Yazar Mehmet Şahin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin Alevi toplumu ile ilişkisine ve Mereş, Meletî, Semsûr ile Dîlok çevresinde 1986-1993 yılları arasında yürütülen mücadeleye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Engizek’ten Esintiler” kitabında söz konusu dönemdeki gerilla mücadelesini ve tasfiyecilik girişimlerini anlatan Şahin, kitabının yalnızca bir gerilla anlatısı olmadığını, bölgenin sosyolojik yapısına da ışık tuttuğunu belirtti.
‘KİTAP SADECE GERİLLA ANLATISI DEĞİL’
Şahin, “Engizek’ten Esintiler” adlı anı-biyografi çalışmasının toplumsal tarihin önemli bir kesitine ışık tuttuğunu belirterek, çalışmanın Tolhildan Eyaleti olarak tarif edilen Meletî, Semsûr, Gurgum (Maraş) ve çevresinde 1986-1993 yılları arasında yaşananları ele aldığını söyledi.
Şahin, şunları belirtti:
“’Engizek’ten Esintiler’ adlı anı-biyografi çalışması klasik anlamda gerilla anlatısından öte toplumsal tarihin önemli bir kesitine ışık tutuyor. Bu çalışmada yer verilen tarihsel topraklara ilişkin Özgürlük Hareketinin belli bir anlatısı olsa da geniş kamuoyu tarafından çok fazla bilinmemektedir. Söz konusu bu çalışmayla bu ihtiyaca cevap olunmaya çalışıldı.
Çalışma Tolhıldan eyaleti olarak tariflenen Meletî, Semsur, Gurgum(maraş) ve çeperlerinde gelişen Kürdistan Özgürlük gerillasının 1986-1993 arası döneminde yaşadığı zorluklar kadar olağanüstü mücadelesini çok yönlü analiz etmektedir.”
Kitabın cezaevi koşullarında kaleme alındığını belirten Şahin, çalışmanın temel amacının Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlere yönelik bir vefa borcunu yerine getirmek olduğunu ifade etti.
Şahin, çalışmanın gerilla mücadelesinin yanı sıra “gerilla-halk diyalektiği” bağlamında bölge halkının sosyolojik yapısını da ele aldığını belirterek, bölgenin sosyo-kültürel dokusuna ilişkin değerlendirmelerin günümüze dair perspektifler içerdiğini söyledi.
‘KÜRT ÖZGÜRLÜK GERİLLASINA İLK KAPILARINI AÇAN ALEVİLERDİ’
Meletî, Semsûr ve Mereş’in Kürt ve Türk Aleviliğinin geliştiği özgün bir coğrafya olduğunu belirten Şahin, bölgenin aynı zamanda tarihsel isyan ve direnişlere sahne olduğunu söyledi.
Şahin devamla, “Bu bölgeler aynı zamanda Türk ve Kürt Aleviliğinin mayalandığı ve gelişim gösterdiği özgün bir coğrafyadır. Bu topraklar tarihte Baba İshak önderliğinde Celali isyanların bir isyan retoriğiyle hareket ettiği kadim toprakların kalbidir. Bunu takiben Pir Sultanların zulme ve eşitsizliğe karşı hak ve özgürlük kavgasını yürüttükleri coğrafyadır. Belki bu isyanlar yenildi ama haksızlığa karşı boyun eğmedi. Bu mücadele ruhu kendisiyle birlikte muazzam bir deneyim ve itiraz hareketini geliştirdi. Bütün kuşatıcılık ve yok edici bastırma hareketlerine rağmen fırsat bulduğunda ayağa kalkıp kavgada yerini almıştır” ifadelerini kullandı.
Köklü bir inanç ve felsefi hareket olarak gelişen Kızılbaşlık ve Aleviliğin egemen sınıflar tarafından tarih boyunca tehdit olarak görüldüğünü hatırlatan Şahin, Cumhuriyet döneminde Koçgirî ve Dersim’de Kürt Alevilerine yönelik uygulamalara dikkat çekti. Şahin devamla şu değerlendirmelerde bulundu: “Bu tahakküm geleneği ne yazık ki kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kodlarına da olduğu gibi sirayet etmiştir. Daha Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde, Koçgirî’de ve daha sonra Dersim’de Kürt Aleviliğine karşı uygulanan soykırımın mahiyeti iyi bilinmektedir. Tabii ki bu zalimane uygulamalara sadece Alevi oldukları için maruz kalmadılar. Bunun yanında Kürt oluşları ve kimlik mücadelesindeki ısrarları nedeniyle hınç dolu bir politikanın hedefi oldular. Osmanlı bakiyesi üzerinde şekillenen Cumhuriyet, kendi karşıtlığını üç K (Kürt, Kızılbaş ve Komünist) üzerinden yapılandırdı.
