Demokratik Toplum ve Barış Sürecinde gelinen aşamayı ve bundan sonra atılması beklenen adımları değerlendiren HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Önder Apo’nun süreçteki rolünden devlet kurumlarının tutumuna, Kürt siyasetinin önündeki yeni döneme ve Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarına ilişkin değerlendirmelerini ANF’yle paylaştı.
‘YENİ DÖNEMDE KÜRT SİYASETİNİN YÖNÜ BELİRLEYİCİ OLACAK’
“Demokratik Toplum ve Barış Süreci”nin bundan sonraki aşamasında asıl düğümün nerede olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kürkçü, şunları belirtti:
“Abdullah Öcalan ve örgütü yapabileceklerini yaptı. Bundan sonrası ise artık bu açılan yeni alanda, yeni siyasi mekanda Kürtlerin kendilerini eşit haklı yurttaşlar olarak bu toplumun yeniden kuruluşuna nasıl katacakları, nasıl bir siyasi çizgi izleyecekleri meselesi. Devlet, başından beri bu süreci bir çeşit çatışmayı sona erdirme faktörü olarak gördü. Hedefi, çatışmayı sona erdirme konusunda özellikle Öcalan'la ve onun üzerinden PKK ile bir tür karşılıklı anlaşmaya varmak oldu. Ondan sonrasını ise geleceğe bıraktığını görüyoruz. Hiçbir taahhüt altına girmediler. Hiçbir bağlayıcı söz vermediler.
Ancak Öcalan bu adımı atarken şunu apaçık belirtti, düşündü: Kürtler ve Türkler arasında bir çatışma olasılığını, doğrudan silahlı mücadele kapısını kapatarak ortadan kaldırırken, bundan sonrasında haklar konusunun oluşan yeni iklimde ancak fiilen belirlenebileceği yönünde bir perspektif ortaya koydu. Şimdi bu perspektifi gerçekleştirme zamanı.
Bu nasıl gerçekleşebilir? Bu konuda Kürt Hareketi içinde ne gibi pozisyonlar var, hangi hedefler üzerinde birleşiliyor? Bunları henüz apaçık bilmiyoruz. Bir açık tartışma yaşamıyoruz. Bence bu açık tartışmayı yaşamanın zamanı. Kısmen DEM Kongresi, bu açık tartışmanın alacağı biçim bakımından bir platform olabilir. Öte yandan, PKK'nin kendi platformları mutlaka vardır, olacaktır. Ancak bir yandan da her şeyi Öcalan'dan beklemek ve onun formüle etmesini istemek de haksızlıktır. Herkes bu açıdan açık bir tartışmaya dahil olabilir ve olmalıdır, bence.
Bir şey daha eklemek gerekir. Bu sadece bir müzakere, münakaşa meselesi değil; yaşamsal meseleler karşısında alınacak tavırlarla da ilgili bir konu. Yani Rojava'da süren mücadele, oradaki entegrasyon sürecinin ortaya çıkardığı büyük açmazlar... Bunların karşısında Kürtlerin orada ortaya koydukları pozisyonlar, güneydeki mücadeleler ve buradan doğan sonuçlar, İran'da ve Rojava'da cereyan eden süreçler, bugünkü Türkiye sınırları içerisindeki parçada Kürt sorununun çözümüne yol gösterecek, etki edecek, fikir verecektir.
Ama her şey kendi yerinden, olduğu yerden, kendi zemininden başlar. O yüzden buradaki mücadeleye yön verecek olan, burada bundan sonraki siyasallaşma pratiğidir.”
‘SÜRECE İLİŞKİN FARKLI YAKLAŞIMLAR VAR’
Suriye’de Kürtlerin statüsü ve Ankara-Şam hattındaki gelişmeler üzerinden devletin sürece yaklaşımını değerlendiren Kürkçü, Hakan Fidan’ın mesajları ile Devlet Bahçeli’nin Önder Apo’ya ilişkin tutumunun farklı yönlere işaret ettiğini belirtti. Fidan’ın Suriye’de Kürtlerin kolektif konumundan duyulan rahatsızlığı yansıttığını belirten Kürkçü, Bahçeli’nin ise Önder Apo’nun süreçteki konumunun korunmasına ilişkin daha sahiplenici bir tutum sergilediğini ifade etti.
