Kürt halkının onurlu direniş tarihinin en görkemli sayfalarından birini oluşturan 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi, dışarıdan görüldüğü gibi yalnızca bir cezaevi eylemi değildi. Bir halkın onurunu, kimliğini ve varoluş mücadelesini yeniden tanımlayan tarihi bir kırılma noktasıydı. Bu direnişin öncülerinden, PKK'nin kurucu kadrolarından ve Merkez Komite Üyesi Mehmet Hayri Durmuş, tam 61 gün süren o eşsiz direnişin ardından 12 Eylül 1982'de şehadete ulaştı. Bugün onun yaşam hikayesi, mütevazı kişiliği ve Kürt halkına bıraktığı miras, kendi sözleri ve yakınlarının anlatımlarıyla hatırlanıyor.
BİR ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISININ YAŞAM ÖYKÜSÜ
Mehmet Hayri Durmuş, 1955 yılında Xarpêt'e (Elazığ) bağlı Dep (Karakoçan) ilçesinin Qumik köyünde, Dersimli bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi, Mazgirt'in Riçik köyünden göç etmişti. Mutlu, huzurlu ve misafirperver bir ortamda büyüyen Durmuş, çocukluğundan itibaren çevresine farklı bir çocuk olduğunu hissettirdi.
İlkokulu, büyük abisiyle birlikte komşu köy Kızılpınar'da okudu. Öylesine zeki ve yetenekliydi ki kısa sürede ikinci sınıfa, ardından beşinci sınıfa atladı. Lise yıllarına kadar Çewlîk'te eğitimine devam etti ve Bingöl Lisesi'nde iki kez örnek öğrenci olarak onurlandırıldı. Arkadaşları onu sessiz, olgun, saygılı ve yardımsever biri olarak hatırlıyor.
Ailesinin anlattığına göre kitaplar onun hayatında çok özel bir yer tutuyordu. Sürekli okur, düşünür ve dalgın dalgın etrafı seyrederdi. Evinin üst katında, çevre köylerden Çewlîk'e okumaya gelen öğrencilere gönüllü olarak cebir ve kimya dersleri verirdi. Babası İsa Durmuş, sıhhiyeci ve kırıkçı olarak çalışan, haksızlığı asla kabul etmeyen, yardımsever bir insandı. Çocukları da bu özellikleri babalarından devraldı.
Liseyi birincilikle bitiren Hayri Durmuş, Ankara Üniversitesi Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kazandı. Annesinin hastalığı, tıp okumayı seçmesinde belirleyici oldu. Annesine, "Anne, sen yeter ki ölme, ben doktor olayım" demişti. Ne var ki Hayri Durmuş için tıp, bireysel bir meslekten öte, halkına hizmet etmenin bir aracıydı.
DEVRİMCİ ARAYIŞLAR VE KÖH’E KATILIM
Ankara yılları, onun hayatında bir dönüm noktası oldu. Üniversitenin dördüncü sınıfındayken, Rihalı (Urfa) bir arkadaşının Ankara'da öldürülmesi üzerine cenazeyi götürürken gözaltına alındı ve bir ay Urfa Cezaevi'nde tutuldu. Bu deneyim, siyasi bilincinin derinleşmesinde etkili oldu. Kısa süre sonra okuldan gelen bir mektupla, üniversiteden atılan 118 kişi arasında ilk sırada yer aldığını öğrendi.
1973 yılında Kürt Özgürlük Hareketi'ne katılan Hayri Durmuş, 1975 yılı sonlarında Apocu grupla tanıştı. Marksizm ve Leninizm üzerine derinlemesine araştırmalar yapan Durmuş, 1977’de üniversiteyi bırakarak profesyonel bir devrimci olarak yaşamını sürdürmeye karar verdi. Ailesine örgüte katıldığını açıkladığında şunları söyledi: “Sadece benim annem hasta değil ki, herkes hasta. Qoser'de (Kızıltepe) 33 insan kan davası nedeniyle öldürülmüş. Gittik, o meseleyi çözdük ve ben o zaman orada gördüm ki tüm Kürtlerin bana ihtiyacı var. Doktor olsam sadece hastalarımı muayene edecektim ama ben herkese ilaç olmak istiyorum, olabilirsem.”
PKK'NİN KURULUŞU VE ÖRGÜTSEL FAALİYETLER
Hayri Durmuş, Çewlîk, Amed, Mêrdîn ve Riha'da halkı örgütleme çalışmalarında aktif rol aldı. 27 Kasım 1978'de Fis köyünde gerçekleştirilen PKK Kuruluş Kongresi'ne katıldı. Kongrede Önder Apo Genel Sekreterliğe getirilirken, kendisi Merkez Komite üyeliğine seçildi ve parti tüzüğünün hazırlanmasında önemli rol oynadı.
