GÖRÜNTÜLÜ

Kete: Dersim’e yönelik özel savaş politikası kültürel soykırımla derinleştiriliyor

Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Dersim’de yürütülen politikalarıyla, kentin tarihsel kimliği, inancı ve toplumsal yapısının hedef alındığını söyledi.

ZEYNEL KETE

Dersim, yıllardır devletin özel savaş politikalarının en yoğun biçimde uygulandığı merkezlerden biri olmayı sürdürüyor. Gençliği hedef alan uyuşturucu ağı, cezasızlıkla büyüyen çeteleşme ve altı yılı aşkın süredir aydınlatılmayan Gülistan Doku dosyası, kentte yürütülen politikaların sonuçları olarak değerlendiriliyor. Toplumsal hafızaya ve örgütlü yaşama yönelik müdahalelerin derinleştiğine dikkat çeken çevreler, Gülistan Doku için adaletin sağlanmasının ve özel savaş politikalarına karşı ortak mücadelenin önemine vurgu yapıyor.

Konuya ilişkin Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.


‘DERSİM TEKÇİ ULUS DEVLET ANLAYIŞININ ÖTEKİSİYDİ’

Devletin kuruluşundan itibaren “makbul vatandaş” anlayışının oluşturulduğunu belirten Zeynel Kete, Dersim’in bu anlayışın dışında bırakıldığını ifade etti.

1924 Anayasası ile birlikte şekillenen ulus-devlet anlayışının Kürtleri ve Alevileri dışladığını kaydeden Zeynel Kete, “100 yıllık bir devlet aklı vardır. Cumhuriyetin ilk kuruluş döneminde, özellikle 1924 Anayasası’yla beraber başlayan bir süreçte devletin kendi muteber vatandaşını tanımlaması vardır. Bu tanımlama yapılırken Kürtler, Aleviler ve Kürtlerin Şafiî kesimi de dahil olmak üzere birçok kesim muteber vatandaş olarak görülmedi. Daha önce farklı etnik yapılara ve kültürlere yönelik de aynı şekilde bir kontrol ve denetim siyaseti yürütülmüş, bunlar adeta yok edilmeye çalışılmıştı. Dersim’e yönelik Osmanlı döneminden itibaren hazırlanan raporlara baktığımızda, Dersim’in hep bir ‘çıbanbaşı’, ele geçirilmesi, hükmedilmesi ve yok edilmesi gereken bir yer olarak ele alındığını görüyoruz. Bunun nedeni de çok açıktır. Dersim, etnik yapı, dil, inanç ve kültür bakımından resmi ideolojiye uymuyordu. Resmi dil Türkçeydi, egemen anlayış Türk ulus-devletiydi. Ancak Dersim böyle değildi. Dersim, Rêya Heq Alevi inancına, binlerce yıllık bir kültüre ve Kürt kimliğine sahipti. Dolayısıyla tekçi ulus-devlet anlayışı açısından Dersim bir ötekiydi. Dili, kültürü, inancı ve etnik yapısı egemen anlayışla örtüşmüyordu. Bu nedenle kontrol ve denetim altına alınması gerektiği düşünülüyordu” şeklinde konuştu.

‘DERSİM’İN KADINLARI VE KUTSAL MEKANLARI HEDEF ALINDI’

Dersim’e yönelik politikaların yalnızca fiziki müdahalelerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Zeynel Kete, “Dersim raporlarında Dersim’in kutsal mekanlarına, pirlerine, ocaklarına ve kanaat önderlerine yönelik müdahale planları vardı. Yine Dersim raporlarında Dersim kadınlarını aşağılayan, onları insanlık onurundan uzaklaştıran söylemler bulunuyordu. Cumhuriyetin ilk dönem edebiyatında dahi bu aşağılama, yok etme ve değersizleştirme anlayışını görmek mümkündür. Bu siyaset bugüne kadar geldi. Dersim 1938’de katliamla teslim alınamadı. Devlet, bunun ardından kültürel soykırım politikalarını devreye koydu” dedi.

‘FİZİKİ KIRIMLA TESLİM ALAMADILAR, KÜLTÜREL SOYKIRIM KONSEPTİ BAŞLADI’

Zeynel Kete, Dersim’e yönelik politikaların zaman içerisinde biçim değiştirdiğini belirterek, kültürel soykırım konseptinin özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinden yürütüldüğünü söyledi: “Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken, 1938’le beraber başlayan Dersim Katliamı’nda demokratik toplumun, rıza toplumunun kapitalist modernist anlayışa karşı son kalelerinden biri olan Dersim hedef alındı. Dersim hala içselleştirilmiyor, kabul edilmiyor. Çünkü Dersim’de hakikat kadimdir. Yeni değildir. Binlerce yıllık bir hakikat arayışı vardır.

Dersim’deki her can kendi tarihsel hakikatiyle, inancıyla ve kültürüyle ikrarlaştığı zaman aynı zamanda kendi özgür ulusal değerleriyle, Kürtlükle de ikrarlaşır. Bu nedenle Dersim dize getirilmek istendi. Ancak bütün projelere ve fiziki toplum kırımlarına rağmen Dersim’i esir alamadılar.

