Önceki çözüm sürecinin bitmesinin ardından Kürdistan’ın birçok kentinde gerillalara ait mezarlıklar tahrip edildi. Büyük bölümü çözüm süreci döneminde halk tarafından inşa edilen mezarlıklar, iş makinaları ve hava saldırıları sonucu kullanılamaz hale getirildi. Kent merkezlerine yakın bölgelerde bulunan mezarlıklarda mezar taşları sökülürken, ibadet amacıyla kurulan konteynerler ve yapılar da yıkıldı.
Kent merkezlerinden uzak dağlık alanlarda bulunan mezarlıklar ise tahrip edilmekle kalmadı, bu bölgelere halkın giriş ve çıkışları da yasaklandı. Özellikle Herekol, Gabar, Bagok ve Dersim'de bulunan mezarlıklara yaklaşık on yıl boyunca ziyaret gerçekleştirilemedi.
Geçtiğimiz yıl başlayan diyalog süreciyle birlikte daha önce yasaklı olan mezarlıklara ziyaretler yeniden başladı. Ancak yıllar sonra mezarlıkları ziyaret eden aileler, karşılarında yıkılmış ve büyük ölçüde tahrip edilmiş mezarlar buldu.
Bayramlar ve özel günlerde mezarlıkları ziyaret eden aileler, kırılmış taşlar arasında hem yakınlarını anıyor hem de ibadet etmeye çalışıyor. Aradan geçen zamana rağmen mezarlıkların onarılmaması ve yeniden düzenlenmemesi ailelerin tepkisine neden oluyor.
Mezarlıkların eski haline getirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunan aileler, kemiklere ve ölülere yönelik düşmanlığın sona ermesini talep ediyor. "Düşman hukukuna son verilmesi" gerektiğini ifade eden aileler, mezarlara yönelik saldırılarla aynı zamanda toplumsal hafızanın da hedef alındığını belirterek, değerlerine sahip çıkmayı sürdüreceklerini vurguladı.
MEZARLIKLARIN BİR KISMI TAHRİP EDİLİRKEN BİR KISMI TAMAMEN YIKILDI
Bu çağrıyı sık sık dile getiren ailelerden biri de Özgen ailesi. Nevzat Özgen’in abisi Ferdi Özgen (Amed), 11 Mart 1999'da Sason kırsalında yaşanan bir çatışmada yaşamını yitirdi. Çatışmanın ardından defnedildiği yerden çıkarılan cenazesi, 2013 yılında onlarca gerillanın naaşıyla birlikte Licê'nin Sise köyünde inşa edilen "Şehit Amed ve Hevidar Mezarlığı"na getirildi.
Bölgede kurulan ilk şehitlik olduğu bilinen mezarlık, çözüm sürecinin sona ermesinin ardından birçok kez saldırıya uğradı. Mezar taşlarının kırıldığı, mezarların tahrip edildiği ve mezarlık içinde bulunan ibadethanenin yıkıldığı şehitlikte yıkıntılar bugün de olduğu gibi duruyor.
Her bayram abisinin mezarını ziyaret ettiğini belirten Nevzat Özgen, ziyaretlerini kırılmış mezar taşları arasında yapmak zorunda kaldıklarını söyledi. Kendisinin yanı sıra çok sayıda ailenin de benzer bir durumla karşı karşıya olduğunu ifade eden Özgen, aradan geçen zamana rağmen tahrip edilen mezarlığın onarılmadığına dikkat çekti.
Mezarlıkların yeniden düzenlenmesi ve korunması gerektiğini vurgulayan Özgen, "Değerlerimize ve hafızamıza sahip çıkmalıyız" diyerek hem insan hakları savunucularına hem sivil toplum kurumlarına hem de ailelere çağrıda bulundu.
1990’lı yıllardan bu yana binlerce insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatan Özgen, birçok ailenin yıllar sonra yakınlarının cenazelerine ya da kemiklerine ulaşabildiğini söyledi. Bu süreçte oluşturulan mezarlıkların aileler açısından önemli bir anlam taşıdığını vurgulayan Özgen, “Toplumumuz inançlı bir toplumdur. İnsanlar, geriye sadece bir kemik parçası kalmış olsa bile yakınlarına sahip çıkmak ister. Bu hem insani hem de kültürel bir değerdir. Oluşturulan mezarlıklar da bu ihtiyacın bir sonucu olarak ortaya çıktı” dedi.
