Yüreğini dağ ateşiyle ısıtan Derwêş’in ardından
Derwêş Çiya’yı çocuk yaşta tanıyan bir yoldaşının kaleminden, zindan yıllarından özgür dağlara uzanan bir yaşamın, yoldaşlığın, mücadelenin ve geride bıraktığı derin özlemin hikayesi.
Derwêş Çiya’yı çocuk yaşta tanıyan bir yoldaşının kaleminden, zindan yıllarından özgür dağlara uzanan bir yaşamın, yoldaşlığın, mücadelenin ve geride bıraktığı derin özlemin hikayesi.
Bu his değil de nedir? Sevgi değil de nedir? Bağlılık değil de nedir? Büyük değerler için büyük duygular beslenir. Büyük tutkular, büyük hisler ve hakikatler, büyük sevgiler temelinde gelişir. Yaşam da öyledir, sevgi de, aşk da öyledir aslında. Çünkü sevgi, anlama derinliği ve güven yoğunluğudur. Nedir sevgi? Bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı? Sanırım biz, yoldaşlar topluluğu için hem muma ateş olmak hem de yanan ateşe dokunmaktır.
Takvim, fiziki bir ayrılığın gününü hatırlattı. Geride gülen gözler ve umut dolu bir gülümsemeyle… Öyle anlar vardır ki bazen hiç beklemezsiniz, çat kapı çıkar gelir; bazen hiç bitmesini istemezsiniz. Bazen de “Keşke hiç yaşanmasaydı” dersiniz. Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, daha dün gibi yüreklerde ve hafızalarda canlılığını korur.
Dost olanlar bilir, bir dosttan sese dökülmüş, kalemde kalıcılaşmış ve sana gelen bir selamın sevincini. Zaten ne isteyebilir ki bir dost, bir dosttan yürekten selam dışında? Ne kadar çok şey paylaşsalar da birbirleriyle, günde bin defa karşılaşınca gözleri, bir sıcak merhabanın, hasretle kucaklaşmanın yerini dolduramaz hiçbir paylaşma biçimi. Benim payıma da sen sonsuzluğa eriştikten sonra selamını almak düştü. Farklı bir duyguydu sonsuzluğa erişen yoldaşından selam almak.
Kaç sözcük yeter yüreğindeki Önderlik, Kürdistan ve özgür yaşama olan aşkını anlatmaya? Derwêş’i tanımak, bir insanın yaşamında karşısına çıkan büyük şanslardan biri.
Derwêş’i tanıyıp onunla yoldaşlıktan nasip almak gurur verici bir durum. Konuşmak, yazmak acı; yazmamak ise haksızlık olur. Hem yazılmalı ki yoldaşlığın insanı ne kadar güzel, saygın ve değerli kıldığını, anlamlı yaşamın ancak böylesi bağlarla mümkün olduğunu bilmeli herkes. Yaşamın en acımasız tarafıdır yoldaşından fiziki ayrılış ve hala kabullenilmeyen bir ayrılış. Yaşamın akışına dalıp gittiğimde hala Derwêş’in o hayalini kurduğunu, özgür dağlarda adımladığını, yoldaşlar topluluğunda yaşamın en yalın hâlini yaşadığını düşünüyorum…
Derwêş, Kürdistan’da çocukluğunu yaşayamayan çocuklardandı. On beş yaşında düşmanın eline esir olarak düşmüş, ama bulunduğu ortamın ve zindan direnişlerinin parti tarihinde nasıl önemli ve belirleyici bir yerinin olduğunu bilerek, zindanın her açıdan bir mücadele alanı olduğunu görerek mücadeleye soluksuz bir şekilde devam etmişti.
Derwêş’i daha küçük yaşlarda Amed zindanında görüp tanımıştım. Görüş saatleri, görüş kabinleri birçok kahramanlığa şahitlik etmişti ve artık Amed zindanı Derwêş’e şahitlik ediyordu. Parmaklıkları, görüş kabinlerini ve o dört duvarı anlamsızlaştıran gülüşlerine şahitlik ediyordu. Derwêş’in yüreğindeki morali, heyecanı görmemek imkânsız gibi bir şeydi.
Koğuşun en küçüğü, görüşe gelen ailelerin göz bebeğiydi Derwêş yoldaş… Bu, içerideki yoldaşlarının arasında da böyleydi. Yaşamda hep bir renk, yoldaşına hep moral veren noktada duruyordu. Yoldaşlarının ve biz görüşçülerin küçük Ali’si, heyecanlı yoldaşı olmuştu. Arkadaşların görüş yerine gelmesiyle gözümüz onu arardı hep. Fedakar, emekçi, mütevazı ve vefalı kişiliğiyle genç görüşçülerin en yakın arkadaşı, yoldaşı olmuştu. Kelimelerle anlatmanın imkânsız olduğu bir bağ kurmuştu gençlerle, kadınlarla, annelerle…
KÜRT ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNDE AÇLIK GREVLERİ
Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde açlık grevleri mücadeleye damgasını vurmuştur. 2019 yılında Önder Apo üzerindeki tecridi kırabilmek ve önderliğin elini güçlendirebilmek için direnişin bir parçası olmuştu Derwêş. Arkadaşlarının bütün ısrarına rağmen açlık grevine girmemeyi reddedip grevde yerini almıştı.
Hatırlıyorum da bir açık görüş günü Derwêş gelip, “Biliyor musun, arkadaşlar bana ‘Sen en küçüğümüzsün, greve katılma, greve giren arkadaşların refakatçisi ol’ dedi. Ben kabul etmedim. Mücadele içerisinde yer alabilmek için illa büyük mü olmak gerekir?” diye sitemini dile getirmişti.