Kürkçü, şöyle devam etti: “Hakan Fidan, bence Şam ziyaretinde şunun mesajını veriyordu: Suriye’de devletin yeniden kuruluşu, özellikle Kürtlerin statüsü bakımından Türkiye'dekinin kopyası olmadı. Hâlâ Türkiye'dekinden fazla bir şey var orada. Yani gerek Haseke Valiliğine yapılan tayin gerek orduya entegrasyon süreçlerinde Kürtlerin konumlanması, özellikle YPJ’nin içerilmesi bakımından, Kürtler yine de zımnen ve fiilen bir kolektif varlık muamelesi gördüler. Tek tek bireyler olarak muhatap alınmadılar. Yani öz yönetim dönemi Kürt gerçekliği bir şekilde, örtük de olsa, kendini gösteriyor ve Hakan Fidan'ın bu ifadesiyle mevcut durumdan hoşnut olmadığını ima ettiğini düşünüyorum.
Ancak Fidan bir yandan da “Kürtler, Kürt oldukları için ayrımcılığa tabi tutulmamalı” falan derken, sanki Türkiye'de böyle olmuyormuş gibi, tamamen hakikate aykırı bir imada da bulunuyor. Ben başından beri Hakan Fidan'ın Suriye'nin bir Arap milli devleti olması ve Araplık dışında başka bir kimliğe yer verilmemesi konusunda en ısrarcı kişilerden biri olduğunu biliyorum. Bunu takip ediyoruz. O yüzden bunlara bakarak, şu anki durumun hâlâ Fidan’ın hayalhanesindekinden farklı olduğunu, yani Kürtlerle Şam arasındaki ilişkiler bakımından yekpare bir merkez-çevre ilişkisinin, kurulmamış olduğuna dair bir ima okuyorum.
Bahçeli açısından ise bunu yorumlamakta biraz güçlük çekiyorum. Devlet Bahçeli'nin Öcalan'la kurduğu ilişkide daha himayekar bir pozisyon içinde olduğu görülüyor. Öcalan'ın haklarını takip eden, onun bu süreçteki konumunu kamuoyunda savunan bir görüntü veriyor. Ama bu alanda da aslında sorumluluğu doğrudan doğruya rejimin üzerine bırakıyor.
Bahçeli'nin manevrasını özetle şöyle okuyorum: Esasen bundan sonra atılacak adımları Öcalan'la kurulan ilişkiler tayin edecek. Dolayısıyla ona bir statü kazandırmak gerekecek. Fakat bu statünün kazandırılmasından doğacak külfeti de AKP'nin üstlenmesi gerekir diye bir tavır gösteriyor. AKP'nin bu açıdan çıkarı, külfeti tek başına yüklenmekte değil. Cumhur İttifakı olarak, yani bütün öteki ittifak unsurlarıyla birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı'nın tekil üyeleriyle, yani BBP’yle, Hüda-Par’la ve diğerleriyle görüşmeye başladı bugünlerde. Onlar da milliyetçi önyargılar karşısında bu cepheyi genişletmek, daha geniş bir cepheyi muhafaza etmek derdindeler. O yüzden de sorumluluğu tek başına üstlenmeye kalkışmıyorlar.
Ben Tayyip Erdoğan'ı Öcalan’ın statüsü konusunda yorum yaparken hiç görmedim. Bu açıdan böyle bir farklılık var. Fakat daha derin bir mesele olup olmadığını, yorumlayacak kadar bilgiye sahip değilim.”
