Qendîl Dağı’nın eteklerinde yer alan Sînemok köyü, doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi yapılarıyla da dikkat çekiyor. Suredê köyünün yanında, Qendîl Dağı’nın yamacına kurulan köyde eski ve yeni yapıların çevresinde çok sayıda meyve ağacının bulunduğu bağ ve bahçeler yer alıyor.
Adeta meyve ağaçlarıyla çevrili bir ormanı andıran Sînemok’ta, özellikle eski yapılar ilgi görüyor. Köylüler, kendi tarih ve kültürlerinin izlerini taşıyan bu yapıların korunması konusunda duyarlılık gösteriyor. Köyün yaşlıları için ise bu yapılar, geçmişe dair önemli anıları barındırıyor.
Köyün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmese de yaşlı köylülerin aktarımlarına göre Sînemok’un geçmişi en az yüz yıl öncesine dayanıyor. Köyün en yaşlılarından Mam, köyün geçmişini ve yaşamını şöyle anlatıyor:
“Ben Sînemok köyünde doğdum. Babam ve dedem de burada doğmuş. Eski ve kadim bir köydür. Sînemok’un tarihi çok uzun yıllara dayanıyor. Yaşım, köyün ne zaman kurulduğunu hatırlamama yetmiyor.”
Mam, köyün adına ilişkin büyüklerinden duyduğu, ancak doğruluğunu bilmediği bir hikayeyi de şöyle aktarıyor:
“Sînemok’ta bir düğün olmuş. O düğün için Rojhilat tarafından bir dengbêj gelmiş. Köyün kadınlarının güzelliğinden etkilenmiş ve düğünde söylediği stranların çoğunu köyün kadınlarının boyu posu üzerine söylemiş. Bundan sonra köyün adı Sînemok olmuş. Böylece köyün adı yayılmış.”
Ayrıca Mukriyan lehçesine göre Sînemok’un “dağın göğsü” anlamına geldiği belirtiliyor.
Sînemok, küçük ve şirin bir köy olarak öne çıkıyor. Köyde fazla sayıda ev bulunmazken, halk geçimini bahçecilik, tarım ve hayvancılıkla sağlıyor. Köyde medrese, hastane ve okul bulunmuyor. Geçmişte çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirildiği köyde, işler ortak ve komünal bir şekilde yürütülüyor.
GENÇLERİN YURTDIŞINA GİTMEMESİ İÇİN BİRŞEYLER YAPILMALI
Köye girdiğiniz anda köylülerin sıcak karşılaması ve misafirperverliği dikkat çekiyor. Köylülerin yaşamla kurduğu derin bağ ve sevgi, toplumsal ilişkilerine de yansıyor. Özellikle köyün yaşlıları, insana tarihin derinliklerini hissettiren bir duygu uyandırıyor. Yaşam deneyimleri, adeta yüzlerindeki ifadeye yansıyor.
Sînemok köyünde yaşayan Hanîfe Mîne ise, köyde geçirdikleri zaman ve toplumsal ilişkiler hakkındaki duygularını şöyle dile getiriyor:
“Şehirlerde nüfus arttı, köylere daha az geliş gidişler oluyor. Eskiden toplumsal ilişkiler daha fazlaydı, işler birlikte yürütülürdü. Çok güzeldi. Şimdi şehirlerde daha çok eğitim ve işle uğraşıyorlar. Ama köyde biz daha çok tarımla uğraşıyoruz.”
Hanîfe Mîne, köy yaşamı ve kültürü üzerindeki tehlikelere ilişkin kaygılarını ve beklentilerini de şu sözlerle dile getiriyor:
“Kürdistan’ın her zaman güzel olmasını istiyorum. Gençlerimizin yurtdışına gitmemesi için bir çalışma yapılsın. Çocuklarımızın kendi ülkelerinde olmasını, burada yapabilecekleri bir şeylerin olmasını ve gurbete gitmemelerini istiyorum. Her defasında çocuğunun gidişi nedeniyle bir annenin yüreği yanıyor. Ülke dışına gitmenin zorlukları nedeniyle gençler hayatlarını kaybediyor. Anne, çocuğunun cenazesine bile ulaşamıyor. Burada bir şeyler olursa hiçbiri yurtdışına gitmez.”
Sînemok köyü yakınlarında yaşayan Mam Hecî Resul de 1968 yılında Kandil eteklerinde dünyaya geldiğini belirterek, Kandil’in Kürt halkı açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle anlatıyor:
“Kandil, her dönemde ve tarihin her aşamasında Kürdistan’ın dört parçası için bir kale olmuştur. Kürt halkının bütün başarıları Kandil’de gerçekleşmiştir. Bu nedenle Kandil’in rolü çok büyüktür. Bu köylerden ne kadar çok kahraman peşmerge, tanınmış ve mücadeleci insan çıkmıştır. Bu köylerin tarihinden ne kadar bahsedersek az kalır. Özgürlük mücadelesinin, barış projesinin başarıya ulaşmasını ve Önder Apo’nun özgür olmasını diliyorum. Böylece Kürt halkının davasına daha fazla hizmet edilsin.”
Sînemok köyünde yaşamın en güzel yanlarından biri ise çocuklar. Coşkuları ve güler yüzleriyle köye canlılık katan çocukların gözlerindeki parıltı, güzel bir yaşam umudunu yansıtıyor.
Roza ve Sînar adlı çocuklar da köydeki yaşamlarını ve köylüler arasındaki ilişkileri anlatıyor. 13 yaşındaki Roza, köy hakkındaki duygularını şu sözlerle dile getiriyor:
“Köy şehirden daha güzel. Köyün suyu ve havası serin. Ağacı ve yeşilliği çok. Köy halkı birlikte gidip ceviz topluyor. Buradaki bütün köylüler iyi. Köyümüzü ve dilimizi korumamız gerekiyor.”
Sînar ise okulun bitmesi nedeniyle büyükannesinin yanına köye geldiğini ve ona yardım ettiğini belirtiyor. Sînar, köy yaşamının şehir yaşamından çok daha iyi ve güzel olduğunu ifade ediyor.