Bedeni erirken heyecanı ve morali artıyordu Derwêş’in.
GÖKYÜZÜNÜ UÇSUZ BUCAKSIZ İZLEYEBİLMEK
Çocukluğunun ve gençliğinin bir bölümünü zindanda geçiren Derwêş, 2020’nin baharında hiç beklenmedik bir anda zindandan çıkmıştı. Zindanın yaşamında bir dönüm noktası olduğunu her daim dile getiriyordu. Hem düşmanın en çirkef yüzünü orada gördüğünü hem de direnişin en yalın hâlini orada gördüğünü hiçbir zaman dilinden eksik etmiyordu.
Zindandan çıkarken de hep bir yarım kalmışlık hissi yaşadığını, yoldaşlarının ve Önderliğin zindanda olduğu sürece hep bu eksikliği yaşayacağını dile getiriyordu. Çocuksu ruhunu ve heyecanını yaşamımızın her köşesine yansıtıyordu.
Zindandan çıktığı ilk günlerde durduğumuz, oturduğumuz yerde başını kaldırıp gökyüzünü izliyordu. Merakla ona neden yukarı baktığını sorduğumda, “Havalandırmada volta atarken dahi gökyüzünü belli sınırlar içerisinde görüyorduk. Şimdi uçsuz bucaksız görebiliyor ve izleyebiliyorum” demişti…
Zindandan çıktığı zaman yaşadığımız bir an düştü yüreğime. Bisiklet sürerken yaşadığı mutluluk paha biçilmez bir değerdeydi. Heyecanla gelip, “Ben bisiklet sürmeyi unutmamışım” demişti.
Evet, sen çocukluğuna dair, halkına yaşatılanlara dair hiçbir şeyi unutmamıştın ve unutmayacaktın.
Gittiği her ailede, dolaştığı her sokakta bir iz bırakmıştı. Amed, bağrında bir kahramanı daha yetiştiriyordu. Derwêş’in yönü hep surlardaydı; bulduğu her fırsatta surlara gitmeyi esirgemezdi. Surlarda yoldaşlarıyla, Önderlikle buluşacağı günü hayal ediyordu.
‘ADI GİBİ DAĞLARIN DERWÊŞ’İ OLMUŞTU’
Bu hayallerini gerçekleştirebilmek için Kürdistan’ın esmer yüzlü çocuklarına özgür bir gelecek inşa etmenin tek yolunun mücadele etmekten geçtiğini biliyordu ve bunun için yönünü hayalini kurduğu özgür dağlara çevirmişti.
O artık sadece Amed’in heyecanlı Ali’si değildi; özgür dağların heyecanlı, moralli Derwêş’iydi. Yaşamın her alanında emekle, aşkla çalışmalara başlandığını söylüyordu yoldaşları.
Onunla özgür dağlarda mücadele içerisinde yer alan bir yoldaşı, “Adı gibi dağların Derwêş’i olmuştu” demişti.
Onunla birlikte kalan yoldaşları onu her anlattığında veya onun konusu açıldığında gözlerinin içi güler, parlardı.
“Kadın arkadaşlara hep yakışır bir yoldaşlık yapabilmenin arayışı, mücadelesi içerisindeydi” diyordu bir diğer yoldaşı.
Bir diğeri ise, “Gerillanın sanatla hep bir olduğunu dile getirip, sazını hiç yanından ayırmayıp yoldaşlarına şarkılarıyla da moral veriyordu” diyordu.
Evet, sanatı kendinde bütünleştirmiştin yoldaşım. Yoldaşlığın, fedakârlığın simgesi oldun yaşamınla.
“Yoldaş acısı sevda kokar” diye yazmıştı bir yoldaş, yoldaşı için… Evet, o kadar haklıydı ki bu cümle. Yoldaşının acısı, özlemi, ayrılığı sevda kokuyordu artık…
YOLDAŞLIĞINA ÖZLEMLE
8 Eylül 2024, Derwêş’ten fiziki olarak ayrı düştüğümüz, onu sonsuzluğa uğurladığımız tarihtir.
Derwêş hem yoldaşlığın ne kadar güzel ve anlamlı olduğunu gösterdi bize hem de yoldaş acısının ne kadar ağır ve acı olduğunu gösterdi. Haberin yayınlandığı ve artık fiziki olarak aynı gökyüzüne bakmayacağımızı öğrendiğim gün ve hâlâ kabullenemediğim bir gidiştir Derwêş’in gidişi.
Şehadetiyle de bize birçok şeyi öğretti. Dünyanın en zor acısının yoldaş acısı olduğunu, her şeye rağmen güçlü durmamız gerektiğini öğretmişti.
Hayalini kurduğun, kurduğumuz yaşamı inşa edinceye dek senin bize bıraktığın mirasla mücadele edeceğiz yoldaşım.
Senin için yüreğimin derinliklerinden akıtmaya çalıştığım yoldaş özlemimi, seslendirdiğin şarkılar eşliğinde yazıyorum.
“Gerilla olmak, dağlarda yürüyen bir sanat eseri olmaktır.
Çünkü bizler hem savaşın hem sanatın çocuklarıyız.
Hem ölümle yüzleşiyoruz,
Hem de yaşamın en derin güzelliklerini yaratıyoruz.
Benim sazım bunun kanıtıdır” diye yazmışsın.
Evet yoldaşım, Kürdistan’ın her bir karış toprağı, miras olarak bıraktığınız güzelliklerle dolu.
Yüreğinin güzelliğine, gülüşlerine, yoldaşlığına ve en çok da mücadele aşkına layık olmaya çalışacağız.
Yoldaşlığına özlemle…