Bu tarihsel hakikatlerden dolayı bölgede yaşayan Alevi kitlesi, sadece 1990'larda baskı ve ayrımcı politikalara maruz kalmadı. Çok yakın tarihte 1978 Aralık Mereş, Meletî ve Çorum’da Alevilere karşı uygulanan provokasyon ve katliam girişimleri daha dün gibi bölge insanının hafızasında tazeliğini korumaktadır.”
Şahin, 1990’lı yıllarda Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin bölgeye girmesiyle baskıların arttığını, tarihsel korkuların yeniden canlandırıldığını belirterek şöyle konuştu:
“Kürdistan Özgürlük Gerillasına kapısını ilk açan, ekmeğini onlarla bölüşen kesim Alevi kitlesi olmuştur. Kürdistan Özgürlük Hareketi, baskı altında tutulanların geleceğe dönük arzu ve özlemlerini çok güçlü biçimde temsil ettiğinden dolayı, Tolhildan kitlesi tarafından çok hızlı temelde sahiplenilmiştir. Bir yandan ezilenlerin sınıfsal kurtuluşunu öte yandan ulusal kurtuluşu arzulayan Kürdistan Özgürlük Hareketinin bu karakteristiği nedeniyle Sünni inancına sahip halkımız tarafından da kuvvetli biçimde kabullenilmiştir. Ancak öte yandan özel savaş tarafından mezhep çelişkisi öne çıkarılarak Özgürlük Hareketine karşı tereddütlü durumlar yaratılmaya çalışılmıştır.”
‘TÜRKMEN ALEVİLER DE ÖZGÜRLÜK HAREKETİ’NİN VİZYONUNU PAYLAŞIYOR’
Şahin, yalnızca Kürt Alevilerinin değil, Mereş, Meletî ve Semsûr’da yaşayan Türkmen Alevilerinin de Kürt Özgürlük Hareketi’ne ilgi gösterdiğini ve mücadele içerisinde yer aldığını belirtti.
Kendisinin de Alevi inancının değerleriyle yetiştiğini ifade eden Şahin, “Bu bölgenin bir evladı olarak yaklaşık üç yıl boyunca bu topraklarda çok yönlü bir mücadelenin içinde bulundum. Bu bakımdan bölgenin sosyo-politik yapısı kadar tarihsel hafızasını çok iyi tanıyorum. Bölge sosyolojisinde önemli bir yer tutan Türkmen Alevi kitlesi de Kürt Özgürlük Hareketi’nin geleceğe dair sunduğu halkların eşit ve özgür birlikteliğine dair vizyonunu yürekten paylaşmaktadır.
Şu an devam eden barış sürecinin mimarlarından ve çok erken yitirdiğimiz sevgili Sırrı Süreyya Önder, bu kadim kültürün en hakikatli timsaliydi. Aslında her birimizin yaşam öyküsü, toplumsal yaşamın birer izdüşümüdür. Her birey kendi özyaşam patikasında doğru bir yolculuk yaptığında tam anlamıyla hakikatle buluşacaktır. Ben uzun bir esaret sürecinden sonra geçen yıl özgürlüğüme kavuştum. Bu süre zarfında bizim bölgedeki toplumsal değişimleri de yerinde izleme imkanım oluştu.
Mevcut tabloda tabii ki bizleri umutlandıran ögeler kadar can sıkan gerileyen hususlar da mevcuttur. Tablonun bu iki yüzü, toplumsal gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sosyal denklemde Tolhildan’daki Alevi kitlenin Önder Apo'nun Demokratik Toplum Manifestosu’na büyük bir katılım isteği var. Ancak örgütsel ve siyasal çalışmaların dar sınırların dışına çıkamaması yanında, halkla birebir temasların zayıflığı nedeniyle arzuladığımız motivasyondan bir hayli uzak olduğumuzu bir gözlem olarak belirtebilirim. Ancak güçlü bir çalışmayla giderilebilecek eksikliklerdir.”
‘ÖZGÜRLÜK HAREKETİNİ ALEVİ KARŞITI GÖSTERMEK KARA PROPAGANDADIR’
Bazı çevrelerin Alevi toplumu ile Kürt Özgürlük Hareketi arasında ayrım oluşturmaya çalıştığını belirten Şahin, bunun tarihsel gerçeklikle bağdaşmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
“Bazı çevreler Özgürlük Hareketinin doğuşundan beri, Alevi kitlesini başka bir düzlemde konumlandırmak için, deyim yerindeyse ellerinden gelen her şeyi yapmaktadırlar. Bilindiği gibi Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye sosyalist ve devrim hareketinin geleneğinden gelmektedir. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkayaların direniş mirasını kendi kavgasında sürdürmektedir. Bu tarihsel iddiasını dünde sürdürdü ve bugün de aynı kararlılıkla sürdürmektedir.
