Önder Apo’nun çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum sürecinde kritik bir aşamaya gelinirken, Türkiye’deki ekonomik kriz, iktidarın sürece yaklaşımı, Önder Apo’nun statüsü ve 1 Ekim’de açılacak Meclis’te yürütülecek tartışmalara ilişkin DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘TÜRKİYE EKONOMİSİ DÜNYADAKİ BEŞ KIRILGAN EKONOMİDEN BİRİ’
Türkiye’de son günlerde artan akaryakıt fiyatları, fon krizi ve derin yoksulluğa değinen Temelli, Türkiye ekonomisinin kırılgan bir yapıya sahip olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Türkiye ekonomisi aslında kırılgan bir ekonomi. Dünyadaki beş kırılgan ekonomiden biri Türkiye ekonomisi ve bir türlü bu kırılganlık bitmiyor. Bunun birçok nedeni var. Hem yapısal sorunları var hem idari ve kurumsal sorunları var. Tabii ki siyaseten de içinde bulunduğumuz durumun çok ciddi etkisi var. Dolayısıyla bu kırılgan ekonomi sürekli kriz üretiyor. Bu kırılgan ekonomi, sürekli bu talan anlayışından dolayı karşımıza bu tür vurgunları, soygunları çıkarıyor.
Türkiye ekonomisinin çok önemli bir kısmı kayıt dışı zaten ve bu kayıt dışının içinde kara ekonomi dediğimiz kısım da var, gri ekonomi dediğimiz kısım da var. Türkiye ekonomisi yüksek işsizlik barındıran, yüksek enflasyon ve yüksek faizle ayakta durmaya çalışan ama onun ötesinde toplumsal beklentileri, toplumsal sorunları çözememiş bir ekonomi var. Şimdi bütün bunlara dönüp baktığımızda son fon krizi aslında beklenmedik bir şey de değil.”
AKP’nin uzun yıllara yayılan iktidarı döneminde benzer krizlerle karşılaşıldığını belirten Temelli, iktidarın ekonomi yönetim anlayışının bu krizlerin ortaya çıkmasında etkili olduğunu sözlerine ekledi.
‘SAVAŞ EKONOMİSİ AKLI KORUNUYOR’
Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarından birinin savaş ekonomisi olduğunu aktaran Temelli, Önder Apo’nun attığı adımın ve oluşturduğu siyasi iklimin Türkiye açısından önemli bir fırsat yarattığını dile getirerek şunları ifade etti:
“Ekonomideki en önemli yapısal sorunlardan biri şu: Bu ekonomi bir savaş ekonomisi. Önemli bir süreçten geçiyoruz. Sayın Öcalan'ın atmış olduğu adım, almış olduğu inisiyatif, yaratmış olduğu siyasi iklim o kadar kıymetli ve önemli ki herhangi biri dışarıdan baktığında diyor ki bu, aslında Türkiye açısından büyük bir fırsat. Yani yabancı bir göz diyor ki bu, Türkiye için büyük bir fırsat. Neden? Türkiye bu sayede belki de siyaset ve ekonomisini ilk defa normalleştirebilme şansını yakalayacak.
2027 bütçesinde sürecin etkisi görülmüyori Savaş ekonomisi aklını, kodlarını hâlâ koruyan bir iktidar var karşımızda.”
‘MESELEYE HALA TERÖRLE MÜCADELE OLARAK BAKAN BİR ANLAYIŞ DEVAM EDİYOR’
Temelli, savaşa ayrılan kaynakların önemli bir bölümünün ekonomiye yönlendirilmesi hâlinde Türkiye ekonomisi açısından iyileşme sağlanabileceğini ifade ederek şunları aktardı:
“Savaşa giden kaynaklar, yılda 40 milyar doların üzerindeki bir kaynak. Savaş ekonomisine ayrılan kaynağın en az üçte ikisini bu alandan çekme şansı doğmuş. Şimdi bu da yaklaşık 20-25 milyar dolar yapar. 20-25 milyar dolar Türkiye ekonomisi açısından önemli bir iyileşme aracı olabilir. Ama bu tercih edilmemiş. Bir kere birinci yapısal sorun bu ve bununla ilgili hâlâ sürecin bu denli önemli etkisine rağmen adım atılmıyor. Çünkü meseleye hâlâ terörle mücadele olarak bakan, siyaseti hâlâ buradan okuyan bir anlayış var karşımızda.”
