim, Türkiye halklarının müreffeh bir şekilde yaşamını garanti edecek bir çalışmadan ve bir düzenlemeden bahsediyoruz. Bir iç sorunun çözümünden bahsediyoruz. Bu süreç bu açıdan dar parti meselelerine kurban edilmemeli.” dedi.
“HİÇ KİMSE YANLIŞ YAPTIĞINI DÜŞÜNMÜYOR Kİ AF BEKLENTİSİ OLSUN”
Çerçeve Yasa ve hükümetin bu yasaya ilişkin sözleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Merkezi Örgütlenme Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, kimsenin af talep etmediğini belirterek şunları kaydetti:
“Kimse af beklemiyor. Böyle bir beklenti içerisinde değil. Daha önce de ifade edildi. Bu mesele bir affetme denklemi içerisinde ele alınamaz, ele alınmamalı. Dolayısıyla bir sorunun çözümünden bahsediyoruz. Bu 100 yıllık bir sorundur. 100 yıllık bu sorunun, Kürt meselesinin yaratmış olduğu sonuçlar vardır. Bu sonuçların toplam çözümünden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu meselenin bir af yasasıyla falan filan çözülemeyeceğini biz de biliyoruz. Bu açıdan kimse bir af beklentisi içerisinde değil. Bu meselenin ya da Kürt sorunundan kaynaklı olan bütün sorun alanlarına çözüm öneriyoruz.
Ama bu çözüm yöntemi içerisinde meseleyi kategorize ederek çıkamayız. Falankes yararlanacak, filankes yararlanmayacak gibi bir kategorik yaklaşım bu meseleyi ıskalamak demektir. Bu meselenin esasını görmemek demektir. Efendim eline silah alan mı almayan mı? Bu meselede herkes çözüm gücü olabilmek için bir şeyler yaptı. Kimisi dağa çıktı, kimisi cezaevine girdi, kimisi demokratik siyasete devam etti alan bulabildiği ölçüde. Ve o kimileri diye tarif ettiğimiz binler belki de milyonlar hakkında hâlen devam eden soruşturma ve kovuşturmalar var. Dolayısıyla kimse herhangi bir suç işlediğini, yanlış yaptığını düşünmüyor ki bir af beklentisi içerisinde olsun.”
“BU MESELE BİR AF YASASI ÇERÇEVESİNDE ELE ALINAMAZ”
“Bu açıdan bu mesele bir af yasası çerçevesinde ele alınamaz, alınmamalı. Buna ilişkin kimsenin bir beklentisi yok. Yasanın belli bir süreye, belli bir sürede gerçekleşmesi meselesi de çok anormal bir mesele değil. Evet, bunun makul bir tarihi olur. Bu konuda bir problem yok. Çünkü münhasır bir yasa. Bu meselenin çözümüne ilişkin özel bir yasadan bahsediliyor. Özel bir yasanın bir takvimi olur. Bu konuda taraflar bir takvim üzerinde uzlaşabilirler, bunda da bir anormallik yok. Ama onun dışında hükümet tarafından kategorize etmek, şunu tutarız bunu tutmayız, bu gelsin, buna kapıyı kapatırız gibi bir yaklaşım bu meselenin çözümünün önündeki engeldir. Bu mesele böyle çözülemez.”
“BİZ YÜZ YILLIK BİR MESELENİN ÇÖZÜMÜNDEN BAHSEDİYORUZ”
“Biz 100 yıllık bir meselenin çözümünden bahsediyoruz. 100 yıllık inkâr politikası, 100 yıllık imha politikası beraberinde sonuçlar yaratmıştır. Bu sonuçların ortadan kaldırılmasına ilişkin doğru, çözümleyici ve yeniden bir buluşmanın, yeniden bir ortaklaşmanın, Sayın Bahçeli’nin ifade ettiği gibi yeniden bir toplumsal sözleşmenin zemini hâline getirebileceğimiz bir yasadan bahsediyoruz. Eğer bu mantıkla yaklaşılırsa bu mesele çözülebilir. Yoksa işte 2000 kişi gelsin de 5000 kişi dışarıda kalsın, 6000 kişi Avrupa ülkelerine gitsin. Bu bir çözüm mantığı değil. Bu bu meseleyi çözme adına ortaya konulmuş bir iyi niyet değil. Madem bir meseleyi çözmek istiyoruz. Madem bu konuda bir irade var. Madem toplumsal bir uzlaşı var. Toplumsal bir konsensüs var. Buna uygun bir yasal çerçeve toplumumuzun ve bizlerin beklentisidir. Bunun dışındaki yaklaşımlar mesele için çözümleyici yaklaşımlar değil.”