1975 yılı Ekim ayında Ankara'nın Dikmen semtinde yapılan ve Önder Apo, Ali Haydar Kaytan, Cemil Bayık, Haki Karer, Baki Karer ile Hayri Durmuş'un katıldığı toplantının ardından, Önder Apo ile birlikte örgütün ideolojik temellerini oluşturan "Kürdistan Devriminin Yolu" adlı 68 sayfalık broşürü kaleme aldı.
5 Ocak 1979'da yapılan ilk Merkez Komite toplantısında Önder Apo, Mehmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan ve Baki Karer'i Merkez Komite üyesi olarak belirledi. Daha önce belirlenmiş olan Cemil Bayık ile birlikte oluşan 7 kişilik Merkez Komite, Maraş Katliamı'nı değerlendirerek örgütün yol haritasını çizdi.
TUTUKLANMA VE DİYARBAKIR ZİNDANI
30 Kasım 1979'da düzenlenen bir operasyonla Kızıltepe’de yakalanan Hayri Durmuş, Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi'nde PKK Merkez Komite Üyesi sıfatıyla siyasi savunma yaptı.
Durmuş, 25 Kasım 1980’de ailesine yazdığı mektupta şöyle diyordu:
“Dünyanın her yerinde olduğu gibi, görev ve sorumluluğunu bilen bir kişi olarak ben de halkımın kurtuluşu, ülkemin bağımsızlığı için mücadeleye katıldım. 1973'ten 1979 yılına kadar faal olarak çalıştım. Yedi yıl faal olarak mücadele ettim. Bu süre size çok gelebilir ama her şeyini devrimci yurtsever mücadeleye, halkına ve insanlığa adayan bir siyaset adamı için çok küçük bir zaman parçasıdır.”
Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde yüzlerce yoldaşıyla birlikte tutulan Durmuş, cezaevindeki uygulamalara ve işkencelere karşı direnişin öncülerinden biri oldu. Mahkeme tutanaklarına geçen ifadesinde şunları söyledi:
“Ben, Kürdistan'da bağımsızlık ve demokrasiye öncülük etmekte olan Partiya Karkerên Kürdistan örgütünün bir üyesiyim. Başından beri bu hareketin faaliyetlerinde bulundum, daha grup aşamasındayken çalışmalarına katıldım ve partileşme sürecinde yine fiilen çalışmalara katıldım. Kuruluş toplantısında bulundum. Daha sonra Partinin Merkez Komitesine seçildim.”
14 TEMMUZ BÜYÜK ÖLÜM ORUCU DİRENİŞİ
12 Eylül 1980 darbesinin ardından Diyarbakır Cezaevi'nin bir işkence merkezine dönüştüğü, savunma hakkının tanınmadığı ve işkencelerin had safhaya ulaştığı bir ortamda, Mehmet Hayri Durmuş öncülüğünde 14 Temmuz 1982'de Büyük Ölüm Orucu Direnişi başlatıldı.
Eylemin başladığını mahkemede açıklayan Hayri Durmuş, mezar taşına "Borçlu öldü" yazılmasını vasiyet etti. Bu söz, onun mütevazılığının ve halkına duyduğu borçluluk duygusunun en somut ifadesi olarak kabul edilir. Eyleme Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz ile birlikte katıldı.
61 gün süren direnişin ardından, 7 Eylül 1982'de Kemal Pir, 12 Eylül 1982'de Mehmet Hayri Durmuş, 15 Eylül 1982'de Akif Yılmaz ve 17 Eylül 1982'de Ali Çiçek şehadete ulaştı.
ŞEHADETİ VE CENAZESİ
Şehadet haberi, babası İsa Durmuş'a yolda polisler tarafından verildi. Cenazeyi almaya giden babası, ablası ve bir akrabası, Amed'den cenazeyi getirerek Çewlîk'e ulaştırdı. Hayri Durmuş’un boynu kırılmış, bedeni ise bir deri bir kemik kalmıştı. Babası birkaç taksi tutarak yakınlarını araçlara bindirdi, cenazeyi tüm Çewlîk'te dolaştırdı ve Bingöl Lisesi'nin önüne getirerek, "Seni getirdim! Buradan iftiharla gittin, iftiharla da geldin" diye seslendi.
Sıkıyönetim koşulları nedeniyle sade geçen cenaze törenine, dönemin şartlarına rağmen yoğun bir katılım oldu. Hayri Durmuş, Bingöl Düzağaç Mezarlığı'na defnedildi. 1 Ocak 1981'de Karlıova'da şehit düşen ağabeyi Hüseyin Durmuş da aynı mezarlıkta bulunuyordu. Hayri, Hüseyin ve kız kardeşleri Yıldız olmak üzere üç kardeş, Kürt Özgürlük Mücadelesi'nde şehit düştü.
