Munzur Festivali ikinci gününde
24'üncü Munzur Kültür ve Doğa Festivali, 2'nci gününde sürüyor. 2'nci gün etkinlikleri "Dilini, itikatini ve yolunu unutma" başlıklı panelle başladı.
24'üncü Munzur Kültür ve Doğa Festivali, 2'nci gününde sürüyor. 2'nci gün etkinlikleri "Dilini, itikatini ve yolunu unutma" başlıklı panelle başladı.
24'üncü Munzur Kültür ve Doğa Festivali, 2'nci gününde Sanat Sokağı'nda "Zone xo itaqatê xo u reça xo xo virra meke/Dilini, itikatini ve yolunu unutma" başlıklı panelle başladı. Moderatörlüğünü Dêrsim Araştırma Merkezleri'nden Yazar Selman Yeşilgöz'ün yaptığı panelde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı ve Araştımacı-Yazar Turabi Saltuk konuşmacı olarak katıldı.
İlk olarak konuşan Araştımacı-Yazar Turabi Saltık, "Osmanlı’dan başlayan saldırılarla birlikte inancımız ve itikadımız yok sayıldı. Aleviler inkar edildi. 600 yıl Osmanlının şeriat kapısına aleviler gitmedi. Kendi dar ve didarlarını yürüttü. Ocaklar üzerinden kendilerini var ettiler. Ocaklar ve Alevi toplumu soykırıma tabi tutuldu. Alevilerin birçok yere dağılmasıyla birlikte ocaklar da dağılmaya başladı. Aleviler dünyaya dağıldılar, siyasal iktidarlara çatışma haline girdiler. Bununla birlikte cemlerimizde de farklı isimlendirmeler oldu. Bugün pek çok insanımız cemleri kendilerine göre düzenliyor" diye konuştu.
Cemile Turhallı ise şunları belirtti: "Gelinen aşamada dilimizi inancımızı ve doğamızı elimizden almak istiyorlar. İtikat ve dilin arasında önemli bir ilişki var. Cumhuriyetin kuruluşunda bütün halkları homojen etmeye çalıştılar. Bu bir devlet mühendisliğidir. Dilin kaderi milletimizin kaderidir. Bizim kültürümüz dille bir sonraki nesle aktarılıyor. Dil meselesini tekçi devlet çok iyi anlamış. Dilin asimilasyonu üzerine iyi çalışmışlar. Sıdıka Avar'dan çok bahsediliyor. Sıdıka Avar Kürt kızlarına 'size medeniyet getireceğiz', 'Kürt kızlarına eğitim verelim medeni olsun' diyor. Okullar açarak o okullarda asimilasyon çalışmalarına başlıyor. 'Medeniyet getireceğiz' diyerek asimilasyonu getirdiler. Dilin asimilasyonunu durdurma noktasında bize görevler düşüyor. Bizim doğamızı koruduğumuz kadar dilimizi de korumamız gerekiyor."
Ardından konuşan Mustafa Aslan, asimilasyon politikalarının bu topraklarda hiç bitmediğini, soykırım yaşayan Alevilerin bilinçli olarak başka inançların ve kültürlerin yaşadığı bölgelere yerleştirildiğini belirterek, "Bu şekilde bizi kültürümüzden ve inancımızdan uzaklaştırdılar. Soykırımlar sonrası Türkiye Cumhuriyeti Madımak' ta yaptığı katliam sonrası bu kültürü bu topraklardan bu şekilde sökemeyeceğini anladı ve Aleviliği Alevilerle asimile etmeye başladı. Farklı inançlardaki ritüelleri bizim inancımızın içine koymaya çalışıyorlar. Devlet zihniyetinin inancımızın üzerindeki asimilasyon politikalarının hiçbir zaman bitmediğini biliyoruz. Buna karşı Alevi kurumlarının mücadelesi tek başına yetmediğini bilmek gerekiyor. Çünkü karşımızdaki devlet aygıtıyla tek başımıza mücadele edilemeyeceğini bilmemiz gerekiyor. Şu anda Alevilere karşı kullanılan dil Osmanlı'nın son dönemlerde Alevilere karşı kullandığı dille aynı. Buna karşı dikkatli olmamız lazım" dedi.
Dêrsim coğrafyasının mekansız, dilsiz, kültürsüz bırakılmak istendiğini ifade eden Zeynel Kete, şunları ifade etti: "Doğa Rêya Heq inancında çok önemlidir. Dağların ismini saydığımızda aynı zamanda bir hakikati sayıyoruz. Evrendeki bütün hakikat arayışçıları dağlara gitmedi mi? Doğa var oluşumuzdur. Bu yüzdendir ki Dêrsim katliamında kutsal mekanlarımıza yöneldiler. Kürtlerin hakikat arayışçılarının mezar yerleri belli değil. Bugün modernizm dilden kültürden ayrı olarak inancı tanımlarsa bu bir ayrıştırmadır. Kavramlar bir toplumu özgürleştirdiği gibi köleleştirir de. Bu yüzden cumhuriyet kavramlarımız üzerinde oynuyor. Bütün bunlar kültürün olmazsa olmazıdır. Yüz yıllık cumhuriyet modernitesinin politikalarından sonra şimdi ince olarak örülen politikalarla öldürülmek istenen bir Dêrsim kültürü var. Vali başta olmak üzere Rêya Hêq coğrafyasında valiler niye gider cemlere otururlar? Başka süreklerin cemlerine gitmez de niye bizim cemlere geliyorlar? Yüzleşme yapmayacaksın, hakkını veremeyeceksin ama cemlerine gideceksin. Bu coğrafya hakikatin merkezidir. Yeni bir konseptle Rêya Heq inancı öldürülüyor."