Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ne İran-İsrail/ABD savaşı ne de Türkiye’de Önder Apo öncülüğünde yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden bağımsız düşünülebilir. Ülkelerin son dönemde attığı siyasi, güvenlik ve ekonomik adımların tümü birbirini doğrudan etkiliyor.
Irak’taki büyük yolsuzluk operasyonu, silahlı grupların orduya entegre edilmesi ve Kalkınma Yolu Projesi yalnızca Irak’ın kendi içindeki yapılanma olarak okunamaz.
IRAK’TA ENTEGRASYON SÜRECİ
Irak’ta yeni hükümet programı etrafında şekillenen tarihsel değişim sürüyor. Silahlı güçler üzerindeki dönüşüm baskısı ve bu güçlerin devletle entegrasyonu meselesi, son dönemde gündemin en önemli maddesini oluşturuyor. Bazı silahlı gruplar aynı zamanda parlamentoda da temsil ediliyor. Bu da silahlı grupların orduya entegrasyonu sürecinin yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi pazarlıklarla ilerleyeceğini gösteriyor. Mevcut hükümette henüz tüm bakanlıklar belirlenmiş değil. Kritik öneme sahip İçişleri Bakanlığı gibi bazı bakanlıklarda boşluklar devam ediyor. Irak’ta son dönemde yeniden gündeme gelen silahlı örgütlerin devlet güvenlik kurumlarına entegrasyonu tartışması, yalnızca hükümetin güvenlik reformu değil, aynı zamanda ülkenin siyasal dengelerini yeniden şekillendirecek bir süreç olarak ilerliyor.
Irak’taki son seçimlerin ardından Başbakanlık koltuğuna oturan Ali Zeydi, Iraklı Şii Dini Lider Ali Sistani’nin onayı ve Mukteda es-Sadr ile Şii siyasi kanadı temsil eden Koordinasyon Çerçevesi’nin desteğiyle silahlı grupların Irak ordusuna entegrasyonu sürecini başlatmış oldu.
Sürecin yürütülmesi amacıyla kurulan “Devlet Kontrolünde Silahların Toplanması ve Bağların Kesilmesi Komisyonu”nun öncelikle mevcut silahlı yapıların personel envanterini çıkarması, maaş ve komuta zincirini belirlemesi, daha sonra da birliklerin Savunma Bakanlığı bünyesine mi yoksa İçişleri Bakanlığı bünyesine mi dahil edileceğine karar vermesi bekleniyor.
Önce idari ve mali denetimin sağlanacağı, daha sonra eğitim, rütbe uyumu ve komuta birliği gibi teknik başlıkların takip edileceği entegrasyon programı kapsamında bazı silahlı grupların silah teslim töreni yapıldı. 4 Haziran’da Irak hükümeti askeri yetkililerinin de katıldığı, Seraya es-Selam’ın Samarra’daki üssünde düzenlenen bir törenle Seraya es-Selam’ın feshi gerçekleştirildi.
Sadikun Hareketi aracılığıyla parlamentoda da temsil edilen ve Haşdi Şabi çatısı altında bulunan en etkili silahlı gruplardan Asaib Ehl el-Hak, siyasi gücünü korumak adına silahlı kanadından vazgeçti.
İmam Ali Tugayları ise 2 Haziran’da yaptığı bir açıklamayla Haşdi Şabi ile ilişkisini sonlandırdığını duyurdu. Örgüt, silah envanteri ile personel bilgilerini, Zeydi hükümeti tarafından kurulan komisyona 10 Haziran itibarıyla teslim etti.
Diğer tarafta ise Irak Hizbullahı, Seyyid Şüheda Tugayları, Nuceba Hareketi, Seraya Evliya el-Dem, Eshabul Kehf ve Kerbela Tugayları, silahların teslim edilmesi teklifini dahi reddeden açıklamalar yaparak programa karşı olduklarını bildirdi.
