Daha çok birlik daha güçlü mücadele

Savaş rantçısı tutumlar kırılmak ve oyalayıcı yaklaşımlar aşılmak isteniyorsa tüm muhalefetin “Demokratik Cumhuriyet” ilkesi ve programı çerçevesinde birlik olması gerekir. Sürecin başarısı için daha çok birliğe ve daha güçlü mücadeleye ihtiyaç vardır.

Asrın Hukuk Bürosu’nun 21 Eylül tarihli açıklamasında gördük ki, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne karşı olan savaş rantçısı çevreler, başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik, onlar şahsında Kürt halkına yönelik saldırılarını artırmış durumdalar. Hatta saldırılarını hakaret düzeyine de vardırmışlar.

Bu tür saldırılar, Kürt düşmanı faşist-milliyetçi çevrelerden geldiği gibi, kendisine solcu diyen sosyal-milliyetçi çevrelerden de geliyormuş. Hep bir ağızdan Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin “başarıya gitmeyeceğini” söyleyerek süreç karşıtlığı yapıyorlarmış. Yani 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'ndan önceki süreci istiyorlarmış. Yani barışa karşı çıkıyor ve savaş istiyorlarmış. Demokratik siyasete ve demokratik topluma karşı çıkıyor, “Kürtler savaşa devam etsin biz de bu savaştan nemalanalım, rant elde edelim” diyorlarmış. Yani Kürtleri “Tetikçi” yerine koymak istiyorlarmış!

Peki böylelerine gerçekten ne diyelim? Çok açık ki, ‘göz göre göre savaş baronluğu yapmak istiyorlar’ desek, onlar açısından bunun bir anlamı ve etkisi olmaz. ‘Savaş rantçısı ve kan emici’ desek, zaten onların on yıllardır bilerek ve de isteyerek yaptıkları budur. ‘Bu kadar savaş istiyorsanız, buyurun siz yapın, elinizi tutan mı var?’ desek, bu tür sözler yine onları etkilemez, çünkü geçen savaş döneminde fersah fersah mücadele ortamlarından kaçanlar onlar olmuşlardır.

Belli ki böyleleri, kendilerini çok akıllı ve kurnaz, başkalarını ise ‘ahmak’ olarak görüyor. Halbuki esas ahmaklığı ve iki yüzlülüğü kendileri yaşıyorlar. Özünde çok derin bir Kürt karşıtlığı ve Kürt düşmanlığı içindeler; bu nedenle bu kadar çılgınca savaş çığırtkanlığı yapıyorlar. Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile rant kapılarının kapanmakta olduğunu gördükleri için de bu denli çığırtkan ve saldırgan hale geliyorlar.

Kuşkusuz böyleleri için ne söylense azdır. Aslında ağıza gelebilecek her şey söylenebilir fakat böylelerinin ar damarı çatlamıştır, bu nedenle sözden bir şey anlamazlar. Dolayısıyla böylelerine karşı bir şeyler söylemek değil de bunlar hakkında toplumu bilinçlendirip, iğrenç yüzlerini teşhir etmek daha anlamlı ve önemlidir. Dahası esas itibarıyla da bunların yemlendiği zeminleri kurutmak için çalışmak ve mücadele etmek gerekir.

Peki bu tip Kürt ve insanlık düşmanı çevreler hangi ortama dayanarak kendilerini yaşatmaktadırlar? Neye dayanarak böyle saldırgan hale gelmektedirler? Hangi ortamdan beslenmektedirler? Öyle ya, bu tür dayandıkları ve beslendikleri zemin olmasa bir gün bile ayakta kalamazlar. Bu tip çevrelere söz söylemek yerine, onların barınıp beslendiği zemini kurutmak için mücadele etmek daha doğru ve anlamlıdır.

Belli ki bu tip çevreler Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin kendi rant kapılarını kapatacağından çok korkuyor ve bu nedenle sürece saldırıyorlar. Süreç bozulmayıp ilerleme sağladıkça da korkuları ve de ondan kaynaklanan saldırıları artıyor. Söz konusu saldırıların bir boyutu olarak bu belirtilebilir. Diğer bir boyutu olarak da Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin gereklerinin zamanında yerine getirilmemesi olduğunu da görmek gerekir.

Bu noktada Kürt tarafı, Önder Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi süreç çerçevesinde üzerine düşeni yapmak için büyük bir gayret içindedir. Belki yeterince yaratıcı ve etkili olamamaktadırlar, ancak kendi alanları çerçevesinde sürecin gereklerini yerine getirmek için de çok ciddi ve tutarlı bir çaba içinde oldukları açıktır. Bu noktada söz konusu çevrelere zemin sunan, AKP iktidarının ve devletin, sürecin gerektirdiği demokratikleşme ve siyasallaşma adımlarını atmamasıdır.

