Ortadoğu yeni bir paylaşım ve güç mücadelesinin içinden geçerken, Kürtler açısından da kritik bir eşik yaşanıyor. Bir yanda Kürtlerin farklı parçalarda elde ettiği kazanımların hedef alındığı yeni bir saldırı konsepti devreye girerken, diğer yanda bölgesel dengeler yeniden şekilleniyor.
Dr. Kamuran Berwari, bölgedeki gelişmeleri ANF’ye değerlendirerek, Kürtlerin başkalarının kurduğu dengeler içerisinde kendilerine bir yer aramak yerine kendi ulusal siyasetini, savunma gücünü ve ortak iradesini oluşturması gerektiğini belirtti.
‘GÜVENCELER OLMADAN SİLAHSIZLANMA OLMAZ’
Berwari, Türkiye ile yürütülen süreçte silahların bırakılması ve silahlı mücadelenin geleceğine ilişkin tartışmalar sürerken, sürecin yalnızca “silah bırakma” başlığı üzerinden ele alınmaması gerektiğine dikkat çekti. Onlarca yıllık mücadele sonucunda ortaya çıkan ulusal ve siyasi kazanımların hangi güvencelerle korunacağının ve Kürtlerin bundan sonraki süreçte kendisini nasıl savunacağının da tartışmanın bir parçası olması gerektiğini kaydetti.
Türkiye ile resmi bir anlaşmaya gidilmeden önce anayasal ve hukuki zeminin oluşturulması gerektiğinin altını çizen Berwari, bu zeminde Kürtlerin çıkarlarının güvence altına alınmasının önemine işaret etti. Yasaların ve gerekli düzenlemelerin hazırlanmasının yanı sıra siyasi mekanizmaların işletilmesi ve diplomatik boyutun da sürece dahil edilmesi gerektiğini dile getiren Berwari, silahsızlanma tartışmasının bu başlıklardan bağımsız ele alınamayacağını vurguladı.
Berwari, ilgili devletlerin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik “silahsızlanma” tartışmalarını belirli bir proje ve planlama dahilinde yürüttüğüne dikkat çekerek, söz konusu planlamanın Kürtlerin savunma kapasitesinin tümüyle ortadan kaldırılmasını hedeflediğini vurguladı. Projenin hedeflendiği biçimde sonuçlanması halinde Bakur’dan Başur’a, Rojava’dan Rojhilat’a, Şengal ve Maxmur’a kadar farklı alanlarda Kürtlerin kendisini savunabilecek güçlerden yoksun bırakılacağını aktaran Berwari, bunun yalnızca askeri bir sonuç yaratmayacağını, Kürtlerin siyasi konumunu ve elde ettiği kazanımları da doğrudan etkileyeceğini belirtti.
Bu planlamanın Kürtlerin ulusal ve siyasi kazanımlarını hedef aldığına işaret eden Berwari, “Kürtlere karşı büyük bir plan var. Bu, Kürtlerin ulusal ve siyasi kazanımlarına yönelik bir planlama” dedi.
‘SİLAHLI MÜCADELEYİ SONLANDIRMAK’ İLE ‘SİLAHLARI TESLİM ETMEK’ AYNI DEĞİL’
Ateşkes, uzlaşma, siyasetin devreye girmesi ve hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesine karşı olmadığını belirten Berwari, siyasi çözüm arayışı ile Kürtlerin savunma gücünden vazgeçmesinin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. Farklı ülkelerde silahlı mücadelelerin zaman içerisinde farklı biçimler aldığını hatırlatan Berwari, “silahlı mücadeleyi bırakmak” ile “silahları teslim etmek” arasında ayrım yapılması gerektiğinin altını çizdi. Mücadele yöntemlerinin değişebileceğine işaret eden Berwari, bunun Kürtlerin kendisini savunma imkanlarını tümüyle ortadan kaldırması anlamına gelmemesi gerektiğini kaydetti.