‘Aydınların’ imzaladığı bildiriye göz attığını belirten Şahin, eleştirinin Hareket’in gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu ancak tarihsel dayanağı olmayan yaklaşımların kabul edilemeyeceğini söyledi.
Aydın, “Her şeyden önce Kürt Özgürlük Hareketi eleştiriyle doğdu ve onu elli yıldır da ayakta tutan bu temel dinamiktir. Haklı ve yapıcı eleştiriler hangi çevreden gelirse gelsin nazarı dikkate alınmıştır. Ancak eleştiri adı altında hiçbir tarihsel dayanağı olmayan ve nesnellikten uzak provokatif yaklaşımlar asla kabul edilemez. Kürt Halk Önderi’nin Türk-Kürt tarihsel ittifaklarına ilişkin yapmış olduğu değerlendirme ve tespitlerin özü bilinmesine rağmen, mevcut analizleri tersyüz ederek sunmak, eğer bilmeden yapılıyorsa büyük bir cehalet ve şayet bilinçli yapılıyorsa bunun arkasında başka nedenler aramak gerekir. Bu düzlemdeki yaklaşımlar asla masum değildir. Hele Kürt Özgürlük Hareketi’ni Alevi karşıtı gibi göstermek tam bir kara propagandadır. Bir olgunun hakikatini ancak söylem ve eylemin bütünsel tutarlılığından çıkarabiliriz. Bu bakımdan Alevi haklarını savunuyorum diye orta yerde boy verenlerin, tarihin aynasında kendi suretlerine bakmalarını tavsiye ediyorum” ifadelerini kullandı.
‘KÜRT HALKININ AZINSANMAYACAK KESİMİ ALEVİ İNANCINA SAHİP’
Kürdistan’daki isyanların bastırılmasının ardından devletin yönlendirmesiyle Kürtlük ve Aleviliğin birbirinden ayrıştırılmasına yönelik akademik ve siyasi yaklaşımların geliştirildiğini belirten Şahin, “Akademi camiası harıl harıl çalışarak Kürtlüğü ve Aleviliği birbirinden ayırmak için olmadık teoriler üretti. Tabii ki Kürtlük eşittir Alevilik gibi bir derdimiz yok. Ancak Kürt halkının hiç de azımsanmayacak bir kesimi Alevi inancına sahiptir. Her şeyden önce bu ayrıştırılmak istendi. Çünkü mezhep çelişkisi, Kürdistan’daki isyanların başarısızlığa uğramasında çok önemli bir faktördü.
Kürdistan isyan tarihinde ilk defa Kürt Özgürlük Hareketi bu çelişkiyi aşma kudretini gösterdi. Egemen sınıfların elindeki bu silahı ustalıkla ele geçirdi. Ve kendisini mezhepler üstü, yalnız eşit mesafeyle demokratik özgürleştirici sosyalist bir hareket olarak tanımladı. Bu konumlanma tarzı Özgürlük Hareketi’ne önemli bir açılım imkanı tanıdı. Bunu gören özel savaş aygıtı, özellikle Aleviliğin alanını karşı tarafa kaptırmak istemedi. Çünkü çok önemli bir demokratik muhalefet dinamiği, CHP eliyle sisteme yedeklenmişti. Bugün Kürt Özgürlük Hareketi’ni Alevi karşıtı gibi gösteren çevrelerin çok önemli bir kesimin bu arpalıktan beslendiklerini akıldan çıkarmamalıyız. Maalesef bu tür mühendislik çalışmaları Alevi toplumunda fazlasıyla bir parçalanmaya ve dağınıklığa yol açmıştır. Unutmayalım ki altı çizilen bu hususlar, mücadele gerekçesidir” dedi.
‘ÖZGÜRLÜK HAREKETİ BİRLEŞİK MÜCADELEYE İNANIYOR’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin Alevi toplumunu tarihsel bir demokratik muhalefet dinamiği olarak değerlendirdiğini belirten Şahin, son olarak şöyle konuştu:
“Kürt Özgürlük Hareketi, Alevi toplumunu tarihsel bir konumu olan demokratik bir muhalefet dinamiği olarak görüp değerlendirmektedir. Kapitalist modernite paradigmasına karşı savunduğu Demokratik Modernite paradigmasında çok önemli bir rol oynayacağını düşünmektedir.”
Alevilerin, Kürtlerin, sol ve sosyalistlerin ortak mücadelesinin Cumhuriyet’in demokratikleşmesinde önemli bir rol oynayacağını belirten Şahin, “Alevilerin, Kürtlerin, sol, sosyalistlerin ve özgürlükten yana güçlerin birleşik mücadelesiyle emeğin hakça paylaşıldığı, bütün inançların özgürce yaşadığı demokratik bir toplum inşa edeceğimize yürekten inanıyorum” dedi.