‘SÜRECİN İLERLEMESİ İÇİN SOMUT ADIMLAR BEKLENİYOR’
Önder Apo’nun son açıklamasını ve sürecin hangi aşamada olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kürkçü, yasanın uygulanması ve kurumların çalışmaya başlaması konusunda henüz somut adımlar atılmadığını belirterek, sürecin önümüzdeki dönemde nasıl ilerleyeceğinin Ankara’nın atacağı adımlarla netleşeceğini söyledi.
Kürkçü, şöyle konuştu: “Şimdi bu son sözünden hareket edersek, Öcalan’ın bu yasanın çıkış sürecinde de yasa çıktıktan sonra da kurulların oluşması sürecinde Öcalan'a, siyasallaşma ve silahsızlanma komisyonunda bir görevi tevdi edileceği söylenmişti; Öcalan’ın bunu işaret ettiğini anlıyorum. Bu çalışma nasıl sürüyor, onu bilmiyorum. Öcalan'dan bize yansıyan bir şey yok. Ama yansımayan bir şey de yok. Yani ‘Hayır, kurulda yer almayacaktır’ da denmedi.
Ama bunun baş ağrısı olmaya devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü bunu kapsayan formülasyon yasaya içerilmekle beraber, bu konuda arzulu bir tutum da görülmedi. Fakat hazırlıkların Ekim'e kadar süreceği konuşuldu. Bunu görmemiz lazım. Henüz belki konuşmak için erken olabilir.
Bu konuştuklarımız, bu yasa kapsamında yapılacak şeyler. Bunun ötesindeki meselelerle ilgili olarak Öcalan’ın son mesajında açık bir ifade var. Diyor ki, ‘Yasanın çıkmasından sonraki dönemde bu sorumluluk çerçevesinde karşılıklı pratik adımların atılması ve kurulların aktif olarak çalışmaya başlaması büyük önem taşımaktadır. Benim amacım barış ve siyasallaşmanın gerçekleştirilmesidir. Barışın karşılığı silah bırakmaya, siyasallaşmanın karşılığı demokratik siyaset ve demokratik topluma tekabül eder.’
Fakat henüz bu silah bırakma pratiğini yöneten yasa işlemeye başlamadı. Şu an MGK'nin ya da daha doğrusu Cumhurbaşkanlığı'nın elinde yasa. Bu süreci tayin edecek olan Tayyip Erdoğan'ın, Saray’ın hamleleri. Bunları görmemiz lazım. Bu süreçte ne gibi yeni tertipler olacak, bunları bilemiyoruz.
Çünkü Meclis bir yasa çıkarıyor. Fakat yasanın yürürlüğe girme koşulunu yürütmeye bırakıyor. Yani MGK ne zaman bu yasanın yürürlüğe girmesi için gereken koşullar oluştu derse, o zaman girecek. Bu konuda PKK ile diyaloglar nasıl gelişiyor? Çünkü silahı bırakacak olan Öcalan değil. Öcalan cezaevinde. Türkiye içinde de silahlı güç yok. Türkiye dışındaki silahlı güçlerin silahlarını nereye, ne şekilde bırakacakları ve MGK'nin bunları nasıl devralacağı konusunda açık hiçbir şey duymadık bugüne kadar.
Dolayısıyla henüz bu aşama geçilmediği için Öcalan'ın bu ifadesiyle, ‘Silahların bırakılması meselesini biz prensipte hallettik. Siz bunu pratikte yürüteceksiniz artık. Bundan sonrası bizi bağlayan bir konu değildir’ dediğini anlıyorum. Ama hukuki meselenin ötesinde, başta konuştuğumuz gibi, Kürt Hareketi’nin siyasal yeniden kurgusu ve siyaset sahnesine yeniden çıkışı, benimsenecek siyaset tarzı vesaire, sürecin geleceğini tayin edecek. Bu bakımdan Öcalan'ın mutlaka söyleyeceği yeni cümleler olacaktır. Ancak şimdiki çerçeveyi ben böyle okuyorum.