‘GERİLLANIN ORTAYA ÇIKIŞ KOŞULLARI UNUTULMAMALI’
Silahların geleceğine ilişkin tartışmanın, gerillanın hangi koşullarda ortaya çıktığından bağımsız yürütülemeyeceğini belirten Berwari, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin silahlı mücadelesinin tarihsel ve toplumsal koşullarının göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Gerillanın ortaya çıktığı dönemde Kürtlerin özgürlükten, kendi kendini yönetme hakkından ve ulusal haklardan yoksun bırakıldığını hatırlatan Berwari, Türk devletinin egemenliği altında yaşayan Kürtlerin siyasi ve toplumsal taleplerinin karşılık bulmadığı bir ortamda silahlı mücadelenin geliştiğine dikkat çekti. Bu nedenle gerillanın yalnızca askeri bir güç olarak değerlendirilmesinin, onun ortaya çıkış koşullarını ve onlarca yıla yayılan mücadeleyi görmezden gelmek anlamına geleceğini kaydetti.
Gerillanın, Kürtlerin siyasi, toplumsal ve ulusal talepleri etrafında gelişen mücadelenin içerisinde ortaya çıktığını dile getiren Berwari, bugünkü tartışmanın da bu tarihsel arka plan gözetilerek yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Onlarca yıllık mücadele boyunca baskı, operasyon, siyasi tasfiye girişimleri, aldatmalar ve farklı güçlerin dahil olduğu komplolar yaşandığını belirten Berwari, bu sürecin sonunda ortaya çıkan siyasi ve ulusal kazanımların hesaba katılması gerektiğine işaret etti. Elde edilen kazanımlar güvence altına alınmadan savunma gücünün tasfiye edilmesinin yeni riskler doğuracağını kaydeden Berwari, silahların geleceğine ilişkin tartışmayı Kürtlerin siyasi ve ulusal haklarının güvence altına alınmasından ayrı görmediğini vurguladı.
Türkiye’nin geçmişte Kürt sorununa ilişkin yürütülen süreçlerde baskı, aldatma ve farklı tasfiye yöntemlerine başvurduğunu dile getiren Berwari, bu süreçte de benzer bir planlamanın bulunduğunu ve bu planlamada bölgesel ve uluslararası güçlerin yanı sıra bazı Kürt çevrelerinin de rol oynadığına dikkat çekti. Bu deneyimlerin bugünkü süreç açısından da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulayan Berwari, atılacak adımların yalnızca Ankara’nın politikaları üzerinden değil, Kürdistan’ın dört parçasında yürütülen politikaların bütünü üzerinden değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
‘İKİNCİ AŞAMA SİYASİ DARBE’
Berwari, Kürtlerin savunma imkanlarının ortadan kaldırılmasına yönelik planlamanın ardından ikinci bir planlama ve aşamanın devreye sokulacağını belirtti. Bu aşamanın Kürtlerin ulusal ve siyasi kazanımlarına yönelik bir siyasi darbe olduğunu ifade eden Berwari, “Planın ikinci aşaması ise Kürtleri tümden silahsızlandırdıktan sonra siyasi bir darbe vurmaktır. Bu, Kürtlerin ulusal ve siyasi mücadelelerini ve kazanımlarını kalıcılaştırmasını engellemeye dönüktür” dedi.
Silahsızlanmanın bu nedenle yalnızca gerillanın silah bırakıp bırakmayacağı üzerinden tartışılmaması gerektiğini belirten Berwari, hukuki ve siyasi güvencelerin oluşturulmasının yanı sıra Kürtlerin gelecekte kendisini savunabilecek mekanizmalara sahip olması gerektiğinin altını çizdi. Bu güvenceler sağlanmadan atılacak bir adımın yeni riskler yaratacağına dikkat çekti.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve HPG’nin, halkın kazanımları ve güvenliği güvence altına alınmadan böyle bir adım atacağına inanmadığını belirten Berwari, ateşkes, görüşmeler ve hukuk temelinde çözüm arayışının doğru olduğunu söyledi. Ancak bu adımların savunma gücünün teslim edilmesiyle eşitlenemeyeceğini vurgulayan Berwari, siyasi çözüm arayışının Kürtlerin kendisini savunma imkanlarını ortadan kaldırmaması gerektiğinin altını çizdi.
