Dağın, toprağın sesi gibiydi Atakan Mahir

Dağ Akademisi’nin öğreteni ve öğrencisiydi. Dağ ile bağı öğreticiydi. Dağdan öğrenir, dağ insanına öğretirdi. Biz yurt sevgisini Atakan’dan öğrendik. Atakan ile yürüyüp, seyidlerin mekânında mum yakıp dağların anahtarını aradık…

Atakan, özü, sözü ve eylemi bir zamana sığdıran; geçmiş zamanın acılarını ve tüm zamanın çaresizliğini gururla anımsayan direniş kimliğinin ifade biçimiydi. Atakan’ın biricik mekânı dili ve yüreğiydi. Söz yoksa eylem yoktu; söz ve eylem yoksa özgürlük öksüz kalırdı.

“Arkadaşlar, yurtseveriz; bu net bir biçimde vurgulanmalı. Sadece savaşçı olarak tanımlanmak, bir kimliği ortalarda bir yerde yalnız bırakmak anlamına gelir. Üst kimliğin dokunulmazlığı ya da alt kimliğin ezilmişliğini bir tarafa bırakalım, hepsinden nem almışız.

Bu dağlarda yürürken, tüm bu özelliklerimizi de tıpkı çantamızdaki günlük ihtiyaçlarımız ve omzumuzdaki silah gibi taşıyoruz. Ulusal kimliğimize sahip çıkmak için bu kadar yük taşıyoruz. O halde bu yükün bilincinde olmak gerekir. Bilincin kaynağına inmek gerekir. Savaşın bilincine varmak gerekir.

Tabii, bizim devrimci savaş deneyimlerinden esinlendiğimiz de doğrudur. Hayri arkadaşın Diyarbakır Zindan’ında ‘Kürdistan Vietnamlaşıyor’ diye haykırışı kendiliğinden atılmamıştır. PKK’nin devrim tarihleri içerisinde kendine en yakın hissettiği deneyim, Vietnam devrimidir.

Ho Chi Minh, 3’üncü Enternasyonal’de reel sosyalizmin yanlışlarını görmüş ve Marksist-Leninist ideayı Vietnam koşullarına göre uyarlamıştır. Vietnam sosyolojisini doğru kavramış ve devrimci halk savaşını bu ilkeler doğrultusunda başarıya ulaştırmıştır. Devrim ideolojisinin yurtla uyumu tahlil edilmiş ve kendi kaderini hem Japonlara hem Fransızlara hem de ABD’ye karşı halk savaşı ile belirlemiştir. Dolayısıyla klasik Marksist statü ile özgürleşmiştir.

Önder Apo’nun 1976’da Ankara/Dikimevi semtinde yapılan toplantıdan sonra aldığı ‘Kürdistan Seferi’ kararı da yurtseverliğin ve partileşmenin ilk tahlili ve hareketliliğiydi.

-Roni: Heval Fuat ji bo ve seferê ‘fetha îdeolojîk a Kurdistanê’ digot.

-Doğrudur. Hem de fethedilenin kalpler ve kafalara özgür yaşam aşkının yerleştirilmesini gerçekleştiren bir eylem olduğu söylenirdi. Burdan devam edelim.

Dikkat edelim; Kürdistan seferinin ilk durağı Serhat illeri olmuştu. İlk toplantılar Kars ve Ağrı’da yapılmıştı. Ardından Bingöl, Karakoçan, Dersim, Elazığ, Amed, Urfa ve son olarak Antep toplantıları gerçekleştirilmişti. Sefer hedefine ulaşmıştı.

Bu, deyim yerindeyse bir ideolojik fetih eylemiydi. Kaldı ki yurtseverliğin tarih kitaplarından çıkarılıp bilinçlere yerleştirilmesinin ve Marksist-Leninist doğrultuda varlık mücadelesine başlangıcın ilk adımlarıydı.

Diğer devrimlerde ideolojiyi uyarlama ciddi süreçlerin ardından gelişmemiştir. Fırsat olmamıştır ya da devrimci gruplar, önderler bu olgunluğa erişecek koşullar sağlayamamıştır. Krizli süreçlerde devrimci çıkışlar gerçekleşmiştir.

Bir bakıma 1905 Birinci Sovyet Devrimi de öyle olduğu için sonuç alınmamıştır. Ekim Devrimi bunun üzerinde inşa edilmiştir.

Bir diğer nokta, savaş tecrübesidir. Tünellerdir. Vietnam’daki tünelleri duymuştur arkadaşlar.