Öcalan'ın yaptığı bu tartışma, bu yasanın bir an önce uygulanmaya başlaması için gereken adımların atılmasıdır. Çünkü MGK karar verecek. Yani ‘Tamam, silah bırakma süreci tamamlanmıştır, yürüyebiliriz ve şu kişiler şu sırayla tahliye edilmeye başlanmalıdır’ diyecek. Çünkü bu tamamen adli bir süreç olarak bırakılmadı. Hükümetin, Adalet Bakanlığı'nın infaz hakimliklerine ileteceği listeler üzerinden yapılacak. Adalet Bakanlığı'na da talimatı Saray verecek.
Bu aşamada yasa çıkalı bir ay henüz olmadı belki ama netice olarak iki yıldır konuşulan bir süreçten söz ediyoruz. Bu konu altı aydan çok bir süredir gündemde. Fazla uzadı ve en azından Meclis yeniden açıldığında bir adım atılmış olması gerektiğini düşünüyorum. Zaten Meclis'te gündeme gelecektir, eğer atılmamışsa. O bakımdan önümüzdeki ay kritik.”
‘YENİ DÖNEMİN BELİRLEYENİ DEMOKRASİ ANLAYIŞI OLACAK’
Türkiye siyasetinde sürecin yaratabileceği dönüşümün demokrasi ve yönetim anlayışında yaşanması gerektiğini belirten Ertuğrul Kürkçü, hükümetin ise süreci muhafazakar bir çerçevede ele aldığına dikkat çekti. Kürkçü, bu yaklaşımın yanı sıra Kürt Hareketi’nin önündeki yeni dönemde kendi siyasal iradesini ortaya koymasının belirleyici olacağını ifade ederek şunları söyledi:
“Şimdi, aslında tartışılacak olanın sonuncusu olması gerekir. Fakat ben, hükümetin bir ‘Türk-Kürt kardeşliği’ anlayışı içerisinde, muhafazakarlık ve ‘din kardeşliği’ esasında sorunun zaten çözülmüş olduğuna dair bir önyargıyı topluma benimsetme ve toplumu da bu kalıp içerisine sokma çabası içinde olduğunu düşünüyorum.
Doğrusunu isterseniz, tam da bu kritik dönemde, örneğin LGBTİ+ hakikatine, varlığına karşı başlatılan saldırılar da bana, Türkiye'nin toplumsal gerçekliğinin bir parçası olan bir topluluğun canlı olarak varoluşuna karşı açılmış olan bir savaşta, muhafazakar Kürt tabanını yanına çekmeye dönük bir hamle olarak geliyor ve bu yaklaşımı korkunç buluyorum.
Hükümetin şu an yaptığı manevraların tamamı son derece muhafazakar ve Kürtlükle muhafazakarlık üzerinden ilişkileniyor. Saray’ın demokratik kesimler ve özgürlükçü yurtsever Kürtlükle eski mesafesini muhafaza ettiğini düşünüyorum. Rejim yürüyüşünü bu yargılar kapsamında planlıyor. Bunları açıkça ortaya koymuyor ama davranışlarını çözerek bunu görebiliriz. Ve bu son hamlenin esas itibarıyla bu açıdan da çok kritik olduğu kanaatindeyim.
Şunu eklemek isterim: Bu gibi anlar çok sık tezahür etmez ama şu an özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin, kendi geleceğini tayini bakımından, iradenin şartlardan öne geçtiği, gösterilecek iradenin şartları belirleyebileceği bir dönemde olduğumuzu mutlaka idrak ettiğini düşünüyorum. Biz, Kürt Özgürlük Hareketi'ni stratejik müttefiki olarak gören enternasyonalistler olarak, bu adımın, bu stratejik yaklaşımın hayati olduğunu ve son otuz yıla damgasını vuran bu davranışın devam ettirilmesinin mevcut statüko karşısında biricik anlamlı yanıt olduğunu düşünüyoruz.”