Silahlı mücadelenin biçiminin değişebileceğini, ancak Kürt halkının kendisini savunabilecek ortak bir güce sahip olması gerektiğini belirten Berwari, bu noktada Kürt güçleri arasında bir savunma ittifakının oluşturulmasının önemine dikkat çekti. Böyle bir ittifakın, Kürtlerin farklı parçalarda elde ettiği kazanımların korunması ve gelecekte karşı karşıya kalabileceği tehditlere karşı ortak bir savunma imkanının oluşturulması açısından gerekli olduğunu söyledi.
‘PEŞMERGE’NİN BİRLEŞMESİ ULUSAL AMACA HİZMET ETMELİ’
Peşmerge güçlerinin birleştirilmesini önemli bir adım olarak değerlendiren Berwari, bu konunun yaklaşık 30-36 yıldır tartışıldığını hatırlattı. Daha erken ve kapsamlı bir hazırlık yapılmış olsaydı bugün daha güçlü ve kurumsal bir Kürdistan ordusunun bulunabileceğini söyleyen Berwari, birleşmenin ardından oluşan yapının siyasi partilerden bağımsız biçimde kurumsallaşması gerektiğini belirtti. Irak Anayasası’nda resmi statüsü bulunan Peşmerge’nin herhangi bir partiye, kişiye veya aileye bağlı olmaması gerektiğini vurgulayan Berwari, ortak üniforma, eğitim, komuta ve örgütlenme yapısının korunmasının önemine dikkat çekerek, Peşmerge’nin Kürdistan’ın ortak savunma kurumu olarak işlemesi gerektiğini ifade etti.
Berwari, geçmişte Peşmerge’nin parçalı yapısının yalnızca askeri alanda değil, Kürdistan’daki siyasi ve idari işleyişte de sorunlara yol açtığını söyledi. Farklı siyasi merkezlere bağlı silahlı yapıların varlığının ortak yönetim ve hükümet anlayışının kurumsallaşmasını zorlaştırdığını belirten Berwari, birleşmiş Peşmerge’nin bu açıdan ulusal kurumların güçlenmesine de hizmet etmesi gerektiğini kaydetti.
‘KÜRTLER KENDİ ÖZGÜRLÜKLERİ VE ÇUKARLARI TEMELİNDE HAREKET ETMELİ’
Kürtlerin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin geçmiş dönemlerde yaşanan saldırılardan daha kapsamlı bir nitelik taşıdığını belirten Berwari, yeni dönemde yürütülen saldırıların yalnızca askeri yöntemlerle sınırlı olmadığını söyledi. Siyasi, ekonomik, kültürel, toplumsal, dini ve diplomatik araçların aynı anda kullanıldığı bir süreçten geçildiğine dikkat çeken Berwari, Kürtlerin de buna karşı çok yönlü bir hazırlık içerisinde olması gerektiğini vurguladı. Kürt güçlerinin yalnızca askeri hazırlıkla yetinmemesi gerektiğini ifade eden Berwari, siyasi ve diplomatik alanda da ortak bir yaklaşım geliştirilmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.