'HAFIZA VE MANEVİYAT HEDEF ALINIYOR'
Özgen, özellikle “çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemde mezarlıklara yönelik daha temkinli bir yaklaşımın benimsendiğini, ancak sonraki yıllarda bu durumun değiştiğini savundu. Mezarlıklara yönelik müdahalelerin ciddi bir sorun haline geldiğini belirten Özgen, bu tür uygulamaların toplum üzerinde derin yaralar açtığını ifade etti.
Son olarak ziyaret ettiği mezarlıkta karşılaştığı durumu da anlatan Özgen, “Ramazan Bayramı’nda mezarlığa gittiğimde kardeşime ait bir parçanın yaklaşık 150-200 metre uzağa savrulduğunu gördüm” dedi.
Yaşananların yalnızca mezar taşlarının kırılması ya da mezarlıkların tahrip edilmesi olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Özgen, “Bu durum aynı zamanda hafızanın ve maneviyatın hedef alınmasıdır. Mezarlıklara yönelik saldırılar yalnızca ölen kişilere değil, onların ailelerine ve topluma da yöneliktir. Bu insanlar zaten yaşamlarını yitirmişti. Ancak mezarlıklara yönelik müdahaleler, geride kalanlar açısından çok ağır sonuçlar doğurdu. Yaşananlar toplumsal hafızada derin izler bıraktı” diye konuştu.
'İNTİKAM DUYGUSUYLA BİR GELECEK İNŞA EDİLEMEZ'
Mezarlıklara yönelik saldırıların münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Özgen, bu uygulamaların geçmişte yaşanan faili meçhul cinayetler, köy boşaltmaları ve benzeri politikaların bir devamı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
Bu tür yaklaşımların toplumsal değerlere zarar verdiğine işaret eden Özgen, “Karşı tarafı mezarlıklar üzerinden etkisizleştireceğinizi düşünebilirsiniz ancak bu yaklaşım aynı zamanda kendi değerlerinize de zarar verir. İntikam duygusu üzerine bir gelecek inşa edilemez. Toplumlar, geçmişte yaşanan acılardan ders çıkararak ortak bir gelecek kurabilir. Yahudiler ve Almanlar gibi geçmişleriyle yüzleşen toplumlar buna örnek gösterilebilir. Biz de bunu başarabiliriz” dedi.
'MEZARLIKLAR YENİDEN İNŞA EDİLMELİ'
Özgen, son dönemde ortaya konulan demokratik toplum ve barış perspektifinin önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, mezarlıkların yeniden düzenlenmesi ve ailelerin manevi ihtiyaçlarının gözetilmesinin toplumsal barış açısından da önemli bir adım olacağını söyledi.
Meselenin yalnızca mezarlıklarla sınırlı olmadığını vurgulayan Özgen, “Bu mesele yalnızca mezarlıklarla ilgili değildir. Aynı zamanda toplumsal hafıza, saygı ve birlikte yaşama kültürüyle ilgilidir” dedi.
27 Şubat’tan bu yana ortaya konulan demokratik toplum ve barış perspektifinin toplumsal sorunların çözümü açısından önemli bir yol haritası sunduğunu ifade eden Özgen, bu yaklaşımın mezarlıklar meselesi dahil olmak üzere birçok konuda ortak bir uzlaşı zemini yaratabileceğini dile getirerek şunları söyledi: “Özellikle 27 Şubat’tan bu yana Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu yeni yaklaşım, yeni strateji ve demokratik toplum perspektifi hepimiz açısından yol gösterici olabilir. Bu mezarlıklar hepimizin mezarlıklarıdır. Burada bu toplumun en kıymetli insanları yatıyor. Genç yaşlarda hayatını kaybetmiş insanlar var. Onların anneleri, babaları, kardeşleri, yeğenleri ve dostları bugün hâlâ yaşıyor. Bu nedenle siyasetçilerin de devletin de bu konuya karşı sorumluluğu vardır.”
'SEMBOLİK ZİYARETLER TEK BAŞINA ANLAM TAŞIMIYOR'
Bugüne kadar ortaya konulan yaklaşımların yeterli olmadığı belirten Nevzat Özgen, sembolik ziyaretlerin tek başına bir anlam taşımadığını ifade ederek şu vurguda bulundu: "Gidip birkaç söz söylemek ya da sembolik ziyaretler yapmak, bu insanlara sahip çıkıldığı anlamına gelmez. Manevi değerlerin korunması çok daha kapsamlı ve samimi bir yaklaşım gerektirir. Yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve siyaset kurumunun birlikte hareket etmesi gerekiyor. Bu mezarlıklar yeniden yapılabilir. Duvarları yeniden örülebilir, çevre düzenlemeleri gerçekleştirilebilir. Bu hem topluma hem de hayatını kaybedenlerin ailelerine karşı bir saygı ve sorumluluk meselesidir.”