Şengal Aydınlanma Konferansı ikinci gününde
Şengal’de düzenlenen Aydınlanma Konferansı’nın ikinci gününde “Kadınların hakikatini jineolojî ile nasıl aydınlatabiliriz?” sunum yapılarak tartışmalar yürütüldü.
Şengal’de düzenlenen Aydınlanma Konferansı’nın ikinci gününde “Kadınların hakikatini jineolojî ile nasıl aydınlatabiliriz?” sunum yapılarak tartışmalar yürütüldü.
Şengal Aydınlanma Konferansı’nın ikinci günü, kadın kültürü, ekolojik toplum ve jineolojî bilimi üzerine tartışmalarla sürdü. Bu çerçevede, “Toplumun Cevheri ve İnşası Olarak Kadın Hakikatini Jineolojî ile Aydınlatmak” başlıklı sunum, Şengal Jineolojî Komitesi üyesi Besê Avesta tarafından okundu. Sunumda, Êzidî toplumunun rönesansının, Êzidî kadınlarının özgürlüğüyle mümkün olabileceği vurgulandı.
Mezopotamya’nın, yaşamın kadın etrafında şekillenen ilk sığınağı olduğu belirtilen sunumda, “Kadınların Tanrıçalığa ilk eriştiği yer de burası, Tanrıçalıktan ilk düşürüldüğü yerde burası. Toplumun ilk ana kadın kutsallığıyla geliştirildiği yer de burası, erkek egemen zihniyetiyle ilk düşürüldüğü yer de burası” denildi.
Ortadoğu’nun bir yandan tanrıça kültürünün ilk merkezi olurken, diğer yandan kadınların inkar ve katliamlarının da başladığı yer olduğu vurgulandı. Önder Apo’nun “toplumun sırtındaki hançer” tespiti hatırlatılarak jineolojînin bu temel sorunun çözümündeki rolüne şunlar dile getirildi: “Toplumun sırtındaki hançer çıkarılmadığı sürece, doğru bir yürüyüş gerçekleştirilemez. Kadın özgürlüğü meselesi doğru analiz edilmeden, toplumun özgürlüğü de mümkün değildir. Jineolojî, toplumun sırtındaki hançer sorununa çözüm bulmayı hedefler. Kadın biliminin en büyük iddiası budur. Önder Apo’nun dediği gibi, toplumun sırtındaki hançer sorunu böyle çözülür.”
Jineolojî Akademisi üyesi Zozan Sîma da konferansa online katıldı. Zozan Sîma, demokratik toplum kültürü ile kadın merkezli yaşam kültürünün ilişkisine dikkat çekerek şunları söyledi: “Êzidî kadınları ve toplumu, tarih, kader, fikir ve inançlarını kendi topraklarında tartışmalı ve kararlarını kendileri almalıdır; bu, fermanlara karşı en büyük yanıttır. Bu konferans sadece Êzidî kadınları ve toplumu için değil, tüm Ortadoğu kadınları ve toplumları için önemli ve kutsaldır. Êzidî toplumunun kültürü çok kadimdir ve yalnızca Kürtlerin ya da komünal temelli toplumların kökü değildir; aynı zamanda kadın merkezli yaşam kültürünün de köküdür ve bu kültür günümüze kadar korunmuştur.
Önder Apo, yürütülen bu süreci Êzidî toplumunun rönesansı olarak tanımlamaktadır. Rönesans temelde kendi köklerinden başlayarak, yeni çağla birlikte yeni şeylerin inşasıdır. Önder Apo, sosyalist ve demokratik toplumlar üzerine görüşlerinde, eski uygarlıkları iyi tanımamız ve bunların üzerine yeni demokratik toplumlar inşa etmemiz gerektiğini belirtir. Yeni toplum dediğimizde, bu toplumun kendi köklerinden kopmaması gerekir. Toplum, egemenlerce kültürüne yerleştirilen unsurları dışlayarak, kendi kültürünü yeniden inşa edebilir. Bu temelde, kadın özgürlüğü ile kendi örgütlenmesini kurabilir.
Şehîd Nagîhan Akarsel (Zîlan) ile birlikte kadim Êzidî kültürü üzerine bir araştırma yürüttük. Êzidî kadınlarının köküne dair yaptığımız çalışmalarda, demokratik ve komünal toplumun kökenine ulaştık. Araştırmalarda en dikkat çekici olan şuydu: Êzidî toplumunda savunma, ekonomi, emek, öz yönetim gibi unsurların inşası mevcut. Ancak fermanlar ve erkek egemenlikli saldırılar nedeniyle Êzidî toplumu bu çizgiden uzaklaştırılmıştır. Şu an omuzlarımızda olan görev, hem mücadele, hem örgütlenme, hem savunma, hem de fikirsel anlamda bu tartışmaları daha fazla geliştirmemiz gerektiğidir. Êzidî kadınları ve toplumunun en çok ihtiyaç duyduğu şey budur.”