BÖLGENİN VE EZİDİLERİN SAVUNMA GÜCÜ OLARAK YBŞ FAKTÖRÜ
Söz konusu entegrasyon programının ikinci ekseni de şüphesiz Şengal ve bölgenin savunma gücü olan YJŞ-YBŞ’nin de entegrasyon sürecine dahil edilmesi konusu. Haşdi Şabi Başkanı Falih el-Feyyad, Ninova Diyalog Sempozyumu’ndaki konuşmasında üç ay içerisinde Şengal’in tamamının, özellikle de Şengal Dağı’nın Irak güvenlik güçlerinin kontrolüne gireceğini söyledi. Bu açıklamayla birlikte, ‘Êzidilerin savunma gücü olarak örgütlenen YJŞ-YBŞ’nin de tanınarak Irak ordusuna entegrasyonu mu sağlanacak, yoksa 9 Ekim Anlaşması gibi bir dayatma mı söz konusu’ tartışmaları ortaya çıktı.
Êzidilerin siyasi iradesini temsil eden Şengal Demokratik Özerk Yönetimi’yle ve savunma güçleri olan YBŞ-YJŞ ile entegrasyon konusunda herhangi bir temas kurulmadı. Bu da ister istemez akıllara, ‘Êzidilerin iradesini yok sayan bir 9 Ekim Anlaşması daha mı yapılıyor’ sorusunu getirdi.
Bu sorunun yanıtı henüz belirsizliğini koruyor. Ancak Falih el-Feyyad’ın "üç ay" vurgusu, DAİŞ karşıtı Koalisyon Güçleri’nin Irak’tan çekilmesine yakın bir zaman dilimine işaret ediyor. 2014 yılında DAİŞ’in Musul’u ele geçirmesi ve ardından Şengal’de gerçekleştirdiği korkunç katliamlar, Irak güvenlik sistemindeki yapısal sorunları açık biçimde ortaya koymuştu. Bu saldırıların ardından bölgenin savunmasında aktif rol oynayan YJŞ-YBŞ, 2014 yılından bu yana bölge halkı tarafından inşa edilen bir yapı olarak Şengal’i hem DAİŞ’e hem de diğer tehditlere karşı korumayı sürdürdü. Özellikle son dönemde bölgede artan DAİŞ hareketliliği, ciddi endişeleri de beraberinde getiriyor.
Şengal’de yeniden inşa, yerinden edilenlerin güvenli geri dönüşü ve temel hizmetlerin eksikliği gibi sorunların yanı sıra, halkın hafızasında derin travmatik izler bırakan DAİŞ tehdidi hem bölge halkı hem de bölgedeki tüm ülkeler açısından kritik önem taşıyor. Şengal halkının yeni fermanlarla karşılaşmamak için DAİŞ’e karşı örgütlediği YJŞ-YBŞ’nin güvenlik yapısının dışında bırakılması ve yerine dışarıdan bir gücün getirilmesi ihtimali ciddi bir endişe oluşturuyor.
DAİŞ karşıtı Koalisyon Güçleri’nin görev süresi eylül ayı itibarıyla sona eriyor. Bu durum, DAİŞ’e karşı güçlü bir yerel savunma gücünün gerekliliğini daha da kritik hâle getiriyor. Güvenlik boşluğu oluşmaması adına yerel savunma güçlerinin tanınarak Irak ordusuna entegrasyonunun doğru bir zeminde değerlendirilmemesi hâlinde, bölgeyi çok büyük sorunların beklediği açık.
KALKINMA YOLU PROJESİ VE TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK GEREKÇELENDİRMESİ
Haşdi Şabi Başkanı’nın yukarıdaki tartışmalara zemin hazırlayan çıkışıyla eş zamanlı olarak Irak’a, Türk makamları tarafından dikkat çekici bir ziyaret gerçekleştirildi. MİT Başkanı İbrahim Kalın, Bağdat, Kerkük, Hewlêr ve Süleymaniye’yi kapsayan iki günlük bir ziyaret gerçekleştirdi. Ticaret koridorları, enerji jeopolitiği ve "süreç" koordinasyonu başlıklarıyla servis edilen ziyaret, Irak’ın Kalkınma Yolu Projesi’nin güvenlik mimarisine nasıl şekil vereceği yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdi.