Önderlik, ‘Tünel şehirleri kurun’ dedi. Zap’ta temelleri atıldı, fakat mevcut savaş koşullarından kaynaklı pek ilerleme yok. Sanırım bunun ne kadar zorunlu olduğunu ileride anlayacağız. Halk savaşı, Vietnam benzeri olmalı.

Yurtseverliğin en güçlü savunması, devrimin halklaşmasıyla olur. Dahası, halkın devrimden uzak kaldığı her an kaybediyoruz. Toplumsal yozlaşma, iktidarın el uzattığı her yerde var.

Dikkat edin; aşağıya gidin, Dêrsim merkeze inin, özünü yitirmekle yüz yüze. Görüntüde 38’e bağlılık var ama gençler toplumsal hakikatten ve belleğin özünden gittikçe uzaklaşıyor. Toplumsal sorunları dert etmiyorlar.

Dolayısıyla devrimci gruplarla ilişkileri zayıflıyor. Tekrardan bilinç kazandırmak gerekiyor. Bu da tekerrüre götürüyor; devrimi erteliyor. Bu durum, Kürdistan geneli için geçerlidir.

Özgürlüğün temelinde yurtseverlik vardır. Yurtseverliğin yeniden inşası için bu önemlidir. Direniş de bu kültür üzerinden temellenir ve kendi sisteminin inşasına dönüşür. Bu açıdan en temel ve güçlü kimliklerden biri de yurtseverliktir. Ulusal bilinç ve kader tayin hakkı bu kimlik etrafında inşa edilir.”

DAĞIN, TOPRAĞIN SESİ GİBİYDİ

Konuşmasına burada ara verdi. Zihinlerimize her sözü nakşediyordu…

Bahsettiği halkın belki de en güzel çocukları yan yana oturmuş, Atakan’ı dinliyordu. Atakan ise o naif yüreğini diline yansıtmış, yüreklerimizi ısıtıyor, bilincimizi tazeliyordu.

Dağların yüzüne vuran güneş gibi aydınlanıyor, filizleniyordu bilinç bağımız. Dağın, rüzgârın ritmine uyum sağlayan Atakan’ın sesi, dağın, toprağın sesi gibiydi.

Çayını yudumlarken, dağ kokan bedenini toprağa dayayıp eylem havasını işaret edercesine hareketli takıma bakıyor ve gözleri parlıyordu. Her anı bir söz, bir eylemdi.

YILGIN OLMAYA HAKKIMIZ YOKTU

Eylem için söylenecek sözler de henüz söylenmemişti. Atakan, 1938’in izinde yürüyen bir seyid, bir derviş, bir savaşçıydı. Onun komutasında bulunan bütün arkadaşlarda bu özellikler mevcuttu. Onun yanında hiçbirimizin zayıf ve yılgın olmaya hakkı yok gibiydi. Can sıkıntısı suç sayılırdı. Moralsizlik, dağa, taşa ve Atakan’a hakaret olurdu.

Kendini bilme, bir yürüyüş haline benziyordu. Sınırlarımızı bilerek yürüyor ve hedefe yol alıyorduk. Sözü bitmemişti ama eylem zamanıydı. Sözü eylemin ruhuydu. Sanmayın Atakan sadece söz söylüyordu; eylem ruhlu, yaşam doluydu. Sözün yaşamla bağının kurulduğu sırattı.

Bir adım, bin anlam…

 

YURT SEVGİSİNİ ATAKAN’DAN ÖĞRENDİK

Sözü zamandı. Atakan zamandı, zaman ise özgürlük…

Dağ Akademisi’nin öğreteni ve öğrencisiydi. Dağ ile bağı öğreticiydi. Dağdan öğrenir, dağ insanına öğretirdi. Biz yurt sevgisini Atakan’dan öğrendik. Atakan ile yürüyüp, seyidlerin mekânında mum yakıp dağların anahtarını aradık…

Anı herkes yaşıyor ama zamanı bütünen yaşayıp kavrayan çok az insan vardır. Zamanın dilini bilen ve yüreği her zaman pınarlar gibi akan az özlü insan vardır. Atakan, özü, sözü ve eylemi bir zamana sığdıran, geçmiş zamanın acılarını ve tüm zamanın çaresizliğini gururla anımsayan direniş kimliğinin ifade biçimiydi.

Atakan’ın biricik mekânı dili ve yüreğiydi. Söz yoksa eylem yoktu. Söz ve eylem yoksa özgürlük öksüz kalırdı.

Atakan gitti, söz bitti, zaman oldu, Dêrsim öksüz kaldı. Dêrsim, Atakan’sız kaldı…

 

* Atakan Mahir (İbrahim Çoban), 11 Ağustos 2018’de Dêrsim’de şehit düştü.