Lübnan’da kaçırılan Suriye Direnişi (Mukaveme Suriyyi) Lideri Mihraç Ural’a yönelik yürütülen karalama kampanyası ve yargısız infaz girişimlerine ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı.
"Mihraç Ural’la Dayanışma Komitesi" adına Mehmet Güzel imzasıyla yayımlanan açıklamada, Ural’ın can güvenliğinin tehlikede olduğu vurgulanarak uluslararası insan hakları örgütleri ve demokratik kamuoyu acil göreve çağrıldı.
Mihraç Ural’la Dayanışma Komitesi açıklamasında, Ural’ın kaçırılması ve sonrasında gelişen sürece ilişkin şu ifadelere yer verildi: "Mihraç Ural 15 Ekim 2026 tarihinde MİT’in korsan bir operasyonu ile Lübnan’dan kaçırılarak Suriye’ye götürüldü. Bu operasyonun kendisi bile uluslararası hukuka, Lübnan’ın egemenlik haklarına karşı bir saldırı olduğu açıktır. Mihraç Ural Suriye’ye götürülür götürülmez, Türkiye ve Suriye iktidarları eliyle yargısız mahkumiyet çabalarına başlandı. Kitleler merkezi kanallarla yönetildiği belli olan yoğun algı operasyonlarına başlandı. 'Reyhanlı katliamının sorumlusu' ve 'Banyas Kasabı' ifadelerini onun isminin önüne bir unvan gibi yerleştirerek insanların algılarında bir peşin kabul yaratıldı."
'SUÇLAMALAR ASILSIZDIR'
Yürütülen algı operasyonlarının somut belgeler ve dava dosyalarıyla çürütüldüğü belirtilen açıklamada, Mihraç Ural ve Mukaveme Suriyyi’nin Reyhanlı ile Banyas katliamlarıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığı dile getirildi. Komite açıklamasında somut verilere dikkat çekildi: "Oysa Suriye’deki Banyas katliamında da Reyhanlı katliamında da Mihraç Ural’ın zerre kadar ilgisi yoktu. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Eylül 2013 tarihli 78 sayfalık raporunda ayrıntılı olarak Banyas olayları incelenmiş ve bu olaylarda Mukaveme Suriyyi ve Mihraç Ural hiçbir şekilde suçlanmamıştır. Reyhanlı patlaması yargılama davasında yer alan sanıklar gerek emniyet müdürlüğü gerek savcılık soruşturmalarında gerekse de mahkeme sorgularında özel bir çabayla Mihrac Ural ile ilişkilendirilmeye çalışıldı ancak Mihraç Ural’ın bu olayla ilgisinin olduğuna dair hiçbir ifade alınamadı. Tam tersine sanıklar ifadelerinde olayla ilgili olarak Heysem Topalca'nın ilgisi olduğunu açıklamışlardır. Reyhanlı katliamı gerçekleşir gerçekleşmez Colani liderliğindeki El Nusra Cephesi katliamı üstlenmişti."
'DİRENDİĞİ İÇİN HEDEF ALINIYOR'
Açıklamada, Türk devletinin Mihraç Ural’a yönelik husumetinin arka planında Suriye'deki müdahale politikalarının yattığı vurgulanarak, şu değerlendirmede bulunuldu: "Mihraç Ural’ın bütün bu suçlamalara maruz bırakılmasının en büyük nedeni Türk devletinin Mihraç Ural ve Mukaveme Suriyyi düşmanlığıdır. Türkiye, Lazkiye’nin kuzeyinde bu 'ulusal hedefi'ne ulaşamadı. Bunda dış saldırılara karşı Suriye ordusuna yardımcı olan Mukaveme Suriyyi direnişinin belirleyici payı olduğunu düşünen Türkiye yöneticileri bu milis direniş örgütünün liderine karşı özel bir düşmanlık güttüler. Mihraç Ural’a karşı terör örgütleri eliyle defalarca suikastlar düzenlediler."
'ULUSLARARASI KAMUOYU HAREKETE GEÇMELİ'
Dayanışma Komitesi, Ural’ın can güvenliğinin sağlanması ve adil yargılanma hakkının korunması için uluslararası alanda mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Bu dosya, yaratılan boş, mesnetsiz ve haksız algılara karşı gerçeğin haykırılması ve adaletin talep edilmesi niteliğindedir. İnsan haklarından ve adaletten yana olan bütün kişi ve kuruluşları, uluslararası organizasyonları bu konuda duyarlı olmaya davet ediyor, harekete geçmeleri çağrısında bulunuyoruz."