Irak ve çevresindeki ülkelerin jeopolitik konumlarını dönüştürme potansiyeli taşıyan Kalkınma Yolu Projesi, Basra Körfezi’nden başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına uzanması planlanan bir ulaştırma ve lojistik koridoru olarak öngörülüyor. Uygulama aşamasına geçilen ve Türkiye açısından aynı zamanda bir askeri nüfuz alanı olarak görülen projenin güzergahı, yıllardır DAİŞ saldırıları nedeniyle gerilimin yüksek olduğu Musul-Ninova-Şengal hattını da kapsıyor.
Türkiye’nin, projenin "güvenliği" gerekçesine dayanarak Irak’taki varlığını artırdığı; projenin kritik noktalarından biri olarak değerlendirilen Şengal’in askeri anlamda kuşatılmasına, bölgenin savunma gücü olan YJŞ-YBŞ’nin tasfiyesine zemin hazırladığı ve projenin, Türkiye’nin Kürt özgürlük hareketini köşeye sıkıştırma pratiğine dönüştüğü yönündeki endişeler kamuoyunda da yüksek sesle dile getirildi.
Görünen o ki Şengal halkının iradesini yok sayan ve güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılan bu tür adımlarla, Şengal Demokratik Özerk Yönetimi etkisiz hale getirilerek Kalkınma Yolu Projesi üzerinden Türkiye’nin bölgedeki askeri ve siyasi egemenliğini artırmaya yönelik bir plan yapılıyor.
SÜREÇ BÖLGE ÜLKELERİNİ DE ETKİLİYOR
Kamuoyunda oluşan bu endişeler, sadece Kalın ziyaretinin “Kalkınma Yolu” ziyareti olarak servis edilmesinden kaynaklanmıyor elbette. Ankara aynı zamanda Önder Apo öncülüğünde yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında atması gereken adımları atmıyor. Çerçeve yasanın taslağı dahi muhataplarına sunulmuyor ve İmralı Heyeti’nin Önder Apo ile görüşmesi 40 günü aşkın bir süredir engelleniyor. Önder Apo ve Özgürlük Hareketi’nin üzerine düşeni yaptığı bu süreçte, devletin sürecin gereklerine göre hareket etmediği; aksine, MİT Müsteşarı’nın komşu ülkelerin siyasetçileriyle “ekonomik projeleri” görüşmesi gibi olağandışı temaslarda bulunduğu açıktır.
KCK, Kalın’ın temaslarının ardından yaptığı açıklamada sürece dair risklere dikkat çekerek savaş hazırlığı yapıldığı uyarısında bulundu. Açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Mevcut durumda, sanki yeni bir savaşa hazırlık yapılıyor gibi bu tür bir politika uygulanıyor. İbrahim Kalın, Irak'ı sadece bir istihbarat teşkilatının başı olarak değil, aynı zamanda bir hükümetin başbakanı olarak da ziyaret ediyor. Geçmişte Rojava'ya yapılan saldırılar sırasında da benzer görüşmeler yapılmıştı. MİT Genel Sekreter Yardımcısı’nın Bağdat, Süleymaniye ve Hewlêr'deki rolü nedir, ne yapıyor? Bu güçlere, Özgürlük Hareketimizi ortadan kaldırma ve saldırma planında bir rol mü verilmesi amaçlanıyor?”
Açıklamada ayrıca İran'la da benzer görüşmeler yürütüldüğü ve Irak hükümetinin böyle bir planın parçası olmaması gerektiği ifade edildi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte Irak, Suriye ve Türkiye hattında yeniden şekillenen güvenlik politikaları, güvenlik anlaşmaları veya ticari hamleler birbirini doğrudan etkiliyor. Aynı döneme denk gelmesi tesadüf olarak değerlendirilemeyecek açıklamalar, ziyaretler ve değişen politikaların Kürtlere olan doğrudan etkisini de önümüzdeki günlerde daha net göreceğiz.