Kürtlerin karşı karşıya olduğu tehditlerin yalnızca cephede ortaya çıkmadığını belirten Berwari, siyasi karar alma süreçlerinden diplomasiye, ekonomik ilişkilerden kültürel alana kadar geniş bir mücadele alanının bulunduğunu dile getirdi. 70-80 milyondan oluşan Kürt halkının, tarih boyunca farklı devletler arasında parçalanmış bir halk olduğunu hatırlatan Berwari, Kürtlerin kendi statüsünden ve egemenliğinden mahrum bırakılmasının bölgede yaşanan birçok sorunun temelinde bulunduğuna dikkat çekerek, geçmişte yaşanan katliamların, asimilasyon politikalarının ve parçalanmışlığın yarattığı sonuçların bugün de etkisini sürdürdüğünü söyledi. Berwari, bu temelde önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek saldırıların yalnızca askeri cephe üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
‘KARAYILAN’IN İTTİFAK ÇAĞRISI ÖNEMLİDİR’
Murat Karayılan’ın özelikle Uluslararası Kürt Kültür Festivaline gönderdiği mesajda, Kürt güçler arası ittifak ve ortak bir anlaşma çağrısını önemli bulduğunu kaydeden Berwari, şunları ifade etti:
“Bugün Kürtler açısından en önemli meselelerden biri, yaşanan gelişmeleri parçalı değil, bütünlüklü ele almaktır. Rojava’da yaşananı Şengal’den, Maxmur’dan, Kuzey Kürdistan’dan ya da Kandil’den ayrı düşünemeyiz. Çünkü bütün bu alanlarda yaşanan gelişmeler birbirini etkiliyor ve bölgesel dengelerle doğrudan bağlantılıdır. Murat Karayılan’ın özellikle Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne gönderdiği mesajda, Kürt güçleri arasında ittifak ve ortak bir anlaşma çağrısı yapması da bu açıdan önemlidir. Karayılan’ın gelişmeleri önceden okuyabilen bir yaklaşımı var. Bugün ortaya çıkan tabloya baktığımızda, Kürt güçlerinin kendi aralarındaki ilişkileri yeniden ele alması ve ortak bir zeminde buluşması gerekiyor.
Kürt Özgürlük Hareketi ve yönetim kadrosu da bu gelişmeleri doğru okuyarak hazırlık yapıyor, diğer Kürt güçlerinin de bunu dikkate alması gerekiyor. Çünkü önümüzdeki süreç sadece bir bölgede yaşanacak gelişmelerden ibaret değil. Dört parçada yaşananların birbirini etkilediği bir dönemden geçiyoruz. Bu nedenle Kürtlerin siyasi, diplomatik ve savunma alanlarında ortak bir anlayış geliştirmesi gerekiyor.
Burada söz konusu olan yalnızca siyasi partilerin bir araya gelmesi değildir. Kürt güçlerinin bölgesel gelişmelere karşı ortak bir tutum geliştirmesi, diplomatik alanda birbirini tamamlaması ve ortaya çıkabilecek tehditlere karşı ortak bir hazırlık içerisinde olmasıdır. Rojava, Şengal, Maxmur, Bakur ve Kandil’de yaşananları ayrı ayrı değerlendirdiğimiz zaman büyük resmi göremeyiz. Kürtlerin artık bu gelişmeleri ortak bir strateji içerisinde ele alması ve kendi aralarındaki siyasi koordinasyonu güçlendirmesi gerekiyor.”
‘ROJAVA’DAKİ KAZANIMLAR KORUNMALI’
Rojava’daki gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Berwari, Kürtlerin elde ettiği kazanımların yalnızca askeri alanda değil, siyasi ve toplumsal alanda da korunması gerektiğini söyledi. Rojava’da ortaya çıkan tablonun toplumun örgütlenmesi, ulusal bilinç ve siyasi iradeyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Berwari, yönetim kadrosunun da bu süreci koruyacak güçlü ve kararlı bir siyasi yaklaşım ortaya koymasının önemine dikkat çekti. Rojava’nın farklı güçlerin etkisi altında parçalanmasına karşı uyarıda bulunan Berwari, Kürtlerin kendi aralarındaki sorunları aşarak ortak bir siyasi tutum geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Bölgesel ve uluslararası güçlerin politikalarının Rojava’daki dengeleri doğrudan etkilediğini belirten Berwari, bu nedenle atılan her adımın Kürtlerin siyasi ve toplumsal çıkarları açısından ele alınması gerektiğini söyledi. Mazlum Abdi’nin attığı adımı doğru ve yerinde bulduğunu belirten Berwari, buna rağmen Rojava meselesinin henüz kapanmadığını vurguladı. Bölgede siyasi ve güvenlik açısından hassas bir sürecin devam ettiğine dikkat çeken Berwari, elde edilen kazanımların kalıcı hale getirilmesinde toplumun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini korumasının da belirleyici olduğunu dile getirdi.