Bunun üzerine yeni bir konsept başladı: Kültürel soykırım konsepti. Sıdıka Avar örneğinde olduğu gibi, Dersim Katliamı sırasında Dersim’in genç kadınlarının ve çocuklarının Elazığ’daki yetiştirme yurtlarına götürülmesi, burada egemen Türk kültürüyle yetiştirilmesi ve daha sonra köylere birer asimilasyon unsuru olarak gönderilmesi söz konusu oldu. Dersim’in kayıp kızları meselesi de bunun bir parçasıdır. Özellikle kadına yönelik bir politika vardır ve bu politika bugüne kadar devam etmiştir. Ancak Dersimliler buna karşı da direnmiştir.”

UYUŞTURUCU, FUHUŞ VE KİTLE KÜLTÜRÜYLE TOPLUMSAL MÜHENDİSLİK

Günümüzde yürütülen politikaların daha inceltilmiş ve uzun vadeye yayılan bir biçim aldığını söyleyen Zeynel Kete, şunları aktardı: “An itibarıyla inceltilmiş, sürece yayılmış, uzun vadeli, taksitle bir öldürülme var. Fuhuştur, uyuşturucudur, popülizmdir, kitle kültürüdür, tarihsel hakikatinden uzaklaşmaktır, inancından utanır duruma gelmektir. Kendi tarihinden ve köklerinden ayrılmaya çalışan bir kitle yaratılmaya çalışılıyor. Egemen kesimler, iktidarcı anlayışlar bir mekan üzerinde tahakküm kurdukları zaman, o mekan üzerinde kadınları, çocukları ve kültürü de ele alıyorlar. Dersim’e yönelik böyle bir toplumsal mühendislik projesi vardır. Bir tarafta bu projeler yürütülürken, diğer tarafta Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı ve cemevleri üzerinden Türk-İslam Aleviliği Dersim’de inşa edilmeye çalışılıyor. Dersim bu duruma düşmüşse bu, kendi hakikatinden uzaklaşması anlamına gelir. Dersim bir hafızanın, bir dilin, bir kültürün, bir hakikatin, bir direnişin ve bir bilincin adıdır. Bir toplumun kendisini koruması en güçlü biçimde özsavunma bilinciyle mümkündür. Eğer toplumun bilinci çökertilirse toplum çok rahat bir şekilde kadavraya dönüştürülebilir ve üzerinde deney yapılabilecek hale getirilebilir. Dersim böyle bir sürecin içerisine sokulmak isteniyor. Ancak buna karşı bir direniş de var.”

‘GÜLİSTAN DOKU DOSYASI SİSTEMİN DERSİM’DEKİ KÜÇÜK BİR PARÇASI’

Gülistan Doku’nun kaybolmasının ardından geçen altı yılı aşkın sürede dosyanın aydınlatılmamasına değinen Zeynel Kete, Doku dosyasının münferit bir olay olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek şunları söyledi: “Mevcut yasalara göre devlet kendi gencini, vatandaşını ruhen, zihnen ve bedenen korumak zorundadır. Bu anayasal bir kuraldır. Gülistan Doku bir Kürt kadınıdır, genç bir kadındır ve Dersim’e üniversite okumaya gelmiştir.

Ama gelin görün ki Dersim’de mülki amirler, apoletliler, etkili ve yetkili emniyet yetkilileri açısından basına yansıyanlar ve ortaya çıkan isimler üzerinden baktığımızda, yıllara dayanan bir kadına ve gence karşı bakış açısının profilini görüyoruz. Gülistan Doku şahsında, mülki amirlerin ve bunlarla iş birliği içerisinde olan aklın Kürt kadınına ve Kürt’e bakışının bir sonucunu görüyoruz. Bir mülki amir, ilin idari yapılanmasını ve yurttaşla devlet arasındaki bağı koruması gereken kişidir. Ancak burada kendi oğlunun da işin içinde olduğu ve yaklaşık 30 kişinin doğrudan bu olayla bağlantısının bulunduğuna ilişkin iddialar vardır.”

‘DERSİM’DE SİSTEMİN BÜTÜNÜ ÇÖKMÜŞ DURUMDA’

Dosyada yalnızca güvenlik ve adli mekanizmaların değil, idari yapı, sağlık sistemi ve diğer kurumların da sorgulanması gerektiğini belirten Zeynel Kete, “Yaşananları ‘sistemin Dersim’deki versiyonu’ olarak ele almak gerekiyor. Bir valinin olay ifşa edilmeden önce Dersim’deki halkla ilişkilerine, gösterilerine baktığımızda çok iyi bir mülki amir profili çiziyordu. Sonra Gülistan Doku ailesini de yönlendirdi. Bir algı oluşturuldu. Farklı yerlerde aramalar başlatıldı, ailesinin yanında olduğu söylendi, bulunacağı söylendi. Ama gördüğümüzde hem mülki amirler, başta vali olmak üzere, basına yansıyanlarıyla hem idari yapılanma, hem güvenlik, bütünüyle sağlık, hastane, hekimler ve rapor düzenlemeye kadar birçok alanın işin içinde olduğu görülüyor. Kısacası çökmüş, kendi içinde kokuşmuş ve sürece cevap olmayan bir sistemin Dersim’deki versiyonudur. Dersim’de yaşananlar bu sistemin küçük bir parçasıdır. Bundan bağımsız değildir ve 100 yıllık projenin günümüzdeki bir versiyonudur. Bir Kürt’e, bir kadına ve bir öğrenciye yönelik merkezi bakışın küçük bir boyutudur. Dersim’de bu, genel politikanın bir parçası hâline gelmiştir” ifadelerine yer verdi.