‘DEMOKRASİ VE EKONOMİ BİRLİKTE İLERLEMELİ’
Ekonomik sorunların demokratikleşmeden bağımsız ele alınamayacağını belirten Temelli, siyasette demokrasi olmadığı durumda ekonomide yolsuzlukların artacağını söyleyerek şunları iletti:
“Her şeyden önce bu iktidar demokrasiden kaçıyor. Şimdi eğer siyasette demokrasi yoksa ekonomide de yolsuzluklar çok olur. Bu ikisinin birlikte hareket ettiğini bilmek gerekiyor. Yani siyaset demokratikleştiği ölçüde ekonomi demokratikleşir. Ekonominin demokratikleşmesi demek de aslında ekonomide adaletin sağlanmasıdemek. Bu iktidar bundan kaçıyor. Ne siyasette ne ekonomide demokrasiyle hiçbir alakası olmayan bir iktidar var karşımızda. Ne yapıyor? Ekonomide otoriter siyasi sistem sayesinde bir rant, talan alanı yaratıyor.”
Kamu ihaleleri, bütçe kaynaklarının kullanımı ve kayıt dışı ekonomi üzerinden değerlendirmelerde bulunan Temelli, ekonomik rant ile siyasi rant arasında ilişki bulunduğunu, Türkiye’de gelir ve servet dağılımının da önemli bir yapısal sorun olduğunu belirtti.
“KÜRT MESELESİ DEMOKRATİK ÇÖZÜME KAVUŞMALI”
Kürt meselesine yönelik yaklaşımın da ekonomik ve siyasi sorunlarla bağlantılı olduğunu ifade eden Temelli, “İçinde bulunduğumuz sürece rağmen siz bir taraftan Kürt meselesinin demokratik çözümüne karşı hâlâ güvenlikçi bir pencereden yaklaşıyorsunuz, öte yandan yolsuzluklar, talan, rant ekonomisi ile mücadele edebilmek adına herhangi bir iyileştirici program izlemiyorsunuz. Kürt meselesine yaklaşımın da ekonomik ve siyasi sorunlarla bağlantılı olduğunu burdan görebiliriz. İktidar hiç bir konuda çözüm üretmek istemiyor.”dedi.
‘TÜRKİYE HALA KÜRDİSTAN COĞRAFYASINA SÖMÜRGECİ BİR ANLAYIŞLA YAKLAŞIYOR’
Türkiye ekonomisinin devam eden sürece rağmen hâlâ Kürdistan coğrafyasına sömürgeci bir anlayışla yaklaştığının altını çizen Sezai Temelli şu ifadeleri kullandı:
“Her şeyden önce Türkiye kendi iç hinterlandıyla barışık değil. Yani Kürdistan coğrafyasına yaklaşırken orada birlikte bir ekonomik gücü var etmek gibi bir anlayışı yok. Tam tersine, sömürgeci bir anlayışla bakıyor hâlâ. Türkiye hem bölgeyi hem kendisini demokratikleştirirse, birlikte bir ekonomik güç olursa, yani bizim o demokratik ulus dediğimiz mesele, bizim o yerel demokrasilerin güçlendirilmesi dediğimiz mesele hayata geçerse, o birlikteki ekonomik güçten ancak Türkiye ekonomisi güçlenebilir. Ama Türkiye ekonomisi nasıl bakıyor? Türkiye ekonomisi hâlâ Kürdistan coğrafyasına sömürgeci bir anlayışla yaklaşıyor. Şimdi böyle bir anlayış hem bölgeyi yoksullaştırıyor hem Türkiye ekonomisinin talan alanını besliyor.”
FON KRİZİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
Son dönemdeki fon krizine ilişkin de konuşan Temelli, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi kurumların bulunduğu bir sistem içerisinde yaşanan gelişmelerin kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.
Yaklaşık 550 bin kişinin etkilendiği ve 950 milyar liraya ulaşan bir rakamdan söz edildiğini belirten Temelli, olayın yalnızca birkaç kişinin gerçekleştirebileceği bir durum olarak ele alınamayacağını, yolsuzluk ve rantla mücadele için siyasi düzeyde de adımlar atılması gerektiğini ifade etti.
‘SÜREÇ SİYASALLAŞMALI VE TOPLUMSALLAŞMALI’
Barış ve Demokratik Toplum sürecinin yalnızca güvenlik başlığı üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirten Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz bu süreci ilk günden beri siyasallaştırmaya, toplumsallaştırmaya çalıştık. Çünkü iktidar da devlet aklıyla hareket ettiği için hep Kürt meselesini güvenlikçi bir alana, bürokratik bir alana, militarist bir alana sıkıştırıyor. Sürecin en önemli başarısı, Sayın Abdullah Öcalan'ın aslında ortaya koymuş olduğu inisiyatiftir. Yani siyasallaştırdı süreci. Ve bunun toplumsallaşması gerektiğini de ilk günden söyledi. “Barış ve demokratik toplum.” dedi. Zaten manifestonun başlığı bize meseleyi anlatıyor.
