İran ve Rojhilatê Kurdistan'ın doğası yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

Dünya Çevre Günü'nde yayımlanan resmi veri ve raporlar, İran'ın doğal ekosisteminin artık uyarı aşamasını aştığını ve çöküş seviyesine ulaştığını gösteriyor.

Kapitalist sistem, yolsuzluk, kötü yönetim, kaynakların yağmalanması ve iktidarın sorumsuz politikaları doğa krizini daha da derinleştirmiştir.

İran Çevre Örgütü, Rojhilatê Kurdistan ve İran'daki doğal felaket durumuna ilişkin bir rapor açıkladı.

Raporda, İran'ın kuzeyindeki ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Hirkani ormanlarının kaçakçılık, villa inşaatları ve atık kirliliği nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtildi. Ayrıca Kürt bölgelerinde, Rojhilatê Kurdistan'daki Zagros meşe ormanlarının yüzde 30'undan fazlası hastalıklar, yangınlar, kömür üretimi ve kuraklık nedeniyle yok oldu.

Resmi verilere göre sulak alanların yüzde 42'sinden fazlası tamamen kurudu ve toz fırtınalarının başlıca kaynakları haline geldi. Urmiye Gölü de verilen tüm sözlere rağmen yüzey alanının büyük bir bölümünü kaybetmiş ve bölgedeki tarımı tehdit eden bir tuz çölü seviyesine ulaştı.

Sulak alanların ve ovaların kuruması, kış aylarında mazot yakılmasıyla birleşince hava kirliliğini dört mevsim süren bir krize dönüştürdü. Bu nedenle şehirler her yıl yüzlerce gün tehlikeli hava koşullarına maruz kalmaktadır.

Yeraltı sularının kontrolsüz şekilde çekilmesinin bir diğer tehlikeli sonucu ise toprak çökmesidir. Günümüzde İran topraklarının yaklaşık yüzde 11'i bu krizle karşı karşıyadır. Bazı bölgelerde yıllık toprak çökme oranı yarım metreyi aşmakta, bu durum altyapıyı ve insanların yaşamını ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Uzmanlar, Rojhilatê Kurdistan'daki barajlardan merkezi eyaletlere zorla su aktarılmasını amaçlayan ve doğal koşullar ile resmi izinler dikkate alınmadan yürütülen projelerin, özellikle de Devrim Muhafızları'nın projelerinin, Kürt şehirlerinin doğal ekosistemine büyük zarar verdiğine dikkat çekiyor. Ayrıca su tüketimi yüksek sanayilerin (örneğin çelik sanayisi) su kıtlığı yaşayan bölgelerde kurulması ve geleneksel tarım yöntemlerinin sürdürülmesi felaketi daha da ağırlaştırmıştır.

Bu yapısal kriz, yaşamın geleceğini ciddi biçimde tehlikeye atıyor ve büyük bir iç göç dalgasına yol açıyor. Rapora göre bu krizden çıkış ancak yönetim sisteminde köklü reformların gerçekleştirilmesiyle mümkün olabilir.