Meclis'ten 10 Ağustos gecesi rekor oyla geçen ‘çerçeve yasa’ üzerinden bir buçuk ay geçmiş olmasına rağmen AKP iktidarı yasayı uygulamak için ciddi bir adım atmamıştır. 24 Ağustos’ta yapılan “Takip ve Denetleme Kurulu” toplantısı dışında ciddi bir faaliyet gözükmemekte, söz konusu toplantıda alındığı açıklanan kararların uygulaması da yapılmamaktadır. Bu noktada herkes beklenti halindedir. AKP’nin sözü bırakıp pratik adımlar atması beklenmektedir. İktidar olmanın gereklerinin yerine getirilmesi, Kürt karşıtı inkârcı zihniyet ve siyasetin değiştirilmesi istenmektedir.

İktidar çevreleri bu yönlü pratik adım atmadıkları gibi, süreci sözle geçiştirme çabasına devam etmektedirler. Dahası süreci araçsallaştırmaya, Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesine bağlamaya, ona hizmet eder kılmaya çalışmaktadırlar. AKP’nin her şeyiyle seçime hazırlandığını herkes görmektedir. İçeride ekonomi, dışarıda siyaset adeta yangını yaşar gibidir. AKP’nin tek derdi ise toplumu bastırmak, çeşitli yöntemlerle muhalefeti parçalamak, iktidar adayı hiçbir güç bırakmamaktır. Bu doğrultuda, süreç karşıtı rantçı çevrelerin tutumundan da yararlanmaya çalışmaktadır. Bu da savaş rantçısı çevrelerin varlık zeminini güçlendirmektedir.

Bu noktada muhalefetin duruşu ve tutumu da yeterli değildir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yeterli bir demokratik tutuma ve birliğe sahip değiller. CHP’den kopan Yeni Parti, bu noktada olumlu bir görüntü verse de gereken pratik tutum içine girememektedir. DEM Parti, ‘yeniden yapılanma’ söylemiyle yarattığı umut ve heyecanı, bu yönlü pratik adım atamadığı için koruyamamakta ve geliştirememektedir. Kendine sosyalist diyen çevreler de kendi içlerinde birlik olamayıp, demokratik güçleri birleştirmede öncülük görevini de yerine getirememektedir. Bütün bunların yol açtığı ortam, hem iktidara oyalama ve seçim hazırlığı yapma ve hem de rantçı çevrelere söz konusu saldırıları yürütme fırsatı vermektedir.

Oysa savaş rantçısı çevrelerden gelen saldırıların kırılması ve iktidarın oyalayıcı politikalarının aşılması; Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başarıya ulaşması için sürecin toplumsallaşması ve etkili bir toplum mücadelesine kavuşması gerekir. Bunun için de her şeyden önce muhalefetin daha çok birleşmesi şarttır. Örneğin, kendine sosyalist diyen tüm çevrelerin, asgari demokrasi ilkeleri temelinde birlik oluşturması hem gerekli hem de mümkündür. ‘Yoldaşça teorik tartışma’ ilkesi temelinde politik ittifak yapmalarının önünde herhangi bir engel yoktur.

Aslında mevcut koşullarda bu da yeterli olmaz. Eğer savaş rantçısı tutumlar kırılmak ve oyalayıcı yaklaşımlar aşılmak isteniyorsa mevcut durumda tüm muhalefetin “Demokratik Cumhuriyet” ilkesi ve programı çerçevesinde birlik olması gerekir. Tabii gerçekleşecek sosyalist birliğin de buna öncülük etmesi lazımdır. Ancak böyle bir birlik ve bu temelde geliştirilecek mücadele ile rantçılık yenilip oyalayıcılık aşılabilir. Yani Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başarısı için daha çok birliğe ve daha güçlü mücadeleye ihtiyaç vardır.

Aslında günümüz Türkiye’sinde güçlü olan savaş rantçılığı ile oyalayıcılık değildir. Bunları güçlü ve etkili gösteren şey, karşılarında yeterli bir demokratik cumhuriyet ittifakının ve mücadelesinin olmamasıdır. Bu noktada yaşanan parçalılık ve yaratıcı olamama, süreç karşıtlarına zemin sunmakta ve onları güçlüymüş gibi göstermektedir. O halde yapılması gereken şey açıktır: Demokratik cephede politik parçalılığı aşmak ve mücadelede son derece yaratıcı ve etkili yöntemler geliştirmek! Çok açık ki, yeni Türkiye’nin geleceğini bunu başaran güçler belirleyecektir.

Kaynak: Yeni Özgür Politika