Dolayısıyla barış için siyasetin inisiyatif almalı ve bu inisiyatifle yetinmemeli. Meseleyi toplumsallaştırmalı ve toplumun demokrasi beklentilerini de karşılayacak bir yerden meseleye yaklaşılmalı. Yani topyekûn bir demokratikleşmenin belki de kaldıracı, en önemli hareket sağlayıcı adımı bu oldu. O yüzden silah bırakma ya da güvenlik meselesinin halledilmesine indirgenecek bir mesele değil. Ama iktidar ısrarla demokrasi dersinden kaçıyor.”
‘İKTİDAR BU SÜREÇTEN NEMALANIP SEÇİM SENARYOSU ÇİZİYOR’
AKP iktidarının bu süreçten nemalanıp seçip senaryoları çizdiğini dile getiren Sezai Temelli, iktidarın bu yaklaşımının karamsarlık ve berlirsizlikleri de bereberinde getirdiğini ifade ederek şunları aktardı:
“İktidar biz bu süreçten nemalanıp önümüzdeki seçim senaryomuzu başarıya ulaştırmaya çalışırız planları yapıyor. İktidar bu kadar sığ bakıyor. Bu sığlık ister istemez sürecin şu anda istendiği bir hızda akmasını engellediği gibi bu yasadan sonra gelecekler konusunda da insanları karamsarlığa sürüklüyor. Yani öyle handikaplı bir yasa var ki yasayla bir şeyi halletmek mümkün değil. Yasa bir şeyin başlangıcı ve devamı gelmeli. Dolayısıyla PKK kadroları, PKK yöneticileri, PKK ile iltisaklı, irtibatlı olan yapılar, cezaevinde olan arkadaşlar, yurt dışında olanlar... Yani çok geniş bir alandan bahsediyoruz. Tüm bunlarla ilgili belirsizlik hâlâ kendisini koruyor. Ne olacak konusunda net bir şey yok.”
‘MECLİS BİR AN ÖNCE HAREKETE GEÇMELİ’
1 Ekim’de Meclis’in açılmasıyla birlikte sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için kurulların bir an önce çalışmaya başlaması gerektiğini açıklayan Temelli, şunları aktardı:
“Her şeyden önce bu süreç sağlıklı bir şekilde ilerlemeli. Sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için de Meclis açılır açılmaz Meclis'te kurullar bir an önce toplanıp çalışmalı ve prosedür yasanın devreye gireceği kısım devreye girmeli. O devreye girdiği andan itibaren de infaz kanununda, Terörle Mücadele Kanunu'nda, Türk Ceza Kanunu'nda gerekli düzenlemeler, değişiklikler yapılmalı.
Ardından sıra demokratikleşmeyi sağlayacak belli yasalarda da adımlar atılmalı. Bunların hepsini ne zaman yapacağız? Bunların hepsini önümüzdeki bir yıl içinde yapmak zorundayız. Bunları yapmadan gidilecek bir seçimin çare olmayacağını artık herkes anlamalı. Bütün siyaset anlamalı. Muhalefet de anlamalı, iktidar da anlamalı.Bunları yapıp girebileceğimiz bir seçimle ekonomiden siyasete, toplumdaki bütün sorunların çözümüne kadar gelişmeler söz konusu olabilir. Tabii en başa dönersek esas mesele Kürt meselesinin gerçek anlamda demokratik çözüme kavuşmasıdır.”
“SAYIN ÖCALANIN YAŞAM VE ÇALIŞMA KOŞULLARI BİR AN ÖNCE DÜZENLENMELİ’
Yaşanan bütün sürecin kalıcı demokrtaik bir çözüme kavuşmasının başat yolunun Önder Apo’nun yaşam ve çalışma koşullarının bir an önce düzenlenmesinden geçtiğini hatırlatan Temelli, şu ifadeleri kullandı:
“Sürecin gerçek anlamda demokratik çözüme kavuşabilmesinin yegâne yolu da baş müzakerecinin, baş aktörün, bu konuda inisiyatif almış, çözüm üretmiş olan Sayın Öcalan'ın yaşam ve çalışma koşullarının kendi istediği doğrultuda bir an önce düzenlenmesinden geçiyor. Bu olmadan olmaz. Bunu herkes biliyor. Artık siyaset buna ciddiyetle yaklaşmalı, daha fazla geç kalmamalı. İktidar, üzerine düşen sorumluluktan bahane üreterek kaçamaz. Tam tersine, bahane üretenlere karşı çözüm üretmekle sorumludur. Gereğini yapmak zorundadır.”