‘BURADA ÖYLELERİ VAR Kİ KAFALARINI KOPARTSANIZ DA İDEOLOJİLERİNDEN VAZGEÇİREMİYORSUNUZ’
Mehmet Hayri Durmuş, PKK tarafından "Ulusal Onur Günü" ilan edilen 14 Temmuz'un sembol isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Aradan geçen 41 yıl ardından, 2023 yılında Serxwebûn Yayınları tarafından mektupları, yazıları ile mahkeme ve duruşma tutanakları derlenerek kitaplaştırıldı.
Diyarbakır Cezaevi'ndeki direniş, Kürt halkının hafızasındaki en görkemli direnişlerden biri olarak tarihe geçti. Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Dağkapı'daki bir mitingte cezaevini işaret ederek, "Burada öyleleri var ki, kafalarını kopartsanız ideolojilerinden vazgeçiremiyorsunuz" demesi, direnişin etkisinin ispatıdır.
HAKKINDAKİ KİMİ DEĞERLENDİRMELER
Önder Apo: Başını Kemal, Hayri ve Akif yoldaşların çektiği bu eylemin, giderek kendilerine dayatılan baş aşağı gidişe, kötü bir teslimiyet dalgasına karşı en kritik anda böylesine bir eylemin başlatılmasının zincirleme etkileri, günümüze doğru geldiğimizde daha iyi anlaşılabilir ve sonuçları çıkarılabilir.
Şehide yanlış yaklaşım, ilgisizlik, unutkanlık ve daha çok da onların soy değerleriyle oynama, esasta o kişiyi bitiren, belki de düşman kurşunundan daha tehlikeli bir biçimde vuran gerçekliğin ta kendisidir. Büyük direniş değerlerine karşı görev anlayışını, saygısını, bağlılığını tutarlıca korumayanlar, hakkını vermeyenler; lanetli olmaktan, dolayısıyla düşman karşısında bir hiç olmaktan kurtulamazlar.
Sakine Cansız: Kuruluş Kongresi'nde Önderlik, toplantıyı başka bir arkadaşın yönetmesi gerektiğini söyleyip ‘Hayri arkadaş olabilir’ önerisini getirmişti. Bu önerinin kabul görmesiyle kongre, Hayri Durmuş yönetiminde başlamıştı.
Ali Haydar Kaytan: Kuruluş Kongresi'nde toplantıyı yöneten Hayri Durmuş’tu. Tek kişilik divan olarak toplantıyı o yönetiyordu. Önderlik, kongrede kadro gerçeği üzerinde durdu. Profesyonel devrimci kadrolar oluşturulmadan bir devrimci örgütten söz edilemeyeceğini söyledi. Önderlik, kongredeki değerlendirmeleri üç kategoriye ayırdı. Birinci kesimi şöyle tanımlıyordu: Önder Apo'nun tarzına ve temposuna ayak uydurmak için yoğun çaba harcayan arkadaşlardan oluşuyordu. Mazlum ve Hayri arkadaşlar bu kesimdendi. Birinci kesimdekiler nadasa bırakılmış bereketli toprak gibiydi. Ekicinin bu toprağa ektiği tohumlar, hasat zamanı geldiğinde bire yüz, bire bin ürün verecekti.
Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi, Hayri Durmuş’un, zindandayken ailesine yazdığı ilk mektupta ‘Ben, PKK davası içinde bir damla bile değilim’ ifadesini kullandığı hatırlatılarak, bu sözle kadronun mütevazılığını ilkesel bir değere dönüştürdüğü belirtiliyor. Mehmet Hayri Durmuş'un izinden yürüyenler olarak, bu ilkenin ve üstlenilen kutsal mirasın anlam ve bilincindeyiz. Yine devralınan bu borcun ödenmesinde gösterdiğimiz çabanın 'bir damla bile' olmadığının farkındayız.
ÖNDER APO’NUN ŞEHİTLERE YAKLAŞIMI
Önder Apo, Hayri Durmuş ve diğer şehitlere yaklaşımı konusunda şu değerlendirmeyi yapmıştı:
“Biz, anıya ve vasiyete karşı sorumlu kılındık. Sorumluluğu da şimdiye kadar böyle anladık ve yürüttük. PKK tarihi ne anlama gelir? Bu anıya, bu vasiyete doğru temelde karşılık verip vermemeye, onun etrafında fırtına koparıp koparmamaya, onu doğru yorumlamak kadar uygulayıp uygulamamaya, onu, son tahlilde vasiyetin tek şartı olan zafer koşullarına bağlı olmaya, bunu mümkün kılmaya elveren cevabı verip vermemeye, imkanı, örgütü ve silahı yaratıp yaratmamaya bağlıdır.
Bana bu vasiyet çok açık bir şekilde bırakıldı. Bugün biraz cesaretli, kendinden emin bir biçimde bunun sorumlusu olma kararlılığını gösteriyorum. Bunun dışında başka bir dil, başka bir yürek, başka bir tarz, bir bütün olarak benden geçmiyor.”