Bu noktada Kürtçenin statüsüne özellikle dikkat çeken Berwari, Suriye’de Kürtçenin resmi dil olması gerektiğini söyledi. Kürtlerin kendi dillerini kullanmasının, öğrenmesinin ve gelecek kuşaklara aktarmasının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirterek, dil meselesinin Rojava’daki siyasi çözümün ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Berwari, “Biz Arapçaya karşı değiliz. Arap halkının diline, kültürüne karşı değiliz. Biz Kürtçenin sınırlandırılmasına karşıyız. Kürt halkının kendi dilini özgürce kullanması, çocuklarına öğretmesi ve yaşatması en doğal hakkıdır. Kürtçe Suriye’de resmi dil olmalıdır” dedi.
Kürt dilinin ve kültürünün Ortadoğu’daki mevcut siyasi sınırlardan çok daha eski bir geçmişe sahip olduğunu belirten Berwari, Rojava’daki çözümün yalnızca yönetim ve güvenlik başlıklarıyla sınırlı tutulamayacağını kaydetti. Dil, eğitim, kültür ve kimlik haklarının da siyasi çözümün temel unsurları arasında yer alması gerektiğini vurgulayan Berwari, Kürtçenin resmi statü kazanmasının yalnızca kültürel değil, siyasi ve toplumsal bir hak meselesi olduğunu dile getirdi.
‘ORTADOĞU KRİZİ YARATILMIŞ BİR KRİZDİR’
Kürt meselesinin Ortadoğu’daki genel güç mücadelesinden ayrı ele alınamayacağına işaret eden Berwari, bölgede yaşanan krizin kendiliğinden ortaya çıkmadığını kaydetti. Ortadoğu’daki gelişmelerin uzun yıllara yayılan planlar, siyasi hesaplar ve güç mücadeleleri içerisinde şekillendiğinin altını çizerek, İran-Irak Savaşı sonrasında yaşanan gelişmelerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.
Sykes-Picot ve Lozan sonrasında şekillenen bölgesel sistemin yaklaşık bir yüzyıldır varlığını sürdürdüğünü hatırlatan Berwari, bu düzen içerisinde Kürtlerin haklarının güvence altına alınmadığını dile getirdi. İngiltere ve Avrupa devletlerinin ulus-devlet modeli üzerinden kurulan mevcut sistemin devamından yana olduğunu savunurken, ABD ve İsrail’in ise bölgedeki dengelerin kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillenmesini istediğine işaret etti. Ortadoğu’da yaşanan değişim arayışının bu güç mücadelesi içerisinde ilerlediğini belirten Berwari, bölgesel dengelerin yeniden kurulmaya çalışıldığı bir döneme girildiğinin altını çizdi. Ancak her değişimin Kürtler açısından otomatik olarak bir kazanım anlamına gelmeyeceği uyarısında bulunarak, Kürtlerin kendi geleceğini başka güçlerin bölgesel hesaplarına bağlamaması gerektiğini vurguladı.
Geçmişte bölgesel ve uluslararası güçlerin Kürtlerin haklarını güvence altına alan kalıcı bir politika ortaya koymadığını hatırlatan Kamuran Berwari, bu nedenle Kürtlerin bölgedeki güçlerin kendi aralarındaki mücadelelerden medet ummak yerine siyasi iradesini güçlendirmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ne Şia ne İhvan ne Türkiye sistemi ne Amerika ne de İngiltere sistemi şimdiye kadar açık bir şekilde Kürtlerin haklarını vermeye, Kürt davasını desteklemeye yönelik bir tutum içinde olmuştur” diye konuştu.
Değişen bölgesel dengelerin Kürtler açısından yeni imkanlar yaratabileceğine işaret eden Berwari, bunun kendiliğinden bir sonuca dönüşmeyeceğini kaydederek, ortak siyaset ve güçlü diplomasiyle hareket edilmesi halinde Kürtlerin ortaya çıkan koşulları kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirebileceğinin altını çizdi.