‘SAYIN ÖCALAN’IN KENDİ HAREKETİYLE GÖRÜŞMESİ DÜZENLİ BİR ŞEKİLDE YAPILMALIDIR’
Önder Apo’nun Kürdistan Özgürlük Hareketi Yönetimi ile sağlıklı ve düzenli bir şekilde görüşmesi gerektiğini aktaran Temelli, şunları dile getirdi:
“Sayın Öcalan'la kendi hareketinin görüşmesi kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü silahı kareket bırakıyor ve bu karar var. Dolayısıyla bu görüşme sağlıklı bir şekilde, düzenli bir şekilde yapılmalıdır. Biz bunu başından beri savunduk. Bugünden sonra da savunacağız.
Her şeyden önce başkanın statüsü, hukuki statüsü, siyasi statüsü tartışılamaz zaten.Belli artık. Yani o statü sayesinde, o inisiyatif sayesinde biz bugün bunları konuşabiliyoruz. Ama hukuki statüsü ve süreçte oynayacağı rolün sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi adına bizim de talebimiz, tabii ki tartışmasız olarak Sayın Öcalan'ın özgürlüğüdür. Bu konuda kimsenin farklı bir düşüncesi söz konusu bile değil DEM Parti'de.”
‘SÜREÇ İLERLEMEDEN YENİ ANAYASA YAPILAMAZ’
Yeni anayasa tartışmalarına da değinen Temelli, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin anayasa tartışmalarından ayrı ele alınamayacağının altını çizerek şunları belirtti:
Yani şimdi bu mesele ilerlemeden nasıl anayasa yapacaksınız? Sayın Öcalan'ın inisiyatif almadığı bir anayasayı nasıl yapacaksınız? Yani süreçten yoksun anayasa yapabilir misiniz? Süreci bir kenara koyup o ayrı kendi yolunda gitsin ama biz gelin burada bir anayasa yapalım diyebilir misiniz? Ne diyor başkan? Diyor ki: ‘Hukuka dâhil olmalı Kürtler.’
Hukuka dâhil olmak demek anayasada yer bulmak demek değil mi? Anayasada eşit yurttaş olarak var olmak değil mi? Yani anayasa Türk, Kürt yazmak zorunda değil. Ama şunu söyleyebilir: Türkiye'de yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Eşit vatandaşlık haklarına haizdir. Şimdi böyle bir şey. Oysa bugünkü anayasaya bakın sadece Türkler için yazılmış.Başka kimseyi, başka bir toplumu dikkate almıyor.
‘ÖCALAN’IN SÜREÇTEKİ ROLÜ GÖZ ARDI EDİLEMEZ’
Kürt halkının ve Önder Apo’nun anayasa yapım sürecinin dışında tutulamayacağınıbelirten DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, seçim tartışmalarının da sürecin önüne geçirilmemesi gerektiğini aktararak değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Şimdi süreç böyle giderken bu sürece müdahil olmayan bir halkın ve onun önderinin anayasa yapım sürecinde dışlanması düşünülebilecek bir şey değil. Diğer taraftan işte her şeyi önünüzdeki seçime endeksliyorsunuz. Seçim hesaplarına endeksliyorsunuz, Fakat toplum sandığa gittiğinde nasıl karar vereceği, o kararın hangi zeminde şekilleneceğine dair hiçbir kaygınız yok. Şimdi düşünün. Sayın Öcalan'ın hâlâ kısmen tecrit altında tutulduğu bir yerde bir halk nasıl sandığa yaklaşır? Seçime hangi gözle bakar?
Siz müzakere yaptığınız insanı hâlâ tecrit koşullarında tutuyorsanız bu müzakereden beklediğiniz sonuçları, toplumun beklediği sonuçları çıkarmak zor. O yüzden bir an önce, tartışmasız bir şekilde artık bu müzakere zemininin demokratik bir zemine kavuşması, demokratik entegrasyon aklının artık siyasette hâkim olması ve hem hukuki olarak hem siyasi olarak adımların bu anlayışla atılması lazım. Bizim de önceliğimiz bu. Sayın Öcalan’ın süreçteki rolü